Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Kafama Takılan Birkaç Soru -Asmend Bewayir

Kafama takılan birkaç soru

Kafama takılan birkaç soru....

 

Cemal Şener tarafından gönderilen, alevilerin etnik kimliği başlıklı mesaja yanıt olarak Asmeno Bêwayir tarafından, 14 Kasım 2000 TSI 00:11:55 itibarıyla gönderilen mesaj: Bu mesaj 21 kez okunmuştur.

 

Yukardaki “Aleviler’in Etnik Kimliği” adlı makale ciddi kaynaklara dayanmadığından, yazarın yaklaşımı samimi olmadığından, hatalarla dolu ve kendisiyle çelişik olduğundan dolayı fazla baş ağrıtıp da uzunca yanıt vermeye değmez. Bilimsel açıdan kaydadeğer bir yazı olmasa da, “kasaba politikası” zihniyetiyle yazıldığından ötürü hitap etmek istediği okur kitlenin çoğunluğu tarafınca maalesef kabul görecek nitelikte...

Makaleyi okuduktan sonra bu gibi sonuca varabilir insan: Aleviler’in kökeni Türk’tür. Farzedelim ki öyle... Kafama en çok takılan soru şu: Dağlara sığınan sözkonusu Türkmenler bu Zazaca’yı ve Kürtçe’yi nerden ve kimden öğrendi? Herhalde Sünni Kürtler’den ve Zazalar’dan değil. Yoksa yüksek ve ulaşılmaz dağlara sığınan Türkmen Aleviler’i için Alevi Zazacası ve Kürtçe Esperanto vari “yaratılıp” dil kursu mu verildi? Neticede bu diller var, bunların geçmişte yazılı bir kaynağı olmazsa da, zengin bir kelime hazinesine ve dil yapısına, gramere sahip dillerdir. Zazaca neden sadece Kuzey-Kürtçesi olan Kurmanci’ye değil de, Kuzey-İran’da Hazar denizinin kıyısında konuşulan dillere yakınlık göstermekte? Bu diller nereden geldi? Aleviler’in kökeni Türk ise, Arap Aleviler’i Arapça’yı da mı Araplar’dan öğrendi? Sünni camianın duaları Arapça ise, Sünniler’in kökeni Arap mı?

Alevi Zazalar’da nefeslerin ve gülbenklerin hepsi Türkçe değildir; fakat son yıllarda Türkçe’nin ağırlık kazandığı bir gerçektir. Bu sadece dahası Alevilikte olan “havas” yani dede takımı için geçerlidir, ki bunlar yöre yöre gezen insanlardır. Ben şahsen ise annemin veya Türkçe bilmeyen teyzelerimin Türkçe herhangi bir dua ettiğine rastlamadım. Pülümür yöresindeki tüm Aleviler gibi, sadece Zaza konuşurlar. Hemen tüm yaşlı Aleviler’de olduğu gibi, kendilerine “Nesin?” diye sorulduğunda “Alevi” diye yanıt verirler, Kürt veya Zaza diye değil, Türk diye ise hiç değil. Zira Dersim yöresinde “Tirk” sözcüğünün genel anlamı “Sünni” demektir, ki bu Lazlar, Kürtler veya Sünni Zazalar için de genelleme olarak söylenir. Aleviler’in tümü ise, dili Zazaca, Kürtçe, Türkçe veya Arapça olsun, Zazaca’da yer yer “Kirmanc (Kürt anlamına gelmez)”, yer yer “Elevi” veya “isanê ma, sarê ma” (‘bizim insan/millet’) olarak tanımlanır. Konuştuğu dilin Kürtçe veya Zazaca olduğunu kabul ederler, fakat dil Aleviler için bir millet tanımı değil de, sadece bir lisan olarak görülür. Tıpkı bir tartışma olarak bilinen, ve genç ve ortayaşlılarca garipsenen bir diyalogdur, Dersimli birinin kimlik konusundaki tartışmada verdiği yanıt: “Ben ne Türküm, ne de Kürdüm, Aleviyim!”. Avrupayı “ulus” cetfeline uymayan bu millet tasnifi, ümmetçi bir bakışaçıdan kaynaklanıyor, ki bunun Osmanlı hükümdarlarının Alevi toplumunu, dil açısından ayırd etmeksizin “Kızılbaş” diye tanımlayıp düşman görüp katliamlar uyguladığı ile de ilintilidir, belki anaetkendir de, zira aynı sıkı bağ Sünni Türkler, Kürtler, Zazalar, Lazlar, Çerkezler, Lezgiler vs. arasında görülmektedir.

Aleviler’in pratikteki yaşam tarzında da “kendi insanı” olarak gördüğü toplum Aleviler’dir. Örneğin Çorum’un veya Malatya’nın geleneksel bir Türk Alevisi, bir Kürt veya Zaza Alevisi’yle evlilik bağı kurmakta herhangi bir sakınca görmez, fakat herhangi bir Sünni’yle, Türkü’yle de dahil, kız/erkek alıp vermek istemez; istisnalar kaideyi bozmaz. (Genç kuşakta, özellikle aydın kesimde bu tutum gittikçe aşılmakta olduğu da izlenmektedir).

Doğu-Anadolu’daki Aleviler’in yaşlı kesiminin kendisini Kürt veya Zaza milletinden değil de, Alevi milletinden sayması o yöredeki Şafii Kürt veya Şafii ve Hanefi Zazalar’la yaşadığı çatışmalardan kaynaklanıyor olsa gerek. Şunu da demek gerek ki, buna alternatif olarak kendilerini Kürt veya Zaza sayacağına Türk saymayı yeğleyenler mevcut; bu hatta o kadar ileri gider ki, “Halis-muhlis Türk biziz, İç-Anadolu’daki Sünni Türkler Orta-Asya çingeneleridir” gibi bir varsayım da yaygın. Fakat kendi dillerinde “Tirk” kelimesinin anlamı “Sünni” olduğu için, kesinlikle öyle tanımlamazlar kendilerini.

Belirli dedelerin de “Arap soyun”dan geldiğini söyleyenler de var, lakin Cemal Şener’in bir Kemalist olarak kafasına takılan Türklük olayıdır.

Bir baêka sorunu da, Aleviliğin de Yahudilik’te olduğu gibi, gerçekten geçmişte de mi bir “endogen (endojen” mezhep anlayışına sahipti? Yani, bir insan sadece Alevi veya Yahudi olarak doğabildiği olayı (Aleviliğin ve Yahudiliğin misyoner bir din olmamasının sebebi de bundandır sanırım)

Bazı yanlışlıklara değinmek gerekirse:

- Varto’daki Hormek (Xormekan) aşireti Kürtçe değil, Zazaca konuşur; Kürtçe’nin o yörede geçmişte pazar dili olarak hakimiyeti olduğundan ötürü Lolanlılar, Hormekliler, Avdalanlar vs. Kürtçe’yi sonradan öğrenir. Varto’nun yaklaşık 40 köyü Alevi’dir ve Zazaca konuşur. Kimsoran aşiretinin dışında Kürtçe konuşanlar ise Sünni-Şafii’dir.

Şeyh Sait ayaklanmasına katılmamasının ana nedeni tabii ki Aleviler’in şeriat korkusuydu (zaten bir ulusal ayaklanma sayılmaz); bunun dışında Şeyh Sait ile Cirbran aşireti arasında akrabalık bağı (eşlerinden biri o aşirettendi) olması da bir sebepti sanıyorum.

- Şeyh Hasanan aşiretinin geldiği köyde bugün Zazaca konuşan tek kişinin olmaması, kökeninin Türk olması anlamına gelmez. Geçmişte Anadolu’da Ermeniler’in yaşadığı köylere diğer halklar yerleşmiştir. 400-500 yıl sonra da biri kalkıp, Ermenilerin, Zazalar’ın, Süryaniler’in geldikleri söylenen şu veya bu köyde artık bu dili konuşan tek kişi yoktur diyebilir...

- Sadece Sünniler ve Aleviler değil, Yezidiler de Kürtçe konuşur. Onun dışında C. Şener, Hatay, Adana ve Mersin yörelerinde, onun dışında Suriye’de de arap aleviler yaşadığına değinmiştir, fakat bunu irdelemeye niyeyse ihtiyaç duymamıştır. Belki araplar Aleviler’in kendilerini Arap olarak bir etnik kimliğe addetmelerinden ötürü olsa gerek, ve özellikle Zazalar’da ulusal anlayışın pek az gelişkin olduğundan ötürü, onlara bir etnik kimlik bulma lütfunda bulunmuş olabilir sayın Şener...

Bu tür, özellikle bilimsel kaygı gütmeden ve samimi olmayan bir tartışmayı yaratmak, insanları hayatta daha önemli olan yaşam mücadelesi sorunları değil de “kimlik” sorununa teşvik eder. Sadece kimlik sorunun çözmekle kendimizi hayatta tatmin edebiliyorsak, hayatın bize öğreteceği daha çok şey var demektir...

Asmeno Bêwayir