Günümüzde Alevilik
1950 öncesi, Anadolu'daki bir çok şehir ve kasabada bakkal dükkanına bile sahip olmayan Aleviler, artık büyük şehirlerde şirket ve holding sahibi oldular. İthalat ve İhracatta da etkili olan Aleviler bugün Türkiye pazarında önemli bir pay elde etmiş bulunuyorlar.
Aleviler'in ekonomik gelişimi, siyasal ve sosyal alanlardada rol almalarını sağlamıştır. Aleviler bugün yirmimilyon civarında nüfusa ve beşmilyon civarında seçmene sahiptir. Bu, bir siyasal partiyi tek başına iktidar yapacak sayısal güç demektir. Yani, siyasal partiler için önemli bir oy deposu konumundadırlar.
Aleviler siyasal ve ekonomik olarak meşru kabul edilmelerine rağmen dini alanda aynı hoşgörüyle karşılanmamaktadırlar. Bugün bile bu kitlenin dini ayinleri, inançları yaptıkları ibadetler bazı kesimlerce meşru sayılmamaktadır.
Osmanlı döneminde Alevilerin ibadet biçimi olan Cem ayinlerine ilişkin yasaklar, baskılar, Cumhuriyet döneminde de ne yazık ki devam etmiştir. Halk ibadetini gizli olarak geceleri yaparak sürdürmüştür. Bu yüzden tutuklanmalar, işkenceler olmuştur.
Cumhuriyet yönetimi devlet ve din işlerini birbirinden ayırmıştır. Hatta din işlerinden sorumlu olarak daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Fakat bir Devlet Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyet gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı yalnız Hanefi Müslümanlara hizmet götürmektedir. Bütün bu dönem boyunca Alevilerin dini ihtiyacı yok sayılmış, onlara hiçbir dini hizmet götürülmemiştir. Diyanet İşleri, sadece hakim mezhep olan Hanefiliğe hizmet götürülmüştür. Azınlık mezheplere, onlar içindeki en büyük kitleye hiçbir hizmet götürmediği gibi suçlamalar yapmaya, Aleviliği kötülemeye devam etmiştir. Camilerdeki uygulamalar ve zaman zaman verilen fetvalar Emevi camilerini aratmayacak boyutlara ulaşmıştır.
Alevilerin en önemli sorunlarından biri de cenaze namazı meselesidir. Alevilerin büyük çoğunluğu bugün ülkemizde camilere gitmemektedir. Giden kısım küçük bir kesimdir. Böyle olunca, doğumundan öldüğü güne kadar camiye gitmeyen insanı biz ölünce cenaze namazı için camiye götürmekteyiz. Alevi kitle doğası gereği camide klınan namazı bilmez. Bu olay ölenin akrabaları ve çevresi için çok güç bir durum yaratmaktadır. Zaten çoğu yerde cami imamı, ölen Alevi ise cenaze namazını kılmak istemememekte, arkasından tartışmalar ve tatsızlıklar çıkmaktadır. Doğumdan ölene kadar Alevi inancına göre yaşamını sürdüren kişiye, ölünce Sünni inancına göre cenaze namazı kılınmaktadır. Bu çok büyük bir çelişkidir ve rahatsızlık verici bir durumdur.
Bu sorunun çözüm yolu giderleri Alevilerin de katkıda bulunduğu bütçeden Alevilere de dini hizmet götürülmesidir. Tabi bu hizmetin amacı Sünni din adamları vasıtası ile Alevileri Sünnileştirmek değil, Alevi din adamları vasıtası ile Alevilere dini hizmet götürmek olamalıdır.
Bunun dünyada örnekleri vardır. Hıristiyanlık içindeki farklı mezheplere kiliseler benzer biçimde vermektedir. Humeyni İranı'nda hakim mezhep Caferi mezhebidir. Ama diğer mezheplere de kendi inançlarına uygun dini hizmetler götürülmektedir. Hatta bir yörede çoğunluk Caferi mezhebi dışındaki bir mezhebi ait ise, orada Caferi mezhebi azınlık mezhebi sayılmaktadır. Kardeşlik ve barış ancak böyle sağlanacağı için bu çözüm bize de örnek olmalıdır. Azınlık olsun, çoğunluk olsun bütün mezheplerin, tarikatların temeli İslam dinidir. Bir dinin veya mezhebin doğru veya yanlış olması çoğunluk veya aznlık olmalarına bağlı değildir. Hz. Muhammet zamanında mezhep, tarikat vs. yoktu. Kuran'da mezhep ve tarikat diye bir olgu yoktur. Hepsi daha sonraki çeşitli tarihi olayların ardından ortaya çıkmıştır. Mezhep ve tarikat mensupları kendi mezheplerini doğru kabul etmektedir. Ama doğruluk, bilindiği gii göreceli bir kavramdır. Herkese göre değişir.
Bu sorun bugüne kadar çözülmemiştir. Bugün bize kadar gelen sorun tarihsel bir mirastır. Bu miras iyi de olsa, kötü de olsa bizimdir. Elbette ki bu tatsızlıklar olmasa daha iyi olurdu. Ama bunlar olmuş. Tarihten doğru dersler çıkaralım. İntikamcı sonuçlar çıkarmayalım. Bütün Müslümanlar kardeştir. Bizim inandığımıza inanan da, inanmayan da... Bütün insanlar da kardeştir. Başka dinlere inananlar da, hiçbir dine inanmayanlar da hala ağaçlara, hayvanlara tapan animistler de bizim kardeşimizdir.
Artık dünya bütünleşiyor. Sadece bir dinin veya ülkenin sorunu olan sorunlar yoktur. Bütün dünya insanlığının sorunları ortaktır.
