Din Dersi Kitaplarında Son Durum...
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders müfredatında hiçbir değişiklik yapılmamış; AİHM ve Danıştay 8. Dairesinin kararına karşın ders müfredatı ve ders kitaplarındaki Sünni inancı esas alan içerik muhafaza edilmiştir. 7. 8. ve 11. sınıf ders kitaplarındaki kimi kısımların müfredata dokunmadan yeniden yazıldığı görülmektedir. 4. 5. 6. 9. ve 10. sınıf ders kitapları ise geçen yıl ki içerikle yeniden basılmıştır.
Liselerin 4 yıla çıkması nedeniyle bu yıl ilk kez 12. sınıf ders kitabı hazırlanmış ve basılmıştır. 12. sınıf ders kitabı da sadece Sünni inanç ve Sünni bakış doğrultusunda hazırlanmıştır.
Öncelikle ilk kez okutulacak olması nedeniyle 12. sınıf ders kitabı ile ilgili, ardından 11. 7. ve 8. sınıf ders kitapları ile ilgili incelememizi sunalım. 4. 5. 6. 9. ve 10. sınıf ders kitaplarında hiçbir değişiklik yapılmamış olduğundan bu kitaplarla ilgili geçen yılki incelememiz geçerliliğini sürdürmektedir.
12. Sınıf Ders Kitabı
Bu eğitim ve öğretim yılından itibaren ilk kez okutulmaya başlanan 12. sınıf ders kitabı da daha önceki sınıflara ait kitaplarda olduğu gibi Sünni – Hanefi anlayış doğrultusunda hazırlanmıştır.
“ Dünya Hayatı ve Ahiret “ başlıklı ünitede sadece Sünni İslam inancı esas alınmıştır. Alevilerin tenasüh, devriye ve hulül gibi inançlarına hiçbir biçimde yer verilmemiştir. Yine aynı ünitede cenaze törenleri ile ilgili bölümde “ Cenaze Namazının Kılınışı “ sadece Sünni inanca göre verilmiştir. Alevi ve Şiilerin cenaze namazı kılma şekillerine yer verilmemiştir. (s.21)
“ Dinlerde İbadetler “ başlıklı ünitede İslam dinindeki ibadetler konusu işlenirken sadece Sünnilerin ibadet biçimlerine yer verilmiş; Alevilerin cem ibadeti, muharrem orucu ve matemi, semah vb. ibadetlerine ise yer verilmemiştir. “ Dinlerde İbadet Yerleri “ alt başlığı altında ise yine cami ve mescitlerden söz edilmiş fakat cem evlerinden bahsedilmemiştir. (s.42)
“ İslam Düşüncesinde Tasavvufi Yorumlar “ adlı ünitede “ Alevilik ve Bektaşilik “ sadece tasavvufi bir yorum olarak gösterilmiş, böylece Alevilik Sünniliğin içinde bir tarikat konumuna indirgenmiştir. Alevilik ve Bektaşilik resim ve panolarla birlikte toplam beş sayfada anlatılmıştır.
Alevi ibadetlerine tarikat ayinleri şeklinde değinilmiştir. Aleviliğe ait kimi kavram ve terimlere de yine bu çerçevede yer verilmiştir. Cem ibadeti, Muharrem matemi ve orucu, semah gibi Alevi ibadetleri bir tarikat ayini olarak ele alınmıştır. Böylece Alevilik; Kadirilik ve Nakşilik gibi Sünni tarikatlarla aynı kefeye konulmuştur.
Alevilere İslam’ın temel ibadetlerinin; beş vakit namaz, ramazan orucu, Kabe’ye hacca gitmek olduğu telkin edilmiş, kimi Alevi kaynaklarındaki ilgili ifadeler maksatlı bir biçimde farklı yorumlanarak yani Sünni bakışıyla ele alınarak metne dahil edilmiş ve özellikle öne çıkarılarak vurgulanmıştır. Böylece Alevilere de nasıl Alevi olmaları gerektiği öğretilmiştir. Yani Aleviler camiye, beş vakit namaza, ramazan orucu tutmaya ve hacca gitmeye davet edilmiştir. Oysa asimile olmamış hiçbir Alevinin hayatında beş vakit namaz, ramazan orucu ve Kabe’ye hacca gitmek yoktur.
Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen Makalat’tan, Pir Sultan’a ait olduğu ileri sürülen kimi deyişlerden bölümler ve değişik nüshaları bulunan Buyruk adlı yapıttan alınan kimi cümleler tamamen Sünni inanca göre yorumlanarak metne konulmuş ve böylece Alevileri asimile etme projesini uygulamaya devam edilmiştir.
Kitaplarda Aleviliğe de yer verdik denilerek “ Alevilik – Bektaşilik “ başlığı altında tümüyle asimilasyoncu ifadelere yer verilmiştir. Böylece tarihsel ve geleneksel Alevi dönüştürülmeye ve Sünnileştirilmeye çalışılmıştır.
Aleviler tarafından ısrarla dile getirilen “ Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi “ talebine karşı daima Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’nun – kanunda cem evi ifadesi yer almamasına rağmen - buna engel olduğunu söyleyerek cem evlerini tekke konumuna indirgemeye çalışan içinde MEB’in de yer aldığı resmi kurumların, yine Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanunu gibi devrim yasaları arasında yer alan; şeyhlik, seyitlik, dedelik, babalık gibi bir kısım ünvanların kullanılmasının yasaklandığı kanunda açıkça belirtilen dede ve baba gibi ünvanları, kitapta Alevilikteki cem ibadetinin anlatıldığı “ Cem Töreni “ adlı bölümde kullanmaları son derece ilginçtir. Bu durum çelişik bir tavır değil midir ?
Cem evlerini ibadethane olarak kabul etmemek için devrim yasalarını hatırlayanların dede ve baba ünvanlarına gelince bu yasaları unutuvermeleri tuhaf değil midir ?
“ Yaşayan Dinler ve Ortak Özellikleri “ adını taşıyan ünitede İslamiyet ile ilgili panoda ibadetler olarak namaz, ramazan orucu, hac gibi Sünni ibadet biçimleri zikredilmişken Alevi ibadetleri olan cem ayinine, Muharrem matemi ve orucuna değinilmemiştir. İbadet yeri olarak da sadece camiler ve temiz olan her ifadesine yer verilmiş fakat cem evleri yine görmezden gelinmiştir. (s.114)
“ Küreselleşen Dünyada Dinlerarası İlişkiler “ başlığı altında ise “ Dinlerarası Diyalog “ hareketine yer verilmiş 28 Ekim 1965 ‘te Papalık tarafından yayınlanan diyalog bildirgesine değinilmiştir. Antalya Belek’te inşa edilen “DİNLER BAHÇESİ “ nin bir resmi kitaba konulmuş bu resimde kilise, cami ve havra yer almış fakat yine cem evleri görmezden gelinmiştir. (s.116)
117. sayfada Hristiyanların dinlerini yaymak amacıyla gerçekleştirdikleri misyonerlik faaliyetleri “ Hristiyan Yayılmacılığı “ biçiminde isimlendirilmiş ve bu faaliyetin zaman zaman hile ve aldatmacaya başvurularak yapıldığı, kimi misyonerlerin istismarcı olduğu, insanların dini duygu ve ekonomik durumlarını kötüye kullandıkları ileri sürülmüştür. Böylece Hristiyanlığın aldatmaca ve hile yoluyla yayılmak istendiği izlenimi oluşturulmuştur. Bu ifadeyi hiçbir Hristiyan’ın kabul etmeyeceği muhakkaktır.
Hristiyanlık için kullanılan bu yöntemlerin, “… İslam dinini yayma faaliyeti olan tebliğe ters düşmektedir…” denilerek İslam’ın yayılması için gösterilen çalışmada kullanılmadığı kanaati oluşturulmaya çalışılmıştır. Böylece bir kısım Hristiyan misyonerler eleştirilirken Müslüman misyonerler / tebliğcilerin sanki hiç istismara baş vurmadığı ileri sürülmüştür.
Kitabın sonunda yer alan sözlük bölümünde “ amentü “ sözcüğü açıklanırken “…İslamiyet’in temel inançları olan “Allah’a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inama”yı dile getiren söz” şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Oysa burada İslamiyet’in temel inançları olarak sunulan; kader, hayır ve şerrin Allah’tan geldiği inancı sadece Sünni İslam inancında vardır. Mutezile, Şiilik ve Alevilik gibi İslam mezhepleri kadere imanı, şerrin Allah’tan geldiği inancını kabul etmemektedirler. Oysa tanımda bu durum göz ardı edilmiş ve İslam ile Sünnilik özdeşleştirilmiştir.Kitabın mezhepler üstü bir anlayışla hazırlandığı savının ne denli gerçekten uzak olduğunu gösteren bu örnek de son derece dikkat çekicidir.
Atatürk’ün Kimliği Çarpıtılıyor…
“ Atatürk ve Din Öğretimi “ başlıklı ünitede Atatürk’ün Kur’an tefsiri ve tercümesi yaptırdığı, hadis kitaplarını tercüme ettirdiği, bu kitapları ücretsiz dağıttırdığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurduğu yazılırken, Atatürk2ün emriyle okutulan Türkçe ezan, Türkçe Kur’an ve Türkçe namaz uygulamalarından bahsedilmemiştir. Metinde Atatürk’ün dine ilişkin kimi sözlerine yer verilmiş ve “ Dindar Atatürk “ portresi çizilmeye çalışılmıştır. Oysa herkesçe malumdur ki Atatürk’ün yaygın ve egemen din anlayışı bağlamında dindar bir kimliği yoktur.
“ Atatürk’ün Okulda Din Öğretimine Verdiği Önem “ başlıklı bölümde ise Atatürk’ün dönemin koşulları gereği söylediği kimi sözleri istismar edilerek “ Zorunlu Din Dersleri” ne yönelik itirazlara Atatürk üzerinden yanıtlar verilmeye çalışılmıştır. Oysa Atatürk döneminde 1930 yılında bütün şehir okullarından 1933’te ise bütün köy okullarından din dersleri kaldırılmıştır.
Atatürk’ün 1920’li yıllarda söylediği kimi sözlerine büyük vurguyla yer verilmişken 1930 ve 1933 ten itibaren onun isteğiyle din derslerine son verilmiş olduğu görmezden gelinmiştir.
“ Bence bir defa her Müslüman İslami hükümleri bilmeye mecburdur. O halde okullarımızda zaten İslami HÜKÜMLERİ öğreteceğiz…”
”…Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.”
Yüce Atatürk’ün bu sözleri kitaba konulmuş ve fakat Atatürk’ün sonradan neden fikir değiştirdiğine ve din derslerini tümüyle kaldırttığına değinilmemiştir.
Okullarda İslami hükümlerin öğretilmesine önem veren ve bunu çok isteyen Atatürk acaba neden laik bir devlet kurdu da devlet yönetiminde İslami hükümleri uygulamadı ?
1920’lerde dönemin siayasal ve toplumsal koşulları gereği söylnemiş kimi sözlerin bu şekilde istismar edilmesi ve gerçeğin hilafına neredeyse “ dindar ve hatta dinci Atatürk “ inşa edilmeye çalışılması eğitim öğretimin nesnelliği ve bilimselliği ilkesiyle ne derece uyuşmaktadır ?
Okullarda İslami hükümler öğretilecekse eğer devletin laiklik ilkesini ve eğitimin laik olma özelliğini nasıl açıklayacağız ?
11. Sınıf Ders Kitabı
11. sınıf / lise 3. sınıf ders kitaplarında da telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir dil kullanılarak ders bilimsellikten uzak ve tümüyle Sünni İslam inancının benimsetilmesi üzerine kurulmuştur. ( Burada istisnai bir durum olarak “İnsan ve Kaderi “ adlı ünitede Mutezile mezhebinin etkisi görülmektedir. Mutezile mezhebinin terminolojisini kullanmaktan kaçınıldığı görülmekle birlikte mezhebin görüşleri farklı terimlerle ve metne zerkedilerek işlenmiştir. Kader konusunda Sünni İslam anlayışının dışına çıkılmış olması gerçekten dikkat çekicidir. Burada müfredatın hazırlayıcılarının ve içeriği yazan görevlilerin kader konusundaki şahsi tutumlarının rol oynadığını görüyoruz. Ancak yine de Sünni Maturidi çerçeve korunmaya ve uzlaştırıcı bir dil kullanılmaya çalışılmıştır. S. 10 – 26.)
“ İslam’da İbadetin Faydaları “ başlığını taşıyan ünitede sadece Sünni İslam’ın ibadetlerine yer verilmiştir. Namaz, ramazan orucu, hac, zekat gibi ibadetlerin sadece Sünni – Hanefi yorumları esas alınmış, Şii İslam anlayışının bu ibadetler hakkındaki yorumları ve uygulamaları görmezden gelinmiştir. Hatta Sünni İslam anlayışının sadece Hanefi kolu dikkate alınmıştır. Diğer Sünni ekoller bile dışlanmıştır.
Bu ünitede Alevi İslam anlayışının ibadetleri inkar edilmiştir. Cem ibadeti, Muharrem orucu, semah vb. ritüellerin asli ibadet olmadığı zımnen ifade edilmiştir. ( s. 28 – 39 )
“ İslam Düşüncesinde Yorumları Birleştiren Unsurlar “ alt başlığı altında “Ahiret inancı “ işlenirken Alevi İslam inancının bu konudaki görüşleri görmezden gelinmiştir. Bilindiği üzere Alevi İslam anlayışında reenkarnasyon inancı vardır. Ahiret inancıyla ilgili terimler ( cennet, cehennem, haşr, kıyamet vb. ) Alevi İslam inancında diğer İslam ekollerinden farklı biçimde yorumlanmaktadır. Bu farklılıklar inkar edilmiştir. (s.73)
Aynı ünitede “ Kur’an – ı Kerim “ konusu işlenirken Kur’an’ın hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar geldiği ve ona insan sözünün karışmadığı ifade edilirken, Kur’an’ın bir takım müdahalelere maruz kaldığı, içine insan sözünün de karıştığı yönündeki bilindik iddialar da görmezden gelinmiş ve bu iddialara olumsuzlamacı bir dille dahi değinilmemiştir. (s.72)
Aynı ünitede İslam kaynaklı “Yezidilik “ , “ Dürzilik “ , “ Nusayrilik” gibi akımlara da hiç değinilmemiştir. Oysa bugün ülkemizde binlerce Yezidi ve yüz binlerce Nusayri bulunmaktadır. Yezidi öğrenciler de Sünni İslam anlayışına göre hazırlanmış olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini almak zorunda bırakılmaktadır. Yine İslam dünyasında ( Lüban, Suriye, İsrail, Ürdün ) yüz binlerce Dürzi Müslüman bulunmaktadır. Bu Müslümanlar ve onların İslam anlayışı da öğrencilerden gizlenmektedir. (s. 59 – 74)
“ İslam Düşüncesinde Yorumlar “ başlıklı ünitede Şiilik konusu işlenirken; “ Hz. Ali’nin tanrı olduğunu söyleyecek kadar AŞIRI DÜŞÜNCE sahibi ( Galiye ) toplulukların görüşleri, Şia tarafından doğru bulunmaz.” ( s. 64.) denilerek Hz. Ali’nin tanrılığına veya tanrısal bir kimliğe sahip olduğuna inanan İslam toplulukları AŞIRI DÜŞÜNCE SAHİBİ olmakla itham edilmektedir. Bu tavır, hem bilimsel değildir hem de din ve inanç özgürlüğüne aykırıdır. Bilindiği gibi kendilerine “Ehlihak “ adını veren ve sayıları milyonlarla ifade edilen bir İslam topluluğu Hz. Ali’nin tanrı olduğuna inanmaktadır. Yine Alevi İslam anlayışında Hz. Ali’nin tanrı olduğu inancı kabul görmemekle birlikte tanrısal bir özelliğe sahip olduğuna inanılmaktadır. Yukarıya aldığımız cümle bu bakımdan isabetli bir cümle değildir.
Yine aynı ünitede Şia mezhebi tanıtılırken; “ …Yaygın görüşe göre Şiilik, ilk defa Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da (61/680) şehit edilmesinden sonra ortaya çıkmıştır…” (s. 64.) denilerek tarihen tartışmalı bir görüşe yer verilmiş fakat bu konudaki Şii yorum görmezden gelinmiştir. Şiiliğin, Ebu Bekir’in halife seçilme olayıyla başladığı, Hz. Ali’nin hilafetinin engellenmesiyle sürdüğü, Cemel ve Sıffın savaşlarıyla güç kazandığı gerçeği yadsınmıştır. Alevilik de Şiilikle aynı tarihsel gelişim sürecine sahiptir. Bu historik gerçek de gizlenmiştir. Ayrıca Alevi ve Şii inancı tepkisel bir inanç olarak nitelenerek öğrencilerin gözünde itibar / prestij yitirmeleri için sosyal ve psikolojik bir zemin yaratılmaya çalışılmıştır. ( s. 64 )
“Hazreti Muhammed’in Örnekliği “ adlı ünitenin “ Kültürümüzde Hz. Muhammed Sevgisi “ alt başlığı altında, “… Alevi – Bektaşi şairlerinden Hatayi de şiirlerinde Hz. Peygamber’e olan derin sevgi, aşk ve saygısını….. gibi ifadelerle dile getirmiş…” (s. 53.) denilirken Hatayi adlı şairin kimliği karartılmıştır. Oysa Hatayi’nin Safevi Türk devletinin kurucusu olan Şah İsmail olduğu belirtilmeliydi. Osmanlıcı tarih kitaplarında yer alan Safevi karşıtı ifadelerin burada etkili olduğunu görmekteyiz. Bu tutum bilimsel addedilmez. Hatayi’nin tarihsel ve siyasal kimliği niçin gizlenmektedir ?
Oysa, “ İslam ve Barış “ adlı ünitede Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in Saray Bosna Fermanı’ndan bahsolunmakta, Şah İsmail konusunda sergilenen karartma Fatih Sultan Mehmet’e uygulanmamaktadır. (s. 85.)
Geçen yılki kitaplarda yer alan semah dönenler resmi bu yılki kitaptan çıkarılmıştır.
“ İslam ve Estetik “ adlı ünitede Kültürümüzdeki Dini Motifli Unsurlar isimli bir panoya yer verilmiş olup bu panoda cami sözcüğü yer bulmuşken cem evi yer bulamamış, namaz sözcüğü yer bulmuşken cem ayini yer bulamamıştır. (s.105 ) Bu da inkarcı tavrın en somut örneklerinden biri olarak kitaba geçmiştir.
“ Atatürk ve Cumhuriyet Dönemi Din Hizmetleri “ başlıklı ünitede “Hutbelerin Türkçe Okunması “ konusuna yer verilmiş ancak aynı dönemde yüce Atatürk tarafından uygulamaya konulan “ Türkçe Namaz” ve “ Türkçe Ezan “çalışmalarına değinilmemiştir. ( s. 90 – 91 – 92. ) Bu, bilimsel bir tutum değildir. Neden öğrencilerden “Türkçe Ezan” ve “ Türkçe Namaz “ çalışmaları gizlenmektedir ? Yüce Atatürk’ün din konusundaki çalışmaları neden taraflı verilmektedir ? Atatürk’ün tarihsel kimliği niçin çarpıtılmaktadır ?
7. Sınıf Ders Kitabı
Kitabın tüm metni Sünni Hanefi inanca göre şekillendirilmiştir. Tarafgir bir dil kullanılarak, nesnellik sınırları aşılmış ve koyu bir Sünnilik propagandası yapılmıştır.
“Melekler ve Ahiret İnancı “ başlıklı ünitede “ Toplumda Yaygın Olan Bazı Batıl İnançlar” alt başlığı altında türbe ziyaretleri, türbelerde adak adama, bez ve çaput bağlayarak dilek dileme gibi Türk halk kültürünün en nadide örnekleri VAHHABİ bakış açsıyla hurafe ve batıl sayılarak şirk sebebi olarak gösterilmiştir. ( s19) Alevilerdeki türbe ve türbe ziyareti olgusu aleyhine, inanç ve ibadet hürriyeti ile bağdaşmayacak ifadeler kitapta sözde İslamilik adına yer bulabilmiştir. İnançların yanlış ve doğru olarak vasıflandırılması hiçbir biçimde nesnel bir tutum değildir. İnançların ispatı olmadığı için doğrulukları ve yanlışlıkları diye bir şey de söz konusu olmaz. Kullanılan dil derslerin bir kültür dersi olmadığının düpedüz Sünni İslam dersi olduğunun yalın kanıtıdır.
“ Ramazan ve Oruç İbadeti “ başlıklı ünitede Alevilerin oruç ibadetine hiç değinilmemiştir. Türkiye’de milyonlarca Alevi ve Bektaşi’nin tuttuğu Muharrem ve Hızır oruçlarından tek cümleyle bile söz edilmemiştir. Ünite boyunca sadece Sünni – Hanefi inançtaki oruç ibadeti anlatılmış ve yoğun bir telkin yoluyla propaganda edilmiştir.
Yine 123. sayfada kadim bir Türk geleneği olan türbe ziyaretleri hurafe ve batıl inanç olarak gösterilmiştir. Devletin, hangi inancın hak hangisinin batıl olduğunu belirleme yetkisi olmamasına rağmen, devletçe okullarda okutulan bu kitapta, türbe ziyaretlerine çok önem veren ve buna yürekten inanan ( şahsım da dahil ) milyonlarca insanın inançları aşağılanmıştır.
Ayrıca kitapta Atatürk ilke ve İnkılapları ile ilgili doyurucu bir bilgi yoktur. 137 sayfadan oluşan kitapta Atatürkçülük ile ilgili toplam 2 sayfa metin bulunmaktadır.
8. Sınıf Ders Kitabı
Diğer kitaplar gibi bu kitap da tümüyle Sünni – Hanefi inanç doğrultusunda hazırlanmıştır. Kitapta kullanılan propagandist ve nesnellikten uzak dil, yetişme çağındaki öğrencileri dogmatizme yönlendirmekte, sorgulayıcı, araştırıcı özneler olmaları önünde set oluşturmaktadır. Fideist bir din anlayışı körpe dimağlara enjekte edilmektedir.
“ İslam Düşüncesinde Yorumlar “ adlı ünitede, İnançla İlgili Yorumlar” başlığı altında sadece Sünniliğin itikattaki boyutu olan Eşarilik ve Maturidilik zikredilmiş, diğer itikadi ekollere yer verilmemiştir. Oysa Eşarilik ve Maturidilik dışında, Haricilik, Mutezile, Şiilik ve Alevilik gibi başka ekoller de mevcuttur.
Fıkhi ekoller olarak da Caferilik, Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik’ten bahsedilmiştir. Hanefilik dışındaki diğer ekoller sadece ismen anılmış oysa kitap baştan sona Hanefi ekol esas alınarak hazırlanmıştır.
Alevilikten sadece tasavvufi bir akım şeklinde söz edilmiş, Alevilik, gerek itikadi gerek ameli gerekse kültürel orijinalitesi yadsınarak Sünniliğe eklemlenmeye çalışılmıştır.
Alevilerin Allah, nübüvvet, ahiret gibi konulardaki özgün inançları karartılmış ve böylece Alevilik sadece mistik bir akım konumuna indirgenmiştir.
Kitapta Alevilerdeki tenasüh, devriye ve hulül inancına yer verilmemiştir. Kırklar Meclisi, Cem ayini, Muharrem Matemi, Muharrem Orucu, Semah, Deyiş, Nefes vb. hiçbir Alevi unsur kitaba girememiştir.
Kitabın 146 sayfasında yer alan “ Değerlendirelim “ başlıklı kutucukta abdestin alınışıyla ilgili maide suresi 6. ayetin Sünni yorumu verilmiş fakat caferi yorum görmezden gelinmiştir. 143. sayfada Müslümanların ibadet yerleri olarak sadece cami ve mescitlerden bahsedilmiş cem evlerine ise yer verilmemiştir. Yine aynı sayfa dini bayramlar olarak Ramazan ve Kurban bayramı zikredilmiş fakat Alevilerin dini bir bayram olarak gördükleri Nevruz ve Gadirhum Bayramına ise hiç yer verilmemiştir.
155. sayfada “ Başkalarının İnançlarına Hoşgörülü Olmak “ başlıklı konuda Kilise, Cami ve Sinagog resimleri yer almış fakat cem evlerien yine yer verilmemiştir. Baştan sona ayrımcı ifadelerle dolu olan kitapta ayrımcılığın en bariz örnekleri olmaları açısından bu birkaç öğe son derece dikkat çekicidirler.
Kitabın 89. sayfasında “…Müslüman toplumlarda örtünme dini bir gereklilik olarak kabul edilmiştir..” denilerek ve devamında Kur’an ayetlerine gönderme yapılarak örtünme telkininde bulunulmuştur.
Kitapta Atatürkçülüğe de yeterince yer verilmiş değildir. 160 sayfadan oluşan kitapta Atatürkçülükle ile ilgili toplam bir sayfa bile metin mevcut değildir.
Değişmeyen Kitaplara İlişkin Geçen Yılki İncelememiz
6. Sınıf Ders Kitabı
Kitapta tüm konular Sünni İslam inancının koyu bir propagandası biçiminde yer almaktadır. Sünni inançla İslam dini özdeşleştirilmiş, diğer İslam yorumları yok farz edilmiştir.
“ Namaz İbadeti “ başlığını taşıyan 2. ünitede sadece Sünni inanç, hatta Sünniliğin sadece Hanefi kolu esas alınmış; abdest, namazın kılınışı vb. tüm başlıklarda diğer İslam yorumları dışlanmıştır.
Namazın muadili olan, Alevilerin cem ibadeti yadsınmıştır. Abdest konusunda Şiilerin farklı yorumları da görmezden gelinmiştir. Şiiler, abdest alırken abdestle ilgili ayeti farklı anlamlandırarak ayakları yıkamaz mesh ederler. Oysa yüz binlerce Şii öğrencinin varlığı göz ardı edilerek onlara Sünni Hanefi abdest alma biçimi dayatılmıştır.
Kutsal kitaplar bahsi işlenirken “Kur’an’ın hiç değişmediği İNANCI vurgulanmış, bu konudaki aksi yönde iddialara olumsuzlamacı bir dille dahi yer verilmemiştir.
“Türklerde Ehlibeyt Sevgisi “ başlıklı konuda Alevi Bektaşi inanç ve kültürüne atıfta bile bulunulmamıştır.
Kitabın hiçbir yerinde, Cem, Semah, Muharrem Matemi ve Orucu, Müsahiplik, Kırklar Cemi ve Meclisi, Hızır Orucu, Deyiş, Nefes, Cem evi vb. Alevi Bektaşi kavram ve terimlerine yer verilmemiştir.
“ İslamiyet ve Türkler “ adlı ünitede “ Türkler Arasında İslam’ın Yayılmasında Etkili Olan Bazı Şahsiyetler “ başlıklı konuda sadece Sünni Türkler dikkate alınmış, milyonlarca Şii Türk’ün mevcudiyeti ve din anlayışlarının oluşmasında etkili olan şahsiyetler göz ardı edilmiştir.
Alevilerin dinsel önderleri de Sünni bakış açısıyla konu edilmiştir. Alevilik tasavvufi bir yorum olarak görülüp bazı Alevi önderleri Sünni inançta imiş gibi gösterilmiştir. Hacı Bektaş Veli’nin tanıtıldığı metinde, yıllarca Alevileri Sünnileştirmek için Anadolu’da köy köy, kasaba kasaba gezen ve misyonerlik faaliyeti yürüten ve Alev köylerine cami yaptırmakla övünen Abdulkadir Sezgin’in kitaplarından alıntılar yapılmış ve metne, o zatın bakışı egemen kılınmıştır. Hacı Bektaş Veli, Alevi bakış açısıyla anlatılmamıştır.
Ayrıca kitapta Atatürk ve Atatürkçülük ile ilgili hiçbir metin yer almamıştır.
9. Sınıf / Lise 1. Sınıf Ders Kitabı
( 2006 – 2007 yılındaki içerikle basılmıştır. )
1 ) Bilimsellik Açından Yapılan İnceleme
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasada, okutulması zorunlu ders olarak belirtilmektedir. Ancak bu dersin bir öğretim dersi olduğu ve eğitim amaçlı olmadığı da vurgulanmaktadır.
Buna karşın “İnsan ve Din “ başlıklı ünitede bir dini benimsemek, onu savunmak insan olmanın özelliklerinden biri olarak belirtilmekte böylece ders bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınarak, telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir içeriğe büründürülmektedir.
Örnekler:
a) “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır: Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yalnızca insanda bulunan bir özelliktir. Bu ve diğer özelliklerinden dolayı insanın evrendeki varlıklardan üstün olduğu…” / (s.9.)
Burada hiçbir inanca mensup olmayan insanlar zımnen aşağılanmaktadır. Üstün varlık olabilmek için mutlaka bir inanca sahip olmak gerektiği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, inançsız insanlar üstün olmanın zıddı; aşağı olmak nitelemesine tabi kılınmaktadır.
b ) “ Kendime “ Ben niçin dindarım ? “ diye sordum ve şu cevabı verdim: “ Ben dindarım çünkü başka türlü olmam imkansız. Dindar olmak varlığım ve benliğim için zorunlu bir ihtiyaçtır.” AUGUSTE SABATİER / (s. 11)
Bu örnekte de görüleceği üzere dindarlık övülürken bu, insan olmanın gereklerinden biri olarak sunulmaktadır. Oysa dindar olmayan ve hatta hiçbir din ve inancı benimsemeyen milyonlarca insan vardır. Buradaki ifadeler bu insanlara hakarettir.
c ) “ … İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak YANLIŞ İNANMA BİÇİMLERİNE SÜRÜKLENMİŞTİR.” (s.13.)
Burada bazı inançların yanlış olduğu ifade edilerek din ve inanç özgürlüğü çiğnenmektedir. Sayfa 14’te ise yanlış inanç olarak “ Politeizm “ , sayfa 15’te de “Ateizm” yanlış ve zararlı bir akım olarak nitelenmiştir. Oysa inanmak ve inanmamak eşit düzeyde bir insan hakkıdır. İnsanlara, neye ve nasıl inanacakları hususunda telkinde bulunmak, bu yönde propaganda yapmak, öğrencileri koşullandırmak, inançsızlığı yermek bir kültür ve öğretim dersinin içeriğinde yer alamaz. Bu durum alenen insan haklarına aykırıdır.
Ateizm konusu işlenirken, “ Ateizm, Allah’ın varlığını İNKAR ETTİĞİ gibi tüm dinlere ve dinlerin tanrı tasavvurlarına da karşıdır…” (s.15.) denilerek Allah’ın varlığı sanki bilimsel olarak kanıtlanmış gibi davranılmakta, güya ateistler de bu “BİLİMSEL GERÇEĞİ “ inkar etmekle itham edilmiştir. Oysa kullanılması gereken ifade, “ Ateistlerin Tanrı’nın varlığına İNANMADIKLARI “ olmalıydı.
d ) “ Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, VAHYE DAYALI OLMAYAN inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür. “ (s.16.)
Burada açıkça vahye dayalı olmayan dinler ve inançlar tahkir edilmektedir. Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Taoizm vb. din ve inançlar vahye dayalı olmadıkları için zararlı görülmektedir.
Oysa yukarıdaki sözlerdeki asıl amacın, Satanizm’in zararlarını vurgulamak olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki amaç ile araç birbiriyle uyuşmamaktadır. Satanizm’in zararları anlatılmak istenirken bütün “gayri ilahi “ din ve inançlar tahkir edilmektedir.
Bu ünite işlenirken dersin öğretmenlerinden istenen görevlerden biri de öğrencilere satanizm ve reenkarnasyon inancının batıl ve zararlı olduğunun belletilmesidir. Reenkarnasyon inancı, dünyadaki pek çok dinde olduğu gibi İslam’ın pek çok kolunda da vardır. Bu inanç Sünni ve Şii Müslümanlara göre batıl olabilir. Ancak Alevi, Nusayri İslam anlayışlarında ve Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi din ve inançlarda ise “ hak “ bir inanç ilkesidir. Aynı konu İlk öğretim 7. sınıf kitaplarında da işlenmekte ve reenkarnasyona inanan milyonlarca Alevi / Kızılbaş yurttaşımız rencide edilmektedir.
Bilimsel açıdan bakıldığında bir inancın “ doğru “ yada “ yanlış “ olarak nitelenmesi mümkün değildir. Çünkü inançlar ispatı mümkün olmayan hususlardandır. Bu nedenle ispatı mümkün olmayan bir şeyin doğru yada yanlış olması da mümkün değildir.
e ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Dünya’nın her yanındaki Kur’an – ı Kerim nüshaları niçin birbirinin aynısıdır ? Hiç Düşündünüz mü ? “ (s.50.) denilerek Kur’an’ın günümüze değin hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği inancına vurgu yapılırken, Kur’an’ın derlenmesi ve kitap haline getirilmesi sürecinde kimi değişikliklere uğradığı yönündeki iddialara hiç yer verilmeyerek bilim dışı, inkarcı bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa Kur’an’ın derlenme ve kitap haline getirilme sürecinde bir takım müdahalelere maruz kaldığı yönünde iddialar mevcuttur. Bu hususta özellikle oryantalistlerin / müsteşriklerin bazı görüş ve iddiaları görmezden gelinmiştir. Bu tutumun bilimsel olduğunu ileri sürmek olanak dışıdır.
f ) Sayfa 83’te yer alan “ Seyit Çavuş “ adlı okuma metninde kullanılan seyit çavuş heykelinin yanlış olduğu kamuoyuna açıklanmış olmasına rağmen aynı heykel resim olarak kitaplara alınmıştır. Gerçekte gülle, Çanakkale kahramanımız SEYİT ÇAVUŞ’UN KUCAĞINDA DEĞİL SIRTINDA OLMALIYDI.
g ) “ Din ve Laiklik “ adlı ünitede yüce Atatürk’ün din eğitimi konusundaki bazı sözlerine yer verilmiş ve din EĞİTİMİNİN okullarda verilmesi gerektiği fikri vurgulanmıştır. (s.90)
“ Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.” ( Atatürk, 31 Ocak 1923. ) (s. 90.)
Oysa yüce Atatürk döneminde 1930 yılında şehirlerdeki tüm okullardan, 1933’te ise köy okullarından din dersleri tamamen kaldırılmıştır. Okullara din dersleri yüce Atatürk’ün sonsuzluğa göçüşünün ardından yıllar sonra tekrar konulmuştur. Söz konusu ünitede bu tarihi gerçekler görmezden gelinmiştir. Laik devletin okullarında din dersinin olamayacağı fikrinin aleyhinde şartlandırıcı bir dil kullanılarak bu amaca yüce Atatürk de alet edilmiştir. Yüce Atatürk’ün sözleri istismar edilmiş ve kötüye kullanılmıştır.
h ) “ Türkler ve Müslümanlık “ başlıklı ünitede Türklerin Müslümanlaşması sürecinde özellikle Kuteybe bin Müslim komutasındaki Emevi İslam ordularının Türk ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlara hiç değinilmemiştir. Türklerin Müslümanlaşmasındaki ehlibeyt soyuna mensup seyyidlerin etkisinden de hiç söz edilmemiştir. (s.93,94.)
2 ) Mezhepler Üstü Olma İddiası ve Alevilik İnancı Açısından Yapılan İnceleme
Din Kültürü ve Ahlak bilgisi derslerine ait müfredatın mezhepler üstü bir anlayışla hazırlandığı savı gerek Milli Eğitim Bakanı sayın Çelik tarafından gerekse müfredatın hazırlayıcılarından olan sayın prof. Dr. Sönmez Kutlu tarafından defaten dile getirilmiştir. Ancak kitaplar incelendiğinde durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Kitaplarda Sünni İslam anlayışı ve hatta bu anlayışın bir kolu olan Hanefilik mezhebinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Şii İslam ( Caferilik ) ve Alevi İslam anlayışları dışlanmıştır. Hatta Sünni İslam anlayışının alt birimleri olan Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik de yok farzedilmiştir.
Örnekler:
a ) “ İnsan ve Din “adlı ünitede “ İnanma Biçimleri “ alt başlığında Alevi İslam inancının en temel itikadi esaslarından olan “ reenkarnasyon / tenasüh / ruh göçü / don değiştirme “inancı işlenmediği gibi dersin öğretmenlerinden bu inancın batıl olduğunu telkin etmeleri istenmektedir. Bu istek 9. sınıf kitabında açıkça yer almasa da öğretim programında yer almaktadır.
b ) “ Temizlik ve İbadet “ adlı ünitede “ İbadetin Kapsamı “ alt başlığı altında namaz, ramazan orucu, hac, zekat vb. ibadetler ele alınmakta ancak Alevi İslam inancının ibadet biçimlerinden hiç söz edilmemektedir. Cem ibadeti, Muharrem orucu görmezlikten gelinmektedir. (s.21)
Aynı ünitede “ Namaza Hazırlık : Abdest “ alt başlığı altında Sünni Müslümanların abdest alma biçiminden bahsedilmekte ancak Şii Müslümanların abdest konusundaki farklı uygulamalarına değinilmemektedir. Oysa Şiiler, abdest alırken ayakları meshederler. Sünnilerde ise mesh yerine yıkama vardır. Abdest konusunda Kur’an’da yer alan ayetin sadece Sünni anlayışa uygun tercümesi esas alınmıştır. (s.23) “ Ey iman edenler ! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın…” Maide suresi, 6. ayet.
c ) “ Kur’an ve Ana Konuları “ başlıklı ünitede “ Kur’an’ın Okunmasıyla İlgili Kavramlar” alt başlığında ibadetlerde Kur’an’ın Arapça’sının okunması inancına gönderme yapılmış, Kur’an’ın tercümelerinin de ibadetlerde okunabileceği yönündeki görüşler yok farzedilmiştir. Alevi İslam inancında ibadetlerin Türk dilinde yapıldığı gerçeği öğrencilerden saklanmıştır. Böylece ana dillerinde ibadet eden Alevi öğrenciler Arapça ibadete zımnen yönlendirilmeye çalışılmıştır. (s.52)
d ) “ Türkler ve Müslümanlık “ adlı ünitede “ Türklerde İslam anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler “ alt başlığı altında Şii Türklerin varlığı göz ardı edilmiştir. Bütün Türkler Hanefi - Maturidi anlayışa mensupmuş gibi bir dil kullanılmıştır. (s.96.)
Oysa Sünni İslam / Hanefi – Maturidi anlayışın dışında Şii ve Alevi inancını benimseyen milyonlarca Türk vardır. Türkiye’de sayıları on milyonları aşan Alevi Türklerin varlığı inkar edilmiştir. On milyonlarca Azerbaycan ve Irak Türkü Şii anlayışa mensup olmasına rağmen sanki bütün Türkler Sünni imiş gibi davranılmıştır. Şii İslam anlayışının oluşmasında etkili olan şahsiyetlere yer verilmemiştir. (s.94 – 102.)
Aynı ünitede “ Türklerin İslam Medeniyetine Katkıları “ alt başlığı altında kervansaraylardan, hanlardan, hamamlardan, medreselerden ve camilerden söz edilirken cem evleri ve dergahlar görmezden gelinmiştir. (s.102 -105.)
10. Sınıf / Lise 2. Sınıf Ders Kitapları
( 2006 – 2007 yılındaki içerikle basılmıştır. )
1. Bilimsellik Açısından Yapılan İnceleme
Diğer sınıflara ait ders kitaplarında olduğu gibi lise 2. sınıf ders kitabında da telkin edici / propagandist ve koşullandırıcı bir dil kullanılmıştır. Hatta yer yer yanıltıcı bilgilere de rastlamak olasıdır. Bu ve benzeri nedenlerden ötürü ders, bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınmıştır. Kitabın baştan sona tümü bu paraleldedir. Ancak bu konuda özellikle birkaç örneğe dikkat çekmek istiyoruz.
a ) "Kur`an ve Yorumu" başlıklı ünitede Kur`an`ın Temel amaçları - Doğru İnanç alt başlığı altında; Kur`an`ın en temel amacı insanı BATIL inançlardan, hurafelerden uzaklaştırıp her alanda doğru olan inanca ulaştırmaktır... İnsanlık tarihi doğru inanç ile batıl inançların mücadelesine sahne olmuştur... ( s.72 - 73) denilerek İslam dışı yada Kuran dışı tüm inançlar YANLIŞ / BATIL İNANÇ biçiminde nitelenmiştir. Laik bir devletin okullarında İslam dışı diğer inançların BATIL olarak nitelenmesi tam bir paradokstur. Devletin yurttaşları arasında İslam inancından olmayanların yada hiçbir inancı benimsemeyenlerin varlığı dikkate alındığında bu tarz ifadelerin ne denli bilim dışı ve ne denli Temel Hak ve Hürriyetlere aykırı olduğu anlaşılacaktır. Gayri Müslim öğrencilerin dilekçe vermek suretiyle bu dersten muaf olabildikleri yönündeki sav da pedagojik açıdan bakıldığında sağlıklı bir sonuç doğurmaktan uzaktır. Çünkü dersten muafiyeti olan öğrencilerin diğer öğrenciler nezdinde düşecekleri durum tam anlamıyla sosyal izolasyondur. Bu izolasyonu göze alamayan öğrenciler istemedikleri halde derse katılmak durumunda kalmaktadırlar. Bu da insan haklarıyla taban tabana zıt bir durumdur.
b ) “ Din ve Laiklik başlıklı ünitede ...Atatürk`ün eğitim gördüğü okullar devrinin şartlarına göre ciddi anlamda dini bilgiler veren okullardı.. ( s.117) denilerek yüce Atatürk`ün eğitim yaşamının dinsel eğitim veren okullarda geçtiği ileri sürülmektedir. Oysa Atatürk, bir hafta süreyle devam ettiği Mahalle Mektebi haricinde dini bir eğitim almamıştır. Eğitim yaşamı laik eğitim kurumlarında geçmiştir. Atatürk sahip olduğu yüksek dini bilgiyi kendi özel çabasıyla elde etmiştir. Nitekim Cumhuriyet`in tesisinin ardından 1930`da şehir okullarından, 1933`te ise köy okullarından olmak üzere bütün eğitim kurumlarından din derslerini kaldırmıştır. Bu tutum, laik devletin eğitim kurumlarında din dersinin olmaması gerektiği yönündeki fikrin bizzat laik cumhuriyetin banisi olan yüce Atatürk tarafından da benimsendiği ve uygulamaya konulduğunun yalın kanıtlarından biri değil midir ?
c ) İslam ve Bilim başlıklı ünitede Din - Bilim İlişkisi alt başlığı altında Bilimsel gelişmelerin ortaya çıkmasında din önemli bir role sahiptir. Çünkü aklı kullanarak bilgiye ulaşmak dini bir görevdir...Bu sayede o, ( insan) Allah`ın yüceliğini daha kolay kavrar. ( s.124) denilmektedir.
Bu cümlelerden ve devamındaki diğer cümlelerden anlaşıldığına göre sanki din ile bilim arasında daima müspet bir ilişki varmış gibi bir kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa din ve bilim arasında tarihte müspet ilişkiler kadar menfi ilişkiler de söz konusudur. Pek çok bilim adamı / bilim kadını ulaştıkları bilimsel sonuçlar ve keşifler dinsel dogmalarla uyuşmadığı için feci biçimde cezalandırılmıştır. Batıda engizisyon mahkemelerinin bu hususta oynadığı rol herkesçe malumdur. Din ile bilim arasındaki menfi ilişkilerin İslam tarihinde de çarpıcı örnekleri vardır. Pek çok Müslüman filozof ve bilim adamı savundukları bilimsel görüşler nedeniyle dini çevreler tarafından kafir ilan edilmişler ve bir takım cezalarla karşılaşmışlardır. Nitekim, İslam`a aykırı denilerek Osmanlı imparatorluğu döneminde rasathanelerin kapatıldığı gerçeği ortadadır.
Yine yukarıya aldığımız örnek cümlede bilimsel etkinliğin amacının Allah`ın yüceliğini kavramak olarak açıklanması da son derece dikkat çekicidir. Bu ifadenin laiklik ilkesiyle ve laik eğitim anlayışıyla ne denli uyuştuğu hususunda yorum yapmaya kalkmak bile zaid olacaktır.
d ) “ İslam ve Bilim “ adlı ünitenin “ İslam Medeniyetinde Eğitim Kurumları “ alt başlığı altında “Nizamiye Medreseleri “ söz konusu edilmiş ve övülmüştür. ( s.129) Oysa bu kurum İslam dünyasındaki Batıni hareketlerle mücadele için kurulmuştur. Özellikle de İSMAİLİ HASAN SABBAH hareketiyle mücadele etmiştir. Sünni İslam anlayışının şiddetli propagandasının yapıldığı bu kurumdan övgüyle bahsedilmesi fakat amacının dile getirilmemiş olması bilimsel etik açısından kabulü imkan dahilinde bulunmayan bir husustur.
2. Mezhepler Üstü olma iddiası ve Alevilik İnancı Açısından Yapılan İnceleme
Lise 2. sınıf / 10. sınıf kitabı da diğer sınıflara ait kitaplar gibi belli bir mezhebin esas alındığı ve şiddetli propagandasının yapıldığı bir içerikle hazırlanmıştır. Sünni İslam anlayışının ve özellikle Hanefi ekolün yön verdiği içerik diğer İslam anlayışlarını yadsıyıcı hüviyettedir.
Örnekler:
a) “ Allah İnancı “başlıklı ünitenin “ Temel İnanç Esasları “ alt başlığı altında Sünni İslam’ın inanç ilkeleri ve terminolojisi esas alınmıştır. Sözgelimi Şii ve Alevi İslam anlayışlarının temel inanç ilkelerinden olan “ Velayet / İmamet İnancı “ yadsınmıştır. Yine aynı başlık altında Alevilerin ahiret inancıyla ilgili özgün yorumları görmezden gelinmiş ve reenkarnasyon inancından bahsedilmemiştir. (s.23 – 31 )
b ) “İslam’da İbadetler “ adlı ünitede namaz, ramazan orucu, zekat, hac ve kurban ibadetine yer verilmiş fakat Alevi İslam inancının temel ibadet biçimi olan cem ayini ve muharrem orucuna yer verilmemiştir. (s.35 – 54)
Ayrıca namaz, oruç ve kurban ibadetinde sadece Hanefi ekol esas alınmıştır. Sözgelimi kitabın 38. sayfasında yer alan bir panoda kurban ibadeti zorunlu / farz ibadet olarak tanıtılmıştır. Oysa Şafii ekole göre bu ibadet farz değil sünnettir. Burada Hanefi ekolden yana davranılmış, Şafii inanç görmezden gelinmiştir.
C ) “ Haklar, Özgürlükler ve Din “ başlıklı ünitede “ İnanç Özgürlüğü “ konusu işlenirken kitaba kilise, cami ve havra resimleri konulmuş fakat Alevilerin ibadet yeri olan cem evi resmi konulmamıştır. (s.93)
Aynı ünitenin “ İbadet Hakkı “ alt başlığı altında “...Bütün ibadethaneler
( cami, mescit, kilise, havra, sinagog vb...) aynı saygıyı görürler...” (s.94) denilmektedir. Görüldüğü gibi burada yine cem evlerinin de ibadethane olduğu gerçeği inkar edilmektedir.
d ) Kitapta görsel dökümanlar olarak kullanılan tüm resimler ve şemalar (cami resimleri, toplu halde namaz kılan cemaat resimleri, ibadetlerin şematik anlatımları vb. ) Sünni İslam anlayışı çerçevesinde hazırlanmıştır.
EĞİTİM İŞ İSTANBUL 1 NOLU ŞUBE YÖNETİCİSİ DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİ
MUSTAFA CEMİL KILIÇ
İLAHİYATÇI - SOSYOLG
28. 08. 2008 / İSTANBUL
Haber kaynağı www.turkcutoplumcu.com ’dur.
Mustafa Cemil Kılıç