Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Şeyh Hasan ile Piri Baba Söylencesi

VI. ŞEYH HASAN İLE PİRİ BABA SÖYLENCESİ

Şeyh Hasan (Tabanbükü) köyündeki söylencelere göre; Şeyh Hasan bu köydeyken bekârmış; Dersim (Tunceli) yöresine giderek orada bir Zaza Beyi’nin kızıyla evlenmiş, çoluk çoçuğa karışmış ve bugünkü Şeyh Hasanânlı Aşiretleri oluşmuş...

Onar Köyü’ndeki söylenceye göre ise; yöreye geldiğinde dulmuş ve yanında Şıh Bahşiş adında yiğit bir oğlu varmış...

Söylence Şöyledir:

“Bir oğlu varmış adı Şıh Bahşiş; ermiş mi ermiş.Yiğit mi yiğit. Erlikten evliyalıktan yana babasıyla yarışa hazır. Ama önce ev bark gerek, bir de ana gerek mağaradan çadırdan çıkmak gerek... Koca derviş almış başını yitmiş bir süre... Rutik Bey’i Piri Baba’yı ziyarete gitmiş.(74) Piri Baba’nın kızını isteyip, düğün dernek evlenmiş. Artık evler yapıp, bir köy kurma zamanı gelmiş... Şeyh Hasan, tekkesini yaptırmış, köyü kurup “Onar” adını vermiş. Derken bir gün kayınpederi Piri Baba; Onu ziyarete gelmiş. Evini, tekkesini, düzenini ve edep erkânını beğenmiş ama, “suyun az” demiş, ”suyunu çoğaltmak gerek!” demiş. Ve vaktiyle söğüt sopasının (Şeyh Hasan’ın asasının) yeşerdiği yerin yukarısındaki, kuru (kepir) toprağı tekmelemeye başlamış. Esrimiş, coşmuş ve coştukça tekme vurmuş. Derken toprak iki şakka olup, parmak kalınlığında su çıkmış. (75) Ancak, Şeyh Hasan Oner, kayınpederinin bu keramet gösterisine çok çok içerlemiş. Düşünceli düşünceli ilerlerken birden, “Ya Hakk..!”  diye bir çığırış çığırmış ki; yer gök sarsılmış ve bir tekme vurmuş az ilerideki kayaya; koca kaya yarılmış, kol, bacak değil, gövde kalınlığında bir su akmaya başlamış gürül gürül... (76) Dersini alan Piri Baba, ardına bile bakmadan çekip gitmiş, bir daha da sözüne söz etmemiş... (77)

Şeyh Hasan’ın oğlunun da bulunduğu bu keramet gösterisi öyküsünü Baba İshak olayları ile ilgili “Meşveret Toplantısı” olabileceği kanısındayız. Piri Baba’nın da Merzifon’a gitme gerekçesini bu olaya bağlayarak geniş şekilde Cem ve Şahkulu dergilerinde açıklamıştım. (78)

“Onar Dede Destanı”nda da bu keramet anlatılmaktadır. Piri Baba’nın Merzifon’da Sarıbayındır denilen semte yerleştiği anlatılmaktadır.

Şeyh Hasan’ın Piri Baba’nın kızıyla evliliğinden sekizi erkek ikisi kız olmak üzere “10 evladı” olmuştur. Onar Köyü’ndeki kabileler Şeyh Hasan’in çocuklarının adlarıyla anılmaktadırlar. Benim kabilemde “Habib Hasanoğulları” olarak Osmanlı kayıtlarında geçmektedir.

VII. ŞIH BAHŞİŞ VE BAHŞİŞLİ OYMAKLARI

Bahşi sözcüğü (Sanskrit aslında bhikshu, Çince po-shil, yani “bilgin adam”, “muallim”) başlarda sadece Budist târık-ı dünyalarına verilen bir ad iken bu sözcük, Moğol Devleti’nde “Katip Memuru” manasına gelir olmuş.

Buradan da Moğollarin hizmetinde bulunan aydın Uygurların Budist Ruhban Sınıfına mensup bulundukları anlaşılıyor.

Uygur Budistleri; bugünkü Moğolistan Budistleri gibi, mukaddes kitaplarina “NOM” derlerdi ki, Süryanilerin de kabüllendikler bu ‘Grek’ sözcüğün Uygur ülkesine Manihaistler tarafından taşındığında şüphe yoktur. Uzak-Doğu ile Ön-Asya birbirlerine o kadar yakınlaşmışlar...(79)

Farsça bir kelime olan, BAHŞ: bağış, ihsan, bağışlayıcı, verici anlamındadır. Bahşayış: bağışlayış, bağışlama; Bahşiş ise bağışlama demektir.(80)

Bu anlamdan dolayı da Bahşiş sözcüğü Türklerde ulûvviyet ile eşanlamlı kullanılarak; ulvi, ulviyye anlamında göğe ve manevi aleme mensup kimselere (ulu zat) verilen ünvan olarak kullanılmıştır.

Uygurlar genellikle Güneş’e tapmalarına karşın; Manihaist, Budist, Hiristiyan dinleri gibi çok inançlı bir toplumdu.Uygurlar Müslümanlığı kabulleriyle birlikte eski inançlarıyla bu yeni dinlerini de bağdaştırarak, “kültür + inanç” birlikteliğini sağlamışlardır. Eski geleneksel dinlerinin ulu-önderlerinin de Ünvan ve makamlarını koruyarak İslamiyete taşımışlardır. Bahşiş ünvanı ve onuru da bunlardan biridir.

Prof. Dr. İnan’a göre: Kazaklar “Bahsı”, Kırgızlar Bahşi dedikleri kelimeler; Buda dini vasıtasıyla gelmiş yabancı kelimelerdir. Şaman kelimesi de Buda Rahibi anlamına gelmektedir. Türkçe’de bunların karşılığı “KAM”dır. Moğollar “Bahşi” kelimesini öğretmen, Mürşit anlamında ünvan olarak kullanılmaktadır. Türkmenler “Bagşi” kelimesini saz şairi manasında ifade ederler. (81)

Hint-Türk İmparatorluğu’nda askeri yöneticilere “Bahşi” denirdi. ”Mirbahşi” harcamalardan sorumlu yönetici, maliyeci vezir demekti. Timur’un mülki devlet teşkilatında “Bahşi” ünvanlı uygurlar görülmektedir. (82)

Vânbery’in 1863 tarihli oymak listesinde “Bahşi Oymağı” adı geçmektedir. (83) Ki, bu sözcüğü Türkler oymak adı olarak da kullanmaktadırlar.

Prof. Dr. Caferoğlu: “Şamanizm dini yoluyla, halkın milli inançlarını teminat altına alan Bahşiler, aynı itina ile mazisinin ve milli tarihin, yüz güldüren canlı sayfalarını öz Türkçe ile sermeye çalışmışlardır. “Mollalı köy korkak, Bahşili köy ise kahramandır.” Ata sözü, Özbek Türk’ünün mazi yadigarına olan inancını en iyi belirten bir vecizedir.” demektedir.(84)

Bu araştırmalardan anlaşılmaktadır ki; Bahşi kelimesi, askeri ve idari yöneticilerine, eğitimci ve ulemaya, tasavvuf erbabı mürşitlere, kopuz çalan ozanlara, büyücü ve efsuncu şaman ve kamlara verilen bir ünvandır. Aynı şekilde Anadolu’da da Dede ve babalara denilmektedir.

 A. ŞIH BAHŞİŞ

Şeyh Hasan’ın Horasan’da 8. İmam Rıza’nın kız torunlarından bir seyyide ile evliliğinden olma oğlu olan Şıh Bahşiş’in esas adı Seyyid İbrahim’dir. Şeyh Hasan’ın Bayat Boyu Beyi  Bahşi Han’ın adını taşıyan Şıh Bahşi, halk arasında Şıh Bahşiş olarak anılmaktadır. Şeyh İbrahim’de denilen Şıh Bahşi; tüm Türk boylarının içerik olarak “Bahşi” sözcüğüne yükledikleri anlam ve ifadeleri ile bütün özellikleri taşımaktadır.

Şıh Bahşiş; Hz. Muhammed-Hz. Ali soyundan 7. İmam Musa-i Kazım  ile  8. İmam Rıza’nın ortak torunlarından olduğu için seyyiddir. Alevi öğreti ve yol zincirinin en üst mertebesi olan “mürşidlik” makamındadır. Bilgili, erdemli ve keramet ehli ulu bir zattır. Bağışlayıcı, el ve avcundakileri yoksullara veren, cömert bir erdir. Bahşişli oymaklarından oluşan “okçu birlikleri”nin beyi ve askeri komutanıdır.

İşte tüm bu karizmasından dolayı da Şeyh İbrahim’e “Bahşi” ünvanı ve tasavvufi makamından gelen, yüksek bir mevki olan; Alevi terminolojisi ve Türkmen geleneğindeki, “Şıh Bahşiş” denmiştir. Ayrıca, Şeyh Hasan’ın dedesi Bahşi Han, Orta-Asya Yesi bölgesinde Türkmenlerce “Kutsal Ulu Ata” olarak kabul gördüğünden; “Atalar Kültü” gereği Şeyh İbrahim’e de töre kuralı olarak “Şıh Bahşiş” denmiştir.

Ulu ozan, Kızılbaşların piri Kul Himmet, bir nefesinde Anadolu’daki erleri-evliyaları sayarken, “Şeyh İbrahim Şeyh Hasan’ın gülüdür” demektedir ki, baba-oğul ilişkisini somut bir biçimde belirtmektedir. Aynı şiirde Şeyh Hasan’ın kardeşi Şeyh Ahmet Dede’nin torunlarından olan iki ozan baba-oğul da şöyle anmaktadır: “Teslim Abdal Derviş Ali duacı/Göremedim pirimi dertliyim dertli”, demektedir. (85)

Şıh Bahşiş’in Onar Köyü’nde bir tekkesi vardır. Osmanlı kayıtlarında “Bahşayış oğulları” diye geçen ve bugün “arslan” soyadını taşıyanlar ile “Çömezgiller” denen kabileden, Arapgir Onar Köyü’nde aileler vardır ki bunlar Şıh Bahşiş’in torunlarıdır. Diğer yandan Baskil’in Ataf (Kumlutarla) Köyü’nde de Şıh Bahşiş’in türbesi ve tekkesi bulunmaktadır. Bu köyde de Şıh Bahşiş neslinden dedeler vardır.

Şıh Bahşiş, Adaf yöresine gelerek 7 köyü kendine bağlamış ve yeni bir aşiret yapılanması oluşturarak, adını da “Bahşişli ya da Bahşayışlu” cemaati ve oymağı denmiştir. Söylenceye göre de, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat; bu yöreyi Şıh Bahşiş’e vakfetmiş, şeyhlik beratını ve seyyidlik şeceresini de onaylamıştır. Daha sonra Kerbelâ Tekkesi’nden alınan şecerelerde vardır ki bu belgeler Hüseyin Ütebay ailesindedir. Kanımızca, Şıh Bahşiş 12.-13.yüzyıl sonuna dek yaşamıştır. 

Kayseri Müzesi’nde bulunan bir kitabeden “Bahşayış Han” adıyla anılan zattan bahsedilmektedir. Ertena Oğulları’ndan ve Beyliğin kurucusu Alaeddin Eretna (1335-1352) Beyi, Karamanoğulları’nın elinden kurtararak tahtına iade eden Bahşayış Bey’dir. Demek ki, Bahşayış Bey bu dönemde yaşamıştır. Müzedeki Mezartaşında ölüm tarihi H.748 (M. 1347) yazılıdır. Şah Kutluğ Hatun’un oğlu Haydar Bey’in oğlu Bahşayış olarak belirtilmiştir. (86)

Bundan da anlaşılmaktadır ki, Anadolu’ya Orta-Asya’dan gelmiş ve İslamiyeti yeni intibak etmeye çalışan Türkmen Beyleri eski ünvanlarını hala korumaktadırlar. Bahşi türevleri de bunlardan sadece biridir.

 

 B. ADAF KÖYÜ

1977 Yılında Mehmet Özdoğan’ın Fırat Havzası Araştırmalarında Elazığ’ın Baskil ilçesine bağlı Ataf (Kumlutarla) Köyü de yer almaktadır. Ve şöyle demektedir:

Fırat, Ataf Köyü’nün olduğu yerden boğazdan çıkarak geniş bir yatak içinde çeşitli kollara ayrılarak adalar oluşturmaktadır. Höyük köyün bulunduğu yerde, Hıştıkan deresinin getirmiş olduğu alüvyonlarla oluşan küçük bir kıyı ovası bulunmaktadır. Kıyı ovası Höyük köyün güneyinde yeniden daralmakta ve Muşar Dağı’nın alt eteklerini oluşturan sırtlar Fırat kıyısına kadar inmektedir. Baskil ilçesinin 32 km. kadar kuzeybatısında, Fırat kıyısında olan, Ataf yaklaşık 35 haneli toplu bir köydür. Höyük köy mezarlığı; iki bölümden oluşmaktadır. Güneyde kalan Arhasoğlu mezarlığında küçük bir türbenin yıkıntısı bulunmakta.Oldukça özenli olarak kesme taşlardan yapılmış olan türbenin iki ayağı, bir kemeri ve kısmen köşe üçgenleri ayakta kalmış; geri kalanının 15 yıl önce yıkılmış olduğu söylendi. Her iki mezarlıkta da çok sayıda taş sanduka mezar var. Uzun yazıtları olan mezarların işçiliği oldukça iyidir. (87)

Ataf köylüleri şimdi çoğunlukla İstanbul’da oturmaktadırlar.Köy Karakaya barajı gölü içinde kalmıştır. Tarihi Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait şahideler ve sandukalar sulara gömülmüştür.Güneş gülü motifli ve Mürh-ü Süleymanlı yıldızlı mezartaşları Türk Tarihi’nin Anadolu’daki önemli belgeleriydi.

Ataf Köyü’nde üç önemli ziyaret mekânı vardır. (88) Kubbeli ve kesme taş örgülü yapılar olan türbe ve tekke kutsanarak bugüne dek korunmuştu demektedirler Ataf köylüleri. Ziyaret yerleri şunlar idi:

1) Şıh Bahşiş Türbesi ve Tekkesi: Ütebay Ailesi, dede ve tekkeşin olarak bu yerlerin sorumluları idi.

2) Bez-i Besten Türbesi: Alo Dede ailesinin sorumluluğundadır.

3) Yedi Kişi Türbesi: Kel Mehmetler ailesinin sorumluluğunda idi.

Bu ziyaretlere getirilen kurbanlar ve adaklar anılan ailelerce organize edilerek köy halkına üleştirilirdi. Köyde ayn-ı Cemler dede ailesince, yani Şıh Bahşiş Ocaklılarınca icra edilirdi. Bugün ise, Şıh Bahşiş Ocağı dedesi olarak Hüseyin Ütebey, İstanbul’da geleneksel olarak dini görevini mutat zamanlarda icra etmektedir.

 C. ŞIH BAHŞİŞ MENKIBELERİ

 

Şıh Bahşiş’e ait çok sayıda menkıbe, rivayet ve efsane vardır.Başta Onar ve Ataf köyleri olmak üzere, Şeyh Hasan, Mutmur, Atabek, Korucuk, Kale, Şabanlar, Hastek, Nimri gibi köylerde farklı anlatım biçimleriyle günümüze değin söylenceler gelmiştir. Dr. Kaygusuz, Onar Köyü’nden derlediği söylenceye göre; Şeyh Hasan oğlu Şıh Bahşiş’i üç kez sınamaya denemeye tabi tutmuştur. Şıh Bahşiş bu sınavların üçünde de başarılı olmuştur. Oğlunun bu başarılarını gören Şeyh Hasan; Aşiretinin iki başlı olmaması için oğlunun başka bir yerde yurt edinmesine ve aşiretini oluşturmasına müsade eder. Bu üç söylence şöyledir: (89)

1) Şıh Bahşiş deli dolu bir yiğitmiş, ermiş mi ermiş! Kafası estikçe gözden kayıp olup, ırakları dolaşıp gelirmiş... Şeyh Hasan oğlunun böyle sık sık ortalıktan yitmesinden; O’nun bir yurt arama, bir yere yerleşme, obasını kurup ayrı oturma özlemi duyduğu yargısına varıp; sınamaya-denemeye çağırmış. Bu bir ok atma yarışmasıymış, baba ile oğul arasında. İlk oku Şeyh Hasan atmış Nişangâh’tan; ok köyün kuzeyindeki, Araplar Taşı’nın bulunduğu yere düşmüş. Şıh Bahşiş aynı yerden oku fırlatmış, babasından yaklaşık 70-80 metre yukarı ilerisindeki Dikmetaş’a ulaştırmış. (90)

2. Yine bir gün, baba-oğul, Büyük Ocak tekkesinin önündeki kerevette oturuyorlarmış. Güneş kızıl ışıklarını Göldağı’nın ardına saklarken, çobanlar da sığırlarını köye doğru haylamakta imişler.

Şeyh Hasan: “Bak, Bahşiş!.. Nişangâh’dan aşağı bir inek geliyor, görüyor musun?..” demiş. O da:

“Görüyorum, Şeyh Babam, yakında doğuracak, gebe (kunnacı) bir inek.” demiş Şıh Bahşiş.

Şeyh Hasan: “İneğin karnındaki dananın alnında ak var, alnı başşık!” demiş.

Şeyh Bahşiş ise: “Hayır, benim can babam, dananın alnında ak yoktur. Sizin o gördüğünüz, dananın kuyruğunun ucundaki ak, dolanıp alnına gelmiş..“ demiş ve bahse tutuşmuşlar.

Bu konuşmadan bir süre sonra inek doğurur ve dananın anlı başşıktır. Şıh Bahşiş’in söyledikleri doğru çıkar. Böylece, babası karşısında ikinci bir sınavı da kazanmış olur.

Şeyh Hasan iki sınavında da başarılı olan oğluna bu kez farklı; Alevi öğretisinin temel inanç ölçütlerinden olan, “don değiştirme” yani “bir kalıbtan başka bir kalıba girme” şeklinde tezahür etmeye karar vermiş...

3. Şıh Bahşiş günlerden bir gün, bir çift öküz önünde Şeyh  Çayırı’na çifte giderken, kayalık bir yer olan Naldöken’de birden ejderha gibi kocaman bir yılan karşısında beydah olmuş. İrkilmiş ve kendisini çabuk toparlayarak, yılana şimşek gibi bakarak, tek bakışta onu tanımış ve şöyle demiş:

 

         “Benim babam olmayasın;

          Bana sınak salmayasın;

          Ben bir taşa eğilince,

          Sen çağıla dolmayasın... “

Bu deyişinden sonra Şıh Bahşiş, taş alıp atmaya eğilmeden daha; rüzgâr estirircesine semah dönen Şeyh Hasan Baba yılan donundan silkinerek çıkar. Ve şöyle der: “Üç sınavı da kazandın. Benim yiğit oğlum!.. Haydi uğur ola!..” diyerek gözden kaybolur...

Büyük Ocak Tekkesi’nde “İrfan  Ayn-i Cemi”nde  “Kocalar Meclisi”nde Şeyh Hasan;”Tamam oğlum” der, Şıh Bahşiş’e,  “Sen artık kendine yeter duruma geldin. Beni de geçtin güçten yana. İki baş bir kazan da kaynamaz. İki Şeyh bir posta da oturmaz. Var kendine bir yurt edin.” der ve oğlu için dua eder.

Şıh Bahşiş kendine Oner Köyü’nde bir tekke yaptırmış, ama burada artık bu olaylardan sonra durmak imkânsızlığını anlamış. Kendine yeni bir yurt edinip, yeni talipler, muhipler sağlama yolunu seçmiş. Babası Şeyh Hasan ile yarışması sonucu, Şıh Bahşiş’in başarılı olması, O’nu Onar Köyü’nü terk etmek zorunda bırakmış. Şıh Bahşiş, Fırat kıyısında bir köy kurmuş adını da “ATA-AF” koymuş. Şeyh Hasan oğlunun bu başkaldırışına ve aralarında geçen olaylardan dolayı oğluna kırılmış. Ancak daha sonradan babasının kendisini bağışladığını ve aralarının düzeldiğini, kurduğu köyün adından da anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak; bu söylencelerden şunu çıkarsayabiliriz. Şeyh Hasan ile oğlu Şıh Bahşiş, Fırat Boyu fetihlerinde anlaşmazlığa düşerler. Bu fetihlerde Şıh Bahşiş başarılı olur. Bunu gören Şıh Hasan da oğlunu bağışlar. Şıh Bahşiş’in  “Şeyhlik Beratı”nın olması ve bugünkü Kumlutarla  (Ataf)  Köyü’nü de Alaeddin Keykubat tarafından vakfedilmesi söylenceleri doğrulamaktadır.