Bugün Aleviliğin, dinsel örf ve adetlerinin oldukça zayıfladığını da belirtmek gerekiyor.
Bu olayın çok eski bir geçmişi vardır. Osmanlı'da merkezi bir dini yapısı olmayan Alevilik tabii ki gelişemezdi. Ancak varlığını her türlü zorluğa rağmen gizli olarak sürdürmeye çalışıyordu. O zamandanbugüne ayinlerde, inançlarda, folklorik yapıda önemli farklılıklar oluştu.
Sünnilik camilerde örgütlü idi. Hatta Osmanlı'da padişah aynı zamanda İslamın en büyük dini temsilcisi olan halifedir. Zaten ülke şeriatla yönetiliyordu.
Cumhuriyet'le din ve devlet ileri ayrıldı. Hilafet kaldırıldı. Ama Sünnilik gene devlet dini ve merkezi bir yapı ile varlığını sürdürmeye devam etti. Bugün Diyanet İşleri aracılığıyla camiler de bu merkezi yapıya bağlıdır. Kısaca ülkemiz "laik"tir ama, devletin resmi bir dini vardır. Laik bir ülkede resmi din olmaması gerekir. Hem laiklik var, hem de resmi din var. Bu olmaz. Resmi dinden de anlaşılan Hanefi mezhebidir.
Alevilikte di adamı olan dedeler Osmanlı'nın ilk zamanlarında Erdebil ve Hacı Bektaş Dergahı'na bağlı olarak çalışıyordu. Atamanları bu merkezler yapardı. Sonra tek merkez Hacı Bektaş Dergahı oldu. Ayrıca ona bağlı Rumeli, İstanbul gibi dergahları vardı.
Sonraki yıllarda bu merkezi yapı bozuldu. Dedelik kurumu merkezi yapısını kaybetti. Önceleri Hacı Bektaş Dergahı yetenekli din adamlarını dede olarak atardı, ama bu sistemin yerini giderek dedeliğin babadan oğula geçtiği sistem aldı.
Böylece yeteneksiz ve Alevi ilkelerine göre eğitilmemiş kimseler de Alevilikte dede olabilmeye başlamıştı. Oysa Hacı Bektaş dergahı, dede olacak adayları birçok seviyede eğitimden ve çeşitli testlerden geçtikten sonra herhangi bir dergaha dede olarak gönderiyordu.
Dede olacaklar, dünya nimetlerinden tamamen el etek çekiyorlar, kendilerini öncelikle Hakk'a ve halka adıyorlardı. Onların artık kendi hayatı ve bireysel yaşamları sözkonusu değildi. Onlar Hakk'ın yani Tanrı'nın ilkelerini halka götüren birer derviş idiler. Birçok keramet sahibi,erdemli, ermiş insanlardı. Dedeler bu yüzden kutsal idiler. Halk bu ulu insanları severdi. Onlar yeryüzünde örnek insanlardı.
Dedeler, Hacı Bektaş Veli'nin ilkeleri doğrultusunda Hz. Muhammet, Hz. Ali ve Ehlibeyt aşkı ile halkı eğitiyorlar, onlara dini ve dünyevi konularda öncülük ediyorlardı. Eğitim ve öğretim dışında halkın her türlü sorunuyla uğraşmak da dedelerin görevleri arasında yer alıyor.
Merkezi yapı dağıldıktan sonra dedelik babadan oğla geçen bir saltanat kurumuna dönüştü. Böyle olunca seviye düştü. Birçok dede çocuğu, haketmeden dede oldu. Dedelik kurumunun haklı olarak kazandığı "itibar" giderek istismar edildi. Halk bu istismardan rahatsız oldu. Dedelik kurumuna tepki göstermeye başladı. Dedeler, halka hizmet eden "derviş"ler olmaktan çıkıp toprak, köy, mülk sahibi, "ağa dede" lere dönüştüler.
Dedelik kurumunda bu değişim yaşanırken, Alevi toplumuda hızlı bir değişim içine girmişti. Şehirli hayata geçen Alevilerin çocukları okumakta, yüksek okulu Alevi gençler çoğalmaktaydı. Batı'da (Almanya vs.) işçilik ypan Alevi işçiler artık farklı değer yargıları ile tanışmaktaydı. İşte böylece ortaya çıkan bu yeni kuşak, dedeliği sorgulamaya başladı.
Ülkedeki sosyal ve siyasal gelişme ve değişme ve değişme, Alevi gençlerini ve toplumunu da etkilemektedir. Kültür dokularındaki yapı gereği devrimci, demokrat fikirler daha çok Alevi gençler ve Alevi kitle tarafından tasvip görmektedir. Sendikalı işçilerin çoğunluğunun Alevi işçiler oluşturmakta, öğrenci olaylarında Alevi gençler aktif rol oynamaktadır.
Alevilik doğuşu itibarıyla dinsel bir olay idi. Ama geçirdiği toplumsal evrelerden sonra artık çok farklı bir konuma ulaşmıştır.
Günümüzde Alevilik; kültürel bir kimliği ifade etmektedir. Bu da, dinsel özelliklerinin yanısıra çağdaş ilerici, hoşgörülü, hümanist, demokrat, laik bir düşünce yapısıdır.
Ülkemizde yaşanan olumsuz toplumsal etkilenmeler Alevi kitle için de geçerlidir. Fakat genel olarak Alevilik tarihsel misyonunu, yani haklı toplumsal muhalefetini günümüzde de tavizsiz larak sürdürmektedir.
Alevilik, her türlü toplumsal haksızlığa karşı mücadeleyi kendine prensip edinmiş; eşitlikçi, özgürlükçü bölüşümcü, devrimci, demokrat, laik bir yapılanmadır.