Halk Ozanlarından Örnekler
Anadolu halk edebiyatının omurgasını oluşturan ozanlarımızdan bazılarının eserlerinden birer tadımlık vermek istiyoruz. İşte güzel Türkçe'yi ustaca kullanan bir ozanımız Yunus Emre bakın bir şiirinde ne diyor:
İlim ilim bilmektir
İlim kendinden bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Okumaktan mana ne
Kişi Hakk'ı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bu kuru emektir
Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eri Hak bilmez isen
Abes yere yelmektir
Dört kitabım manası
Bellidir bir elifde
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır
Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepsinden eyice
Bir gönüle girmektir
Kaygusuz Abdal ( 1341 -1441 ) ise, insanı anlatırken o denli anlamlı bir ifade kullanıyor ki; bu ifadelerin önünde bu düşüncenin ve bu dilin zenginliğini görmemek olası değildir.
"Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil
Adem manaya derler
Suret ile kaş değil."
Kaygusuz Abdal
Anadolu halk ozanlarının önemli isimlerinden biri olan Pir Sultan Abdal ise memleketi Sivas için şöyle yazmış:
"Sivas illerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Dosttan ayrılmışın bağrım delinir
Katip isteğimi Şah'a böyle yaz."
Pir Sultan Abdal
16. yüzyılda Orta Anadolu' da yaşamış Kul Himmet ise bir şiirinde şöyle sesleniyor:
"Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu.
Kul Himmet
Aşık Veysel ( 1894 -1973 ) ise şöyle diyor:
"Güzelliğin on para etmez
Şu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulamaz
Gönlümdeki köşk olmasa"
Aşık Veysel
"Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır."
Aşık Veysel
HIZIR PAŞA
Sivas'la Hafik arasında kalan Sofular köyünde Hızır adında bir çocuğu babası, eğitmek için Pir Sultan'ın yanına verir. Yedi yıl Banaz'da Pir Sultan'ın yanında dersler alır. Günün birinde:" Pirim bana izin verin de yeni bir görev alayım, büyük adam olayım", der. Pir Sultan: " Hızır, ben sana izin veririm; gidip büyük adam olursun, ama sonrada gelip beni asarsın", der. Pir Sultan'dan izin alan Hızır İstanbul'a gider, padişah'ın sarayına varır. Pir Sultan'ın yetiştirdiği iyi bir öğrenci olduğundan, başarılı olup padişahlığa kadar yükselir.
Kısa bir zaman sonra Sivas'a vali olarak atanır. Zamanla Pir'in yanında öğrendiklerini unutur; haram yemeye, yoksullara zulmetmeye başlar. Hızır Paşa'nın çok canlar yakan, haklıyı haksız çıkaran iki de kadısı vardır. Birinin adı "Kara Kadı" diğerinin adı "Sarı Kadı"dır. Pir Sultan da köpeklerinin birinin adını Kara Kadı, diğerininkini Sarı Kadı koymuştu. Komşularından biri gidip kadılara haber verir. Vali adamlarını gönderip Pir Sultan'ı getirdikten sonra, yargılama başlarlar. Pir Sultan :"Tanrının bildiğini sizden mi saklayayım. Köpeklerime sizlerin adını koydum. Ama onlar sizlerden iyidir. Sizler haram yersiniz, onlar yemezler",der. Kadılar: " Nereden biliyorsunuz?" diye sorduklarında; Pir Sultan :"İsterseniz deneyelim."der. Kadıların kabul etmesi üzerine bir tabak "helal" yemek ile bir tabak "haram" yemek kadıların önüne konur. Onları izleyen tanıklar, kadıların haram yemek yediğini gördüler. Ardından köpeklerin önüne de bir tabak haram, bir tabak helal yemek konur. Hayvanlar tabakları kokladıktan sonra helal yemeği yemeye başlarlar. Böylelikle kadıların haram yemek yediklerini öğrenmiş olurlar. Bundan dolayı halk arasında "iyi köpek, kötü kadıdan üstündür", derler.
Yaşananlardan sonra kimse kadıların yüzüne bakamaz olur. Bu aşağılamaya çok kızan Hızır Paşa, Pir Sultan'ı hapseder. Hapishanede Pir Sultan: "Dönen dönsün ben dönmem hak yolundan" diyordu. Hızır Paşa bununla da yetinemeyip bir süre sonra Pir Sultan'ın asılmasını emreder.