Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

VI. Şeyh Hasanhanlı Aşiretleri Oymak ve Obaları

VI . ŞEYH HASANHANLI AŞİRETLERİ

OYMAK VE OBALARI

 

1. ŞEYH HASANLILAR’IN TARİHSEL BÖLGESİ

Abu’l-Farac Tarihi’ne göre; Şeyh Hasan Köyü’nün kurulduğu mahallin eski adