Cemal Şener Bey’e -Ayfer Stump
Cemal Şener BeyCemal Şener Bey’e
Makale yazarı: Ayfer Stump Tarih, gün ve saat: 10 Mayıs 2001 02:33:00.
Sayın Cemal Şener,
Size ve çalışmalarınıza saygım sonsuz. Ancak Alevilerin etnik kökeni hakkındaki yaklaşımınıza tümüyle katıldığımı söylemek zor. Kaynaklara dayanarak konuştuğunuzun farkındayım, ama Alevilik konusundaki ikincil kaynakların da aslında ne kadar sinirli bilgi ve belgeye dayandığını ve onlara hiç yılmayan bir eleştirillikle yaklaşmamız gerektiğini hatırlatmak isterim.
Şahsen son 8-10 yıldır ben de Alevilik konusunda yazılan hemen hemen herşeyi elden geçirmeye çalıştım, ayrıca sizin kadar olmasa bile alan çalışmaları da yaptım. Herşeyden önce araştırmacılar olarak şunu itiraf etmeliyiz ki Alevilik “tarihi* hakkında elimizde halen ciddi pek fazla çalışma yoktur, yani Alevilik tarihi hakkındaki sağlam bilgilerimiz son derece sınırlıdır. Bu kadar sınırlı bilgiye dayanarak çok büyük genellemelerde bulunmaksa yanlış olur kanaatindeyim. Alan çalışmalarına gelince, çok sistemli yapılmadıktan sonra, hele hele de bu kadar politize olmuş bir konuda son derece yaratıcı ve kafa karıştırıcı olabilirler gibi geliyor bana.
İrene Melikoff’un Türkiye’de popularize ettiği, şimdiki Kürtçe konuşan Alevilerin aslında tümünün asimile olmuş Türkler olduğu tezi de bence yeterince güçlü desteklenmemiş bir tez ve korkarım aslında son derece kompleks olan bir konuyu biraz fazla kolayca açıklamaya çalışan bir girişim. Yanlış anlamayın, böyle bir şey illa da olmamıştır demiyorum, rahatlıkla olmuş olabilir. Ama tam aksi durumlar da muhakkak olmuştur, özellikle de 19 yy.’da yerleşik hayatın iyicene yaygınlaşmasıyla. Zaten bir grubun dilsel karakterini değiştirmesi özellikle modern öncesi dönemde sık sık meydana gelmiş vakalardandır, hatta bazen aynı grup birden farklı dil ortamlarına gidiş gelişler de yaşamış olabilir. Ayrıca modern öncesi dönemde genel olarak sanıların aksine aşiretler çok sık yer değiştirmiş, kendi içlerinde bulunmuş veya başka gruplarla kaynaşmıştır ve bütün bu hareketlilik dilsel kimlikte değişimlere veya yeni birleşimlere yol açmıştır. Sonra Anadolu’da sadece Kürtçe ve Türkçe de konuşulmuyordu, başka bir sürü dil mevcuttu. Son olarak şunu da unutmayalım ki modern öncesi dönemde insanlar zaten genellikle birden çok dil konuşurdu; her insanın, özellikle de kırsal kesimda sadece tek bir “an” dilinin olması modern zamanların bir özelliğidir. Söylemeye çalıştığım şu: Her ne kadar hepimiz tarihimiz konusunda kolay ve net yanıtlar bulmak arzusunda olsak bile, çoğunlukla ciddi tarih çalışmaları yanıtların hiç de arzu edildiği gibi kolay ve siyah-beyaz olmadığını gösteriyor bize; zira o kadar değişken var ki ve herşey o kadar akıcı ki... Alevi tarihi de bu açıdan bir istisna teşkil etmiyor, tersine kolay kolay tek bir teze indirgenmeyecek Anadolu’nun zengin tarihini, insan mozaiğini yansıtıyor o da.
Aslında Prof. Melikoff’un tezi hakkında söyleyeceğim başka şeyler de vardı ama lafı daha fazla uzatmak istemediğimden sadece şu noktayı vurgulamakla yetineyim. Melikoff’un tezinde açıklanmayan en önemli şeylerden biri, neden ve nasıl Alevi olan bir grubun kendi mezheptaşı olmayan Kürt grupları arasına sığınıp, o grupla kendi dilini unutacak kadar kaynaşabileceği. Ha şunu söyleyebilirsiniz, Türkçe konuşan bir Alevi grup, Kürtçe konuşan bir Alevi grupla kaynaşıp Kürtçeyi birinci lisanı haline getirmiş olabilir. O mümkündür; ama mezhebi farklılıklarının ölüm-kalım meselesi olduğu bir dönemde, farklı mezheplrden iki grubun bu kadar iç içe girmiş olması banaanlaşılmaz geliyor doğrusu. Şimdilik bu kadar.
Tüm Dünya’da ve özellikle de ülkemizde insanların ırkcı ve dinsel bağnazlıkları aşarak birlikte mutlu yaşayabilmeleri dileğiyle.
Ayfer