Baba İshak ile Şeyh Hasan İlişkisi
1. BABA İSHAK İLE ŞEYH HASAN İLİŞKİSİ
“Anadolu Selçukluları devrinde Ahiler’le Türkmenler’in aynı meslek ve meşrepte olduklarını ve müşterek bir dini ve siyasi anlayışın mücadelesini sürdürdüklerini, yaşayış ve düşünüş bakımından belli bir pınardan beslendiklerini göstermektedir” (41) diyen Mikail Bayram, bu arı-duru pınarın Alevilik öğretisi olduğunu itiraf edememektedir. Ama tüm bunlara karşın; Baba İshak harekâtı ile Ahi Evren’in ilişkisini saptamaktadır ki, tarihsel olarak önemli bir tesbittir.
İbn Bibi; Baba İshak’ın züht, takva ve verâ sahibi bir kişi, yüksek irşad ve ikna kabiliyeti olan bir mürşid, üstün ahlâki meziyetleri bulunan bir halk adamı, halk arasında geçerli nefesi ile ün salan fakat ücret, hediye gibi hiçbir maddi çıkarı kabul etmeyen ermiş bir sofi olduğunu, çobanlığı kendisine meslek edinen ve otlattığı koyunlara dahi son derece müşfik davranıp, hak ve hukuka riayetkâr bir insan olduğunu söylemekten kendini alamamıştır... Baba İshak; Selçuklu yönetimin Ahilere ve Türkmenlere karşı uyguladığı zulüm ve işkenceye son vermek için, Konya’ya devlet yetkilileriyle görüşmeye gittiğini Eflaki’den öğrenmekteyiz...
Baba İshak Konya’ya giderken Halifesi Hacı Bektaş’a da uğramış, Hacı Bektaş’ın Mevlana’ya yazdığı mektubu Konya’da Mevlana’ya sunmuş ve bir süre görüşmüştür... (42)
Selçuklu devlet ricaliyle görüşmesinden bir sonuç alamayan Baba İshak, halkı ayaklandırmak için, Dede, Baba ve Ahi şeyhleriyle görüşerek isyana hazırlar.
Baba İshak, Türkmenleri silahlandırır ve Şeyh Baba Resül (İlyas)’ın saptadığı tarihte isyan bayrağını açar. (43)
Onar Dede Destanı’nda; “Gardaşı Şıh Ahmed, Bektaş yareni / Baba İlyas, Ahi Evren yoldaşı / Bir cümle cihanın yekta güheri” ve “.../ Şeyh Ahmed’de Şeyh İshak’la aşına” denmektedir.
Şeyh Hasan’ın Hâce Bektaş-i Veli’nin dostu, Baba İlyas-i Horasani’nin ve Ahi Evren’in yoldaşı, yol ehli, pirdaşı, fikirdaşı olduğunu ve dünyada eşsiz, benzersiz kıymetli maden olduğunu destandan öğrenmekteyiz. Ayrıca, kardeşi Şeyh Ahmed’in de Şeyh İshak (Baba İshak Kefersûdi)’la tanıdık ya da “musahip” olduklarını anlamaktayız.
Baba İsak’a aynı zamanda “Şami/Şamlu” denmektedir ki, muhtemelen Baba İshak, Şam’da ya da Akrad bölgesindeki bir “Dar-ül-Hicra”da Nizari İsmaili Dai’lerince eğitildikten sonra bölgeye irşat için gönderilmiş olabilir.
Destandan bu çıkarsamamız; Şeyh Hasan ve kardeşinin Babai önderleri ve Ahi önderiyle çok sıkı ilişkiler içindedirler. Kent ve kırda ortak hareket ettiklerini, eylemliliği de birlikte planladıkları anlaşılmaktadır.
Elvan Çelebi; “Menâkibu’l-Kutsiyye” deki 1169’unca beyitinde, “Bize togmiş-idi sa’adet ayi/Getürün didi on yılı sayı” ve 1170’inci beyitte de, “On birinci yıl olıcak varunuz / Ta Arapgire sırrumı görürüz” demektedir.
Baba İlyas’ın torunu Aşık Paşa’nın Arapgir’de 10 yıl kaldığını kesin olarak belirtmektedir.
Taşköprülüzâde ve Lâtifi gibi müellifler; Aşık Paşa (1271/2-1332)’nın dışarıdan Anadolu’ya geldiğini ve Kırşehir’e yerleştiğini, hatta Lâtifi; Acem serhaddine yakın bir yerden geldiğini ileri sürmektedir. (44)
Bu tarihçilerin yazdıklarıyla “Onar Dede Destanı”nı tarihsel kesitine oturtursak örtüşmektedir. Baba İlyas ile yoldaş olan Şeyh Hasan Onar, 1240 yılından sonra da bu ailenin fertleri olan Muhlis Paşa ile de ilişkilerini sürdürmüştür. Acem serhaddine (sınırına) yakın olan Arapgir Sancağında güçlü bir konumda olan, Şeyh Hasanânlı Aşireti’ne Aşık Paşa babasının ölümüne müteakip sığınır, ve on yıl Arapgir’de saklanır. Tüm tarihi veriler ve söylenceler olayın gelişimini böyle göstermektedir.
Bu durumda şunu göstermektedir ki, Şeyh Hasan, Babailer harekâtiına katılmış, yenilgi sonrası da Alevi Türkmenlerin tekrar toparlanıp teşkilatlanmasında da bulunmuştur. Menakıbnamede Baba İlyas’ın yaşlı halifelerinin torunlarına da hizmet vermesi bu kanımızı doğrulamaktadır.
Seyyid Sahih Ahmed Dede; “Mecma-u Tevarihi Mevleviye” adlı kitabında “Karaca Ahmed’in Acem diyarından Türkmen beldesi olan Sulucakarahöyük’te Hacı Bektaş’ın yanına geldiğini” yazmaktadır ki, muhtemelen bugünkü Kemaliye (Eğin)’e bağlı (o devirde Arapgir’e bağlıdır) Ocak Köyü’ndendir. (45) Çünkü, Karaca Ahmed’in oğlu Hıdır Abdal 13. yüzyılda Ocak Köyünde kendi adıyla bir zaviye kurduğu Osmanlı belgelerinden anlaşılmakta ve günümüze değin de bu kurum devam edegelmiştir. (46)
Arapgir’in güneyden giriş yönünde (eski Bağdat yolu), Onar Köyü Zaviyesi; şehrin kuzey çıkış yönünde ise, Ocak Köyü Zaviyesi vardır. Bu iki zaviye kurulduğundan bugüne dek ortak bir kültür ve inancı paylaşarak hareket etmişler ve akrabalık ilişkileriyle de güçlendirmişlerdir. Her iki Dede Ocağı’nın çevresinde gelişen olaylara seyirci kaldığı düşünülemez. Alevilik öğretisinde tevekkür bir yere kadardır, zülme ve haksızlığa başkaldırı vardır. Bu nedenle, her iki ocağın Babai harekâtıyla ilişki içinde olasıdır. Bölgedeki sosyal, ekonomik, dinsel ve tarihi ilişkiler ile Dedelik Kurumu işlevi açısından; Babai ve Ahi direnişlerine, Onar ve Ocak zaviyelerinin düşünsel ve eylemsel katılması güçlü bir olasılıktır. Başka türlü düşünmek Alevi Türkmen töresine ve geleneklerine aykırıdır. Aleviler hiçbir zaman zalimin yanında yer almamışlardır.
Saltuk-Nâme’de; Saru Saltuk devrin büyük alimleriyle görüşür. Saru Saltuk; Rumeli, Bulgaristan, Rusya’dan sonra Türkistan’a gelir. Harezm, Horasan ve Tebriz’i dolaşarak, Fırat Nehri kıyısına gelir. Kayseri ve Kırşehir’e giden Saru Saltuk; Hacı Bektaş-ı Veli, Üryan Doğan, Mevlanâ, Şems-i Tebriz, Seyyid Mahmud Hayrani, Hoca Nasreddin, Karaca Ahmed, Tabduk Emre, Malatyalı Şeyh Abdullah’la görüşür. Malatya’da Battal Gazi’nin torunu Ali’yi ziyaret ederek, Seyyid Gazi Sultan’ın evlerini ve yurdunu da ziyaret eder. (47)
Saru Saltuk’un Zeyn’el Abidin Sultanı ziyaret ettiği Saltuknâme’de belirtilmektedir.(48)
Kanınızca Battal Gazi yurdunu (eski Malatya) ziyaret eden Saru Saltuk; birkaç kilometre uzakta bulunan Atabeğ Köyü’ndeki Zeynel Abidin Türbesi’ni ziyaret etmiştir. Yoksa Bâkiye Mezarlığı’nda Medine’deki 4.İmam Zeynel Abidin’in türbesi değildir. Ziyaret ettiği bu türbe Fırat havzasındaki Zeynel Abidin’in merkatidir.
Mikail Bayram; bütün eserlerinde Nasrettin Hoca’nın Ahi Evren olduğunu söylemektedir. Saru Saltuk’unda Ahi Evren ile görüştüğü anlaşılmaktadır. Saltukname’de Saru Saltuk’un Selçuklu Ülkesi’nden kovulduğunu yazmaktadır. Muhtemelen Saru Saltuk’da Baba İshak gibi Konya’ya giderek, Türkmenlere ve Ahilere yapılan zulmün durdurulmasını yönetimden ister, fakat arzusu reddedilerek kovulur. Mevlanâ ve Şemsi ile görüşmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Saru Saltuk’un Konya görüşmesinden sonra, Baba İlyas ve İshak olmak üzere çok sayıda Şeyh, Dede ve Baba ile buluşması ve Alevi dergâhlarını ziyaret etmesi; Türkmenleri isyana hazırlamasından başka bir şey değildir. Fırat Nehri Kıyısı, Saltuknâme’de özellikle geçmesi yöredeki Şeyh Hasanlı Aşiretlerini ziyareti olasıdır. Çünkü Fırat boylarına bu tarihlerde Şeyh Hasan, oğlu Şıh Bahşiş ve kardeşi Şeyh Ahmet’in başında bulunduğu Bayat Boyu Oymakları hakimdir.
Mikail Bayram; Karaman oğullarının atası Sofi Nure (Köre Kadı)’nın Evhadüddin Kirmani’nin Kayseri’deki talebelerindendir. Diyerek; Evhadüddin’in Menakibnâmesi’nde geçen “Türk-i Cebeli” (Göçebe Türk) diye geçen ve Kirmani’nin yanında yetişen dervişi de Baba İlyas olarak nitelendirmekte ve zaten Baba İlyas’ın da Amasya’da çobanlık yaptığını belirtmektedir. (49)
Selçuklu araştırmacılarına baktığımızda o dönemde tüm ülkedeki; Heteredoks İslam-Türk zümrelerin başındaki Şeyhler, Babalar, Dedeler, Dervişler, Abdallar, Ahiler vb. birbirleriyle rabıtalı, organizeli ve örgütlü bir şekilde faaliyet yürütmekteler ve hareket etmektedirler.
Türkmen Beyleri, kasaba ve kentlerdeki küçük esnafı da bu dervişlere destek vermektedirler.
İşte, Babai Harekâtı çok girift bir başkaldırı olup; çeşitli kesimdeki Türkmenlerin yer aldığı devleti ele geçirme isyanıdır. Babailer İsyanı’nın devamında da kent ve kasabalarda Ahi direnişini görmekteyiz. Her iki isyan ve direniş, mevcut iktidara ve Moğol istilasına karşı “MİLLİ” bir karşı koymadır.
2. BABAİLER İSYANININ BAŞLAMASI
Kuzey Suriye yöresinde İsmaili inancının etkisindeki göçebe Türkmen boylarından; Döğerler, Bayatlar, Ağaçerileri XI - XIII. yüzyıllarında Maraş, Elbistan ve Malatya’dan Klikya’ya kadar yayılan sınır bölgelerini işgal ediyorlardı.(50) İşte, Bayat Boyundan Şeyh Hasanhanlı oymakları ve obaları da bu zaman aralığında Kuzey Suriye yöresinden gelerek Malatya’daki bugünkü yerleştikleri yöreleri işgal ederek yurt edinmişlerdir. Büyük bir olasılıkla İsmaili inancından da etkilenmişlerdir. Yine bu dönemde Maraş” Kızılbaşları, Kantarma Dede Ocağı ve Sinemili Alevi Aşiretleri önemli bir güç odağıdır.
12 Ağustos 1239 (10 Muharrem 637) günü Baba İshak isyanı başlatır.(51) Baba İshak bu başkaldırı eylemine Maraş, Adıyaman, Malatya bölgelerindeki Türkmen Boyları katılırlar. Söylenenlere göre Şeyh Hasanlı oymakları da bu olaylara iştirak ederler.
Baba İshak tarafından başlatılan isyanı; Malatya Emiri (valisi) Muzafferuddin Alişir, Selçuklu askerlerinden ve 500 atlıdan müteşekkil bir ordu ve Sawmaoğlu Manastırı’ndan 50 okçuyla Türkmenleri bastırmaya çalışır ama yenilerek, muharebe meydanında silah ve teçhizatı bırakarak savaştan kaçarlar.(52) Bu başarıdan sonra Türkmenler giderek güçlenir ve yeni yeni katılmalar olur.
Malatya Valisi ikinci kez, Kürtlerden ve Germiyanlılardan oluşturduğu yeni bir ordu ile Baba İshak Türkmenleri kuvvetlerine karşı koymaya çalışsada yenilir. Baba İshak kuvvetleri çoğalıp güçlenerek Amasya’ya (Baba İlyas-Resûle) doğru yürüyüşe geçerler. Malya Ovasında toplanan Babai Türkmenleri, Konya’ya iktidarı almaya gidemeden; Frenk, Gürcü, Kürt ve Hristiyan askerlerden oluşan Selçuklu Ordusu tarafından 1240 yılının sonlarına doğru kadın çocuk demeden katliama uğrarlar. (53)
Bu olayların sonucu Malatya-Adıyaman arasındaki yörelerde bulunan Şeyh Hasanlıların bir kolu olan Seydanlı aşiretine bağlı Bali oymağı; Muşar, Keban ve Munzur dağlarına kaçarlar.Uzun bir süreden sonra tekrar eski yurtlarına dönerler. (54)
Şeyh Hasan Köyü’nde yaşlıların anlattığına göre; atalarının Pötürgeli Kürtlerle ve Drijan Aşiretlerine karşı savaştıklarını belirtmektedirler. Muhtemelen bu savaş Babai başkaldırısında olmuştur. Şeyh Hasan (Tabanbükü) Köyündeki Şeyh Ahmed Dede’nin 9 oğlunun toplu mezarı ve Adaf (Kumlutarla) Köyündeki “7 Kişiler”in toplu mezarı anlatılanların doğrular niteliktedir.
Onar Dede Destanı’nda “Barışmaz oldu Türkmen ile Kürt/Üryan büryan etti Frenk ile Kürt” dizeleri Babailer olayını anlatmaktadır. Diğer yandan Babailere; Rafizi, Harici, Kafir, Mülhid, Zındık gibi bir sürü yafta takmalarına karşın; “İmanımız Hakk’la, dilimiz Türkçe” dizesi önemli bir anlamı ifade etmektedir. Türkmenlerin 13. yüzyılda dahi dillerini nasıl sahiplendiklerini göstermektedir.
Babai Ayaklanması’ndan sonra meydana gelen Ahi direnişine Harzemliler destek vermişler, Malatya’yı işgal ederek Subaşı’yı esir alarak Masara Kalesi’ne gitmişlerdir ki, bu kale Şeyh Hasanlılara aittir.(54.a)
Malatya’nın Yeşilyurt, Doğanşehir ve Akçadağ ilçelerindeki bazı yerleşim birimleri Şeyh Hasanlı oba ve oymaklarına aittir. Adıyaman’ın Şambayatı ve Maraş’ın Alibey köyleri Türkmen oymaklarıdır. Malatya’nın Dedeyazı (Dedefengi) köyünden Şeyh Hasan soylu dedeler, Maraş, Adana, Mersin gibi yöredeki taliplerine edep-erkân için Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde gittikleri bilinmektedir. Hatta Suriye ve Irak’ta bulunan taliplerin yıllık Görgü-cemi törenlerini icra için gidildiği yaşlılarca söylenmektedir. Bugün aynı köyde ikamet eden “Erdem Ailesi” geleneksel Alevi inanç ve tapınma tören ve şölenlerini icra etmektedir.
Baba İshak harekâtı sonrası ve bugün yörede Şeyh Hasanlı Aşireti’nin izlerini görmek mümkündür. Tarihsel ve geleneksel bağları kopmamıştır.
Sonuç olarak Babailer neyi amaçlamışlardır?...
Anadolu Selçuklu Devleti; Oğuz Türkmen Aşiretlerinin büyük toprakları fethetmesiyle kurulmuştur.
Gazi ruhunu kamçılayan unsurlar ise; Türkmen Şeyhleri, Baba ve Dedelerin doktrini olan Horasan geleneğine özgü; Heterodoks İslam-Türk tasavvufu idi. 1237/8’i Alaeddin Keykubat sonrası (52. b) devlet yönetiminden dışlanan Türk beyleri ve Heterodoks İslam Babaları; Acem görünümlü yönetime ve Fars kültürüne karşı reaksiyoner zulme ve baskılara, adaletsizliğe karşı isyan haraketi olan Babai örgütlenmesi, alternatif olarak yapılandırılarak “devlet erki’ni sahiplenmek adına ortaya çıkmışlardır. Babai hareketi yenilgiye uğrasa da uzantıları olan Ahilerin direnişi, Cimri olayı gibi hareketler yerel ve genel düzeyde devam etmiştir.
Özünden kopmuş Selçuklu yönetimi ise; Kürt, Gürcü, Rum, Ermeni asillerini ve Frenk şovalyelerinin oluşturduğu kuvvetlerle Babai Türkmenlerini ancak yenebilmişlerdir. Fakat bu hareket; ”Türk dirlik ve birliğini” sağlama yönünden fikri bir harekâtın babası olarak; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu sağlamışlardır. Bu anlayışın ürünü ve hedefi olarak da; Babai İsyanı’na katılan “Kolonizatör Türk Dervişleri”ni, Şeyhleri, Babaları, Dedeleri, Abdalları, Ahileri, Bacılar Örgütünü; Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ÖNCÜ olarak görmekteyiz. (55)
C. ŞEYH HASAN’IN SANCAĞI VE
ALANYA KALESİ KUŞATMASI
Onar Dede Destanı’nda geçen; “Mucizat-ı beli ey güzel atam/ Kırk kulaç kemendin karaya atan / İreisin gemisini kurtaran” dizeleri, Şeyh Hasan’ın bir deniz savaşına katıldığının açık kanıtı olmalıdır. Yörede deniz savaşlarıyla ilgili birçok söylencede vardır ki, destanı destekler niteliktedir.
Malatya Subaşısı Bahaddin Kutluğca’nın emirliğinden gönderilen bir Türkmen Beyi olarak bu savaşa katılmıştır. Olasıdır ki, “On-Er’in komuta ettiği bir bölük savaşçısı vardır kı, “sen bir er değil on-er’sin” denmektedir. Söylencede... Yoksa tek kişinin on yiğidin gücüne sahip olduğu için değildir. Deniz savaşında gerçekten, Donanma Reisi’nin gemisini kurtarmışsa Şeyh Hasan, o savaşın kazanılmasında büyük rol oynamış demektir. Bu savaşa Türkmenlerin deniz askeri (bahriye) olarak katıldıklarını sanmıyoruz. Ama, kıyıya yakın yerden komutanlık gemisinin (Kaptan-ı Derya) düşman tarafından sıkıştırıldığında; karadan yetkin bir Okçu Birliği’nin sayesinde kurtarılması, o dönem savaşları için kuşkusuz olasıdır. Onar Dede söylencelerinde oğluyla, “ok atma yarışması” olayı, bu oymağın okçulukta ünlü olduklarını belirlemiş sayabiliriz... 1223 Kışında Antalya Emiri Mübarizüddin Er-Tokuş ve Esedûddin Ayaz gibi beylerin komuta ettiği, Kalonoros (Alaiyye:Alanya) Kalesi’nin alınmasına katılmış olması olağan sayılmalıdır. Sultan Alaeddin memleketin her yanından; uç bölgelerinden gelen askerleri deniz güçleriyle birleştirip kuşattığı kaleyi iki ay içinde almıştır. Gerek mezarlıktaki taşlarda kazınmış savaş araçları, gerekse söylencelerde geçen kement kullanımı, okçuluk yarışları bu Bayat Oymağı’nın ve lider Şeyh Hasan Oner’in savaşçı olduklarının açık göstergesi olduğuna göre; Selçuklu Beyleri ve Sultanlarının bunlardan yararlanmaması söz konusu olamaz. (56)
Dr. Kaygusuz’un Şeyh Hasanlı oymaklarının deniz savaşlarına ve Alanya Kalesi kuşatmasına katıldıklarını ve yararlılıklar gösterdikleri yorumuna iştirak ediyorum. Çünkü, Şeyh Hasanânlıların bir kolu olan Bahşişli oymakları halen bu bölgede bulunmaktadırlar. Ayrıca, Antalya ve Onar Köyü’ndeki mezartaşları simge ve motifleri aynı özellikleri taşımaktadır.
Zafer Ertaş’ın Antalya bölgesinde bir grup mezar taşı üzerindeki yorumlarıyla(57); Dr.Kaygusuz’un Onar Dede Mezarlığındaki mezartaşları ile ilgili yorumları örtüşmektedir. Biz de bu iki araştırmacının görüşlerine aynen katılıyoruz.
Onar Dede Mezarlığı’nda bulunan “kireçtaşı”ndan yapılma, otuzu aşkın şahideler ve hecetaşının üzerine işlenmiş; “güneş gülü” motifleri ve “altı ile sekiz köşeli yıldız”lar vardır. Birbirine geçirilmiş “iki eşkenar üçgen”den oluşan altı köşeli ya da “iki kare”nin geçimiyle oluşan “sekiz köşeli Mühr-ü Süleyman yıldız”ların orta yerinde “üç nokta” oyulmuş; yıldızlarin üst ve alt kısımlarindan “iki” derin “kontur” çizgi çekildikten sonra, bu çizgilerin orta arasına boydan boya “zigzag”dan oluşan bir şerit çekilmiştir.
Antalya mezartaşlarıyla ilgili Zafer Ertaş şöyle demektedir: “Bezeme açısından ele alırsak zigzag şerit ve güneş kursu bu mezar taşlarında sevilerek kullanılmıştır. Bu motifler ve form, Teke Beyleri’nin sancağında görülmektedir. Teke Beyi Muberizuddin Mehmet Bey’in 14 Mayıs 1373’te Antalya’nın burçlarına astığı bayrağın, beyaz zemin üzerinde kırmızı Mühr-ü Süleyman (altı köşeli yıldız) taşıyan ve ucunda iki tane zigzag çizgi bulunan sancaktır, denilmektedir. M.1428 (H. 832) tarihinde Jahas de Villades adlı bir İspanyol tarafından, ceylan derisi üzerine yapılan bir haritada, o tarihlerde Antalya şehri üzerinde dalgalanan Teke Oğulları’na ait bir bayrakta bu motif ve form görülür. Güneş motifi dediğimiz ve bayrakta Mühr-ü Süleyman olarak görülen motif, buradan esinlenip stilize edilerek mezar taşlarına geçmiş olabilir. Böylece XIV. yüzyılın başında yaşadığı bilinen Teke Oğulları’na ait olduğu saptanmış olur. Bir bakıma belki sembolik anlamları olan bu mezartaşlarının varlığı, kaynakların bize tanıttığı tarikatlarla, herkesçe bilinmesi gereken Şamanizm’deki sır, gizlilik, hikmet ile ilgili olabilir.” (58)
Zafer Ertaş ayrıca; bayrak ve mezar taşlarındaki motiflerin, Ahilik, Batinilik, Bektaşilik’le ilişkili olabileceğine değinmektedir.
Prof. Dr. Tuncer Gülensoy; “Türk damgaları, imler enler” araştırmasına Teke Beyi’nin bayrağını koyması dikkatimizi çekmektedir.(59) Ki, Onar Köyü’ndeki mezartaşlarıyla aynı özellikleri taşımaktadır.
Aynı motiflere haiz bir başka yer ise; Elazığ, Karakoçan İlçesi’nin Keklik Köyü’dür. Bir Türkmen Boyu olan Şadilli Aşireti Reisi ve 13. yy.’da yaşamış olan Kal Ağa’nın mezartaşı ve lahitindeki altı köşeli Mühr-ü Süleyman ve güneş gülü motifleri vardır. (60) Şamani ve Keklik kurulduğundan bu yana aynı Türkçe adlı köylerdir. Kal Ağa’nın mezartaşında Arap harfleriyle Türkçe olarak şunlar yazılıdır:
“Ben bir zamanlar Başad idim / Bin adamın başına / Şimdi na-başadım / Bin adamın başına / ...” Başad: Orta-Asya Türkçesinde lider, önder demektir ki;
Kal Ağa’da bin kişiye (ere) hükmeden bir Oğuz Oymak Beyi”dir.
Kanımızca, Şeyh Hasan’da On-Er’in (on komutanın) hükmettiği bir büyük birliğin (muhtemelen bin kişi) başkomutanı olarak Alanya Kuşatması’na katılmış ve kahramanlık göstermiştir. Söylenceler bu temeldedir.
1970 Yılında Onar Köyü’ne tatile gittiğimde genç bir Astsubay olarak, yanıma köyün yaşlıları ziyaretime geldiler. Onar Dede söylencelerini dinledim. Babam Loylum Hasan ve köyün imamı aynı zamanda eski muhtarı olan, Kurtuluş Savaşı Gazisi Mehmet Keleşer (61); ile “koca”ların anlattıkları Dr. Kaygusuz’u birebir doğrulamaktadır. O gün aldığım notlarda özetle şunlar da vardı:
Demokrat Parti’nin ilk yıllarıymış; Loylum Hasan ve Mehmet Keleşer, Elazığ’dan Arapgir’e dönerlerken, otobüste bir “albay” ile tanışırlar. Arapgirli Küçük Hüseyin Bey’in torunu olduğunu söyleyen albay; evlerinde Şeyh Hasan Onar’a ait zatı eşyalarının olduğunu söyler ve kendilerinde misafir kalmaları şartıyla göstereceğini belirtir. Bu davet sevinçle karşılanır. “Albay”, Onar köylüleriyle aynı soydan geldiklerini ve Osmanlılar döneminde Şeyh’in emanetlerinin kendilerine verildiğini söyler. Mehmet Keleşer ise; tahminen üç yüzyıl önce köyden alınan belgelerin ve eşyaların, ağa oldukları için kendilerine verildiğini belirtir. Vakıf arazi ve dükkânlarında Arapgirli ağalara verildiğini söyler.
Albayın Arapgir’deki baba konağına konuk olan Loylum Hasan ve Mehmet Keleşer; izzet-i ikramdan sonra hep beraber abdest alırlar ve eşyaların bulunduğu sandık odasına selavatla girerler. Sedef kakma oymalı ceviz sandık tekbirlerle açılarak, eşyalar teker teker niyaz edilerek çıkartılır. Bakıldıktan sonra aynı ihtiram ve itinayla tekrar yerlerine konur.
Hatırladıkları kadarıyla belge ve eşyalar şunlardır:
Kırk budaklı sedef kakmalı bir asa, bir kaftan, bir sedef işlemeli takunya, işlik; sim işlemeli peşkir, şed kuşak, tütsü kabı, gümüş işlemeli ibrik ve leğen; üzerinde ayet yazılı olan Hz. Fatıma’nın çehiz tası; gümüş boru kap içinde ceylan derisinden Arapça yazılı şecere; Arapça yazılı Vakıf senedi; Arapca ve Farsça Hüccet ve Berat, Selçuklu ve Osmanlı Sultanlarına ait çok sayıda ferman; Onar Zaviyesine ait vesikalar; Şeyh Hasan Vakfı’na ait arazi ve dükkan tapu senetleri; Onar Köyü Camisi’nin bağ ve bahçelerine ait tapu senetleri ve vesikaları; Onar Zaviyesi Şeyhlik postnişlik kayıt kuyut defteri; El yazma büyük boy Kuran; beş-altı parça el yazma kitap; Keçe külah; yeşil sarık; bükümlü tığıbent; büyük sim işlemeli peşkir; kızıl külah; ve Sancak...” (62)
Konumuz gereği sancak üzerinde duracağız. Loylum Hasan ve Mehmet Keleşer’in anlatım ve tasvirlerine göre; Şeyh Hasan’ın sancağı Oner Dede mezarlığındaki mezartaşları üzerlerinde bulunan yıldızların ve zigzag çizgilerin işlendiği bir bayrakmış. Sancağın ortasında sekiz köşeli yıldız ve üç nokta varmış. Yıldızın üst ve altından paralel zigzaglar geçiyormuş. Sancağın gövdesi yeşil, yıldızlar ve şeridler kırmızıymış. Bayrağın uçkurluğa yakın alt köşesinde de bugün mezarlıkta olan mezartaşındaki yazı varmış. (63) Ki, bu yazı Dr. Kaygusuz’un belirttiği “Bayat boyu damgası”dır.
Kenarları simli sancağı o zaman çizerek gösterdim. Gören iki şahısta aynı olduğunu belirttiler.
Arapgir’deki Şeyh Hasan’a ait sancak ile Antalya’daki Teke Beyi’ne ait bayrak aynı özelliklere sahiptir. Bu iki Türkmen Beyi’nin aynı boydan olabileceği gibi; savaşlara katıldıkları için askeri birliklerine verilen birer sancak da olabilir. Teke Beyi bayrağının yıldızı içinde bir nokta; Şeyh Hasan’ın sancağında ise üç nokta vardır ki, komuta ettiği birlik sayılarını da gösterebilir. Çünkü, Şeyh Hasan, Şıh Bahşiş ve Şeyh Ahmed’in oluşturduğu üç aşiret vardır. Daha sonraları da bu üç sayı korunarak; Şeyh Hasanlı, Seyyidanlı, Bahşişli oymakları şeklinde devam etmiştir.
Şeyh Hasan’ın Alanya Kalesi kuşatmasına okçu birlikleri olarak katıldığını destandan çıkarsamamızın olasılığı yanında; yöreye yerleşen Bahşişli oymaklarından da anlamaktayız.
M.Abdülhaluk ÇAY; “Bugün de Hadım-Ermenek arasındaki Barcın-Balgusan yaylasında yaylayan, kışın Anamur-Gülnar Köylerinde kışlayan Karatekeliler de Bahşişli yörükleri olarak bilinmektedir.” (64)demektedir ki, Bahşişli oymakları, Şeyh Hasan’ın oğlu Şıh Bahşiş’in örgütlediği Türkmen oymaklarıdır.
Bu durumda gösteriyor ki, bölgeye Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubat; Bayat Boyundan Şeyh Hasanânlı oymakları iskân ettirmiş ve yarı göçerliklerini de bugüne dek muhafaza etmişlerdir.
Aynı dönemde Mersin bölgesinde de iskân faaliyetlerini görüyoruz. Türkmenlerin yerleştirildikleri ve idaresi Kamer’üd-Din’e verilen bölge “Kamereddin İli”, sonra Karamanoğulları zamanında “İç-il” adını almıştır.(65)
Aliye Beyliği sikkelerinde daire içinde Mühr-ü Süleyman (altı köşeli yıldız) olup, ortasında da tek nokta işaret vardır. (66)
Onar Köyü mezartaşlarında ki “mühr-ü süleymanlı yıldızların içinde de üç nokta” vardır. (67)
Artuk-Oğulları sikkelerinde de “mühr-ü Süleyman yıdız”lara rastlanılmaktadır. (68)
Harput Artukluları sikkelerinde ise Kayı Boyu damgasına rastlanmıştır. (69)
Onar Dede mezarlığında da Bayat Boyu damgalı mezartaşı olması bir geleneği ifade etmektedir.
Kerkük Türkmen evlerinin iç dekoratif unsurlarından mermerden yapılma Dayancağ’larda da “altı köşeli mühr-ü süleyman yıldız”lara rastlanılmaktadır.(70) Kerkük’de yıllardır yanan hiç sönmeden bir gaza/petrole “Baba Gurgur” adı verilerek kutsanması ve üzerine şiirler yakılması ve medet umulması da yine Türk geleneklerindendir. Aynı şeyleri güney ve kuzey Azerbaycan’da da görmekteyiz.
Merzifon Rumi Dede mezarlığında ve Azerbaycan mezartaşlarında da aynı motiflere rastlanılmaktadır. Azerbaycan bayrağındaki yıldız da tarihsel Türkmen geleneğinin günümüzdeki yaşayan motifidir.
Bütün bunlar gösteriyor ki, Türk Boyları ait oldukları boy, oymak, oba, cemaat ve mensubiyyet damgalarını, Mühr-ü Süleyman yıldız çeşitlemelerini; bayrak, sancak, filama, sikke, mezartaşi, süsleme ve bezeme sanat eserlerinde motif olarak kullanmaktadırlar. Kazakistan’da bulunan Hâce Ahmet Yesevi Türbesi çinileride de aynı yıldız şekli örneğini görmekteyiz. Bu tip unsurlar aynı zamanda o kabilenin soy zilliyetinin de tarihsel belgelerini oluşturmaktadır.
Şeyh Hasanânli Aşiretleri de “Atalar Kültü” gereği senbollerini mezar taşlarında kullandıkları gibi, sancaklarında da kullanmışlardır. Alanya Kalesi kuşatmasında da Şeyhhasan Oymakları, Okçu Birlikler olarak savaşa katılmışlar ve zaferle çıkmışlardır. Bu Askeri Birlikler, Bayat Boyu damgasını ve üç noktalı Mühr-ü Süleyman yıldızlı sancağı muharebe meydanında dalgalandırmışlardır...
V. PİR SULTAN ABDAL’IN ONAR DEDE NEFESİ
Devran ettik Divriği’yi Eğin’i
Aman Onar Dede sen imdat eyle !
Pervaz ettik Göldağı’nı Gebü’ğü
Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!
Kan revan mihman olduk Onar’a
Himmet edin erler, ceme çerağa
Bir desti tutmaya geldim demana
Aman Onar Dede sen imdat eyle!
Yoluna serimi meydana koydum
Özümü bağladım dârına durdum
O nazlı Pirime niyaza geldim
Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!
Gardaşlarım yolda zârnan gidiyor
Düşmanlarım şad oldu da gülüyor
Boz bulanık akan sele gidiyor
Aman Onar Dede sen imdat eyle!
Küffar tutmuş öbek öbek dağları
Kalmadı yaylamızın yazı baharı
Sinemde kor oldu bu derdin nârı
Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!
Adın Şeyh Hasan’dır, hem derik Oner
Elbet er olanda bulunur hüner
Adını işiten secdeye iner
Aman Onar Dede sen imdat eyle!
Kimimiz dardadır, kimimiz yolda
Kimimiz zulümatta, kandadır kanda
Tut elimizi koyma bizi dar günde
Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!
Dört duvar üstüne binasın kuran
Mahrum kalmaz eşiğine yüz süren
Horasan elinden azmedip gelen
Aman Onar Dede sen imdat eyle!
Kalkıp Horasan’dan sökün edensin
Urum diyarını mekân tutansın
Çağıranın imdadına yetensin
Yetiş Onar Dede sen imdat eyle!
PİR SULTAN’ım düşmüş dürür cüdaya
Halimi arz edeyim Bar-i Hüda’ya
Bu can kurban olsun Onar Dede’ye
Aman Onar Dede sen imdat eyle!..
Dr. Kaygusuz; “Onar Dede Destanı-II” dediği Pir Sultan’a ait nefesin 6 kıtasını derlemiştir.(71) Ben ise 10 kıta olarak yaşlılardan derledim. “Pir Sultan (1475/80 -1548/50)”in Çaldıran öncesi ve sonrası yapılan (kızılbaş) kırımdan kurtulması, Divriği-Arapgir-Kemaliye ilçelerinin ortak otlağı olan Sarı Çiçek Yaylası’nda Koca Haydar adıyla bir zaman gizlenmiş olmasına bağlanabilir.” (72) diyen, Dr. Kaygusuz, Onar Köyü’ne de burada bulunduğu zaman içinde konuk olduğunu ve Şeyh Hasan Onar’ın türbesini ziyaret ederek yardım istediğini/dilediğini belirtmektedir.
İbrahim Aslanoğlu gibiler ise bu görüşe karşı çıkarak gerçek Pir Sultan olmadığını belirtmektedir. Ve 6-7 tane Pir Sultan saptamasında bulunmaktadır ki, daha da çoğalacağını belirtmektedir. (73) Bu mesnetsiz ve bilimsel tarih anlayışından yoksun bir görüştür.
“BOZKIRIN TEZENESİ ve TÜRKMEN BAŞKALDIRISI’nın SİMGESİ” Pir Sultan Abdal, yaşadığı zaman diliminde hep kaçkındır. İyi bir propagandist ve örgütleyici olan Pir Sultan; Anadolu ve Rumeli’deki bütün dergâhları dolaşır.
Osmanlılarca arandığı dönemlerde takma ad kullanarak şiirler söyler. Bu nedenle de onlarca Pir Sultan vardır. Pir Sultan, Kızılbaş Türkmenlerin tarihsel hafızasıdır. Şiirlerinde Türk kültür ve tarihinin bir parçasını görmekteyiz. Bu nedenle İ. Aslanoğlu’nun görüşlerine katılamıyorum. Ayrıca, bütün ozanlar, aşıklar her zaman aynı mahlası kullanmazlar, başına ya da sonuna ekler getirirler. Pir Sultan’da böyle yapmıştır. Aynı davranışı Şah İsmail Hatayi’de ve Kul Himmet’te de görmekteyiz. Mahlas ya da “Şahbeyit” bir kanıt olarak gösterilemez. Tarihsel olay ve olgulara nesnel yaklaştığımızda ve Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde ki özü de kavrandığında “ulu Hakk aşığı”nın bire indiği somut olarak görülecektir.
Pir Sultan; Onar Dede Nefesi’nde “Devran ettik Divriği’yi Eğin’i / ... / Pervaz ettik Göldağı’nı Gebüğ’ü” demektedir ki; bölgede dolaştığını anlatmaktadır.
Göldağı, Sarı Çiçek Yaylası’nın bir uzantısıdır. Gebük Köyü de Onar Köyü’ne yakın Arapgir’e bağlı bir yerleşim birimi olup Alevidir. Kanımızca, Pir Sultan o devirde kaçak olduğu için Alevi köylerini dolaşarak memleketin, ülkenin ve halkın durumunu anlatmaktadır.
Hangi tarihte Arapgir’in Onar Köyü’ne geldiği bilinmemektedir. Pir Sultan’ın Onar’da kaç gün kalıp yörede hangi faaliyetlerde bulunduğu da şiirinden anlaşılmamaktadır. Anladığımız tek şey, zor durumda kaldığı ve yardım istediğidir. Kızılbaş olan Onar köylüleri de ne tip yardımlarda bulunduğu belli değildir. Yörede Şah İsmail ve Pir Sultan ile Kul Himmet ve Kul Hüseyin’le ilgili çok sayıda rivayetler vardır. Anonim olan bu hikâyeler zaman kavramını da geniş tutmuştur. Bazıları Pir Sultan’ın yaşadığı döneme ilişkin değildir.
Pir Sultan’ı Arapgir’de Onar Zaviyesi’nde, Merzifon’da Piri Baba Tekkesi’nde... Dimotoka’da Kızıl Deli Dergâh’inda da görmek mümkündür.
Pir Sultan; Türkmenleri “münkire kılıç çalmak için” birliğe ve dirliğe çağırır !...