Hacı Bektaşi Veli'nin Alevilikteki Yeri
Anadolu, hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün ermişlere, bütün dervişlere, bütün uluslara kapılarını açmış derin sevgi, saygı göstermiş insanların yurdudur.
Anadolu, bilinen en eski çağlardan bugüne uzanan bir uygarlıklar zinciridir. Bu kültür mozaiğidir.
Tarihçilerin ve arkeologların verdikleri bilgilere göre, Anadolu'nun 10.000 yıllık yazılı bir tarihi var. Anadolu uygarlıkları, bir yaratmalar bütünü, emekler toplamıdır.
Anadolu'nun tarihi, Anadolu insanının tarihidir. Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Biri olmadan diğeri düşünülemez. Biri anlaşılmadan, öteki anlaşılamaz, açıklanamaz. Bu bütünlük, bilinen en eski geçmişten günümüze kadar sürüp gelmektedir.
Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir öz ve biçim vermiştir.
Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu'da buluşmuş, karışmış kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce olarak tarih sahnesine çıkmıştır.
En son tek Tanrılı din olan İslamlık bile burada, doğduğu ülkedeki gibi algılanmamış, Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış, yeni bir içerik kazanmıştır. Anadolu Müslümanlığı, kendine has özellikler taşıyan bir içerikle ortaya çıkmıştır.
Anadolu medeniyetlerine gözatarsak şu başlıklara rastlıyoruz: Hitit Öncesi, Hititler (Etiler), Huriler, Frigyalılar, Lidyalılar, Likyalılar, Karyalılar, Urartular, Anzaranlar, Suriler, Sümer, Akad, Babil, Asur ile Helenistlik Çağ, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkler…
Anadolu'da; Doğu ve Batı inançları çağlar boyu birbirine o kadar çok karışmış ve kaynaşmıştır ki hangi inancın kaynak olduğu, hangisinin kaynaktan çıktığı kesin olarak söylenemez.
Örneğin, Aleviliğin en önemli ilkesi olan, "Eline, Diline, Beline…" sahip olma inancı, Budha dininde de, Maniheizm'de de görülmektedir.
Gene Tasavvuftaki ölümsüzlük, Hint düşüncesi Nirvana'nın varlığında ölümsüzlük olarak yaşıyor.
Alevilerdeki Cem ayininin kaynağını bakın nerelerde görüyoruz:
Dionysos, eski Anadolu'da, Cem ise, İran'da şarabın bulucusudur. Eski Yunan'da Şarap Tanrısı Dionysos'un törenlerinde ayinlerde şarap içilir. Alevi Cem'lerinde de tören sırasında dem içilir. Halbuki Müslümanlıkta içki yasaktır.
Hıristiyanlıktaki "Baba Allah, Oğul Allah, Ruh Allah" ya da "Allah, Rahman, Rahim" biçimindeki üçleme inancı Anadolu'da Alevilikte; "Allah, Muhammet, Ali" üçlemesi olarak görülmektedir.
Eski Yunan'daki rakamlara verilen kutsal anlamlar (üçler,beşler, yediler, kırklar v.s.) Alevilikte de aynen görülüyor. Güneş, çok tanrılı dinlerde özellikle Zerdüşt dininde çok anlamlıdır. Aynı inanç, Şamanizm'de de var. Anadolu Alevileri de güneş doğunca oturup dua ederler.
Anadolu'da görülen, Güneş'in, Ay'ın dağların, yüksek tepelerin, suyun, ateşin, eşiğin kutsal sayılması Şamanizm'den gelmiştir.
Şamanlığa giriş töreninde de, aynen Alevilikteki ikrar ayininde olduğu gibi kurbanlar kesilir, dem içilip, sazlar çalınır, dans (semah) edilir.
Anadolu deyimi de Bizans kökenlidir. Anadolu'ya Türkiye adını ilk kez Haçlılar verir. Eskiden kentlerdeki Türk illerine halifenin bahçesi adını verirler. (15)
Anadolu tarihçileri, Türklerin, XI. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya göçler yolu ile geldiklerini yazarlar. Türkler bu sırada gerek kültür, gerek dinsel açıdan heterojen bir toplumdur. Batınî eğilimlerin güçlü olduğu, tasavvufa açık bir yapıları vardır.
Bu göçler sırasında, çeşitli tarikatlere bağlı çeşitli milliyetlere mensup şeyhler ve dervişler de akın akın Anadolu'ya gelirler, yerleşirler ve tekkelerini açarlar. Arkasından da inançlarını yaymaya başlarlar.
İşte, Hacı Bektaş Veli'den önce Selçuklu yönetiminin haksızlıklarına karşı ardı arkası kesilmeyen başkaldırılar olmuştur. Babai İsyanı yaşanmıştır. Hacı Bektaş Veli, Anadolu'ya bu olaylardan sonra gelmiştir. Tarih olarak da tahminen Babai İsyanı sonrası, yani 1240 yıllarında.
Anadolu Aleviliğini anlamak için, Hacı Bektaş Veli'yi tanımak gerekir. Çünkü, Anadolu Aleviliği ve Bektaşiliği ile Hacı Bektaş Veli adı, eş anlamlıdır. Biri bilinmeden diğeri bilinemez.
Anadolu'da halk arasında, Bektaş Veli'nin hayatı ile ilgili sayısız rivayet vardır. Bu nedenle Hacı Bektaş Veli'nin hayatı ile ilgili bilgilerin esasını masalımsı mitolojik bilgiler oluşturur.
Yani, Hacı Bektaş Veli'nin gerçek hayatı yanında, bir de mitolojik hayatı vardır.
Mitolojik hayatında, masal unsuru hakimdir. Kahramanımızın bir bağırması ile yüzlerce kişi ölebilir, yok olabilir. Erenler, denize halısını veya postunu serer üstüne oturur, karşıya geçer. Sırası gelince şahin olur, güvercin olur uçar. Gerekirse silkinir, insan olur. Bir anda birçok yerde olabilir. Sabah Kabe'de, öğle yemeğinde evine döner. Ateşte, kaynar suda yanmaz. Taşa basar, taşta ayak izleri çıkar. Taşı isterse un gibi ezer, dağı saman çöpü gibi nefesiyle uçurur. Taşlar, kerametine tanıklık eder. Hayvanlar keremi ile dile gelir, kayalar yürür. Yırtıcı hayvanlar onun bakışıyla ya yok olur ya da taş kesilir.
İradesi tabiat kanunlarının üstündedir. Dileyip de gerçekleştiremediği şey yoktur. Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan yaratır. Onun için yok yoktur; doğuşu bile bir kerametin sonucudur. Ölüm ise onun için uyumak anlamına gelir (16) Velayetname, Hacı Bektaş Veli'yi işte böyle tanıtıyor.
Her masalda halkın yorumu vardır. Dileği, düşüncesi, anlayışı, anlatışı ve masalın dayandığı bir gerçek payı vardır. Bu yüzden bazen gerçek masallaşır ve dile gelir.
Bu özellik, bütün cinlerde ortak paydayı oluşturur. Hıristiyan aziz de ejderha öldürür, Müslüman aziz de, Budist aziz de… Hepsi denizi geçer, havada uçar vs. Bu olağanüstü olaylar dinden ya da mezhepten değil, çok tanrılı dinler dönemindeki düşünceden kaynaklanır. Bunlar, refah ve huzur dileğidir. Erişilmeze erişmeyi isteme duygusudur. Bu özellikler hangi ulus ve dinde olursa olsun ortak özlemlerdir. Geçmişte ortak şeyler yaşanmıştır. Aynı inanç ve aynı özlemler paylaşılmıştır. Bu durum, şu ya da bu oranda bugüne de yansımıştır. Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya büyük Türk Mutasavvufu Hoca Ahmet Yesevi'nin halifelerinden Lokman Parende'nin gönderdiği rivayet edilir. Lokman Parende aynı zamanda Hacı Bektaş Veli'ye babası İbrahim Al Sani (Seyyid Muhammet) tarafından Hoca olarak tutulmuştur. Lokman Parande öğrencisini Yesevilik tekkelerinden uygun örf ve ananeye göre yetiştirmiştir.
İslamiyet'in Türkler arasında yayılmasından sonra, Yasevilik Türkler arasında gelişen ve büyük taraftar toplayan ilk Müslüman Türk tarikatı olur. Yesevilik, Türkistan, Anadolu ve Rumeli'nde bulunan Türk ve Kürt tarikatlarına tasavvuf anlayışını soktu.
Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya gelişinden önce Baba İshak önderliğinde Anadolu Selçuklu devletine karşı büyük bir başkaldırı olmuş, Alaaddin Keykubat ayaklanmayı ancak paralı Fransız askerlerin yardımıyla ve çok kanlı bir biçimde bastırmıştır.
Bu sırada bir başka tasavvuf piri, Ahi Evren Veli de Kırşehir'de yaşıyordu. Bütün Anadolu işçi e esnafı onun buyruğundaydı. Ahilik e Babailik temelde birbirine yakın düşünce akımıdır. Hacı Bektaş Veli Kırşehir'e yerleşmeden önce Horasan ve Erdebil'de tekke eğitimi almış, bunun dışında Ortadoğu'yu hayli gezmiş, incelemişti. Bazı kaynaklar Mekke ve Medine'ye gittiğini de yazar.
Bektaş Veli, İran Batınilerini, Arabistan'daki İsmailileri, Horosan'da Yeseviliği, Mezopotomya'yı Selçuklu Sultanlığındaki Acem etkisini, Karamanlılardaki Türk fikrini, Ahi ve Babai inançlarını da yakından tanımıştır.
Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya geldiği yıllarda Anadolu çok karışıktı. Anadolu Selçuklu devleti, halk yabancılaşmıştı. Acem ve Arap etkisi hakimdi Türklere insan muamelesi bile yapılmıyordu. İktidar ve din kavgalarının alıp yürüdüğü Anadolu'da halk Selçuklu yönetiminden çok hoşnutsuzdu. Zaten Babai İsyanı da bu yüzden çıkmıştı. İsyanın önderi Baba İshak, Selçuklu ordusunu birkaç kez yendikten sonra, Fransız paralı askerlerinin yardımı ile ele geçirilmiş asılmış ve isyan da böylece bastırılmıştı (1240) Hacı Bektaş eli, Anadolu'da uzun süre gezdikten sonra, Kırşehir civarındaki, Sulucakaracahöyük'e (bugünkü Hacıbektaş Kasabası) yerleşti. Orada tekkesini kurdu ve inançlarını yaymaya başladı.
Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında "Bektaşilik" denilen bir tarikat yoktu. Alevilik ya da Bektaşilik dediğimiz inanç sistemi O, hakka yürüdükten çok sonra ortaya çıkmıştır. Bu düşünceyi ve eylemi, Hacı Bektaş Veli'den 200 yıl kadar sonra posta oturan Balık Sultan sistemleştirmiştir. Bektaşilikte hiç evlenmemeyi (mücerret babalığı) ve kendini tamamen dine verme geleneğini Balım Sultan ortaya koymuştur. Hacı Bektaş "Babaları" bu görüşü savunurken, "Çelebiler" kolu da evlenmeyi savunmuştur. Balım Sultan'dan sonra Hacı Bektaş'ta iki post vardır: A) Babalar, B) Çelebiler.
Hacı Bektaş Veli 1270-71 yıllarında Hakka yürüdükten sonra, babalık postuna sırasıyla Hızır Lala, Resul Bali, Yusuf Bali, Mürsel Bali Sultan, Cemali Sultan, Kolu Açık Hacım Sultan, Sarı İsmail Sultan oturmuştur. Bunlardan sonra Balım Sultan gelir. B postnişinlerin Hacı Bektaş Veli'nin yol oğlu, Timur Taş'tan soy takip ettiği söylenir. Timur Taş'a Hızır Lala da denir.
Bugün, Balım Sultan Türbesi Hacı Bektaş Veli'nin türbesi ile birlikte ziyarete açıktır. Mücerret babaların kulağının kesilip küpe takıldığı eşikte niyaz edilir. Bu mücerretlik küpesinin anlamı evlenmemektir. Dini ve felsefi anlamı ise; "Terki dünya, Terki urba, Terki terek" biçiminde özetlenir. Bu, dünya nimetlerinden uzaklaşıp kendilerini Hakka veren dervişliğin yaşam felsefesidir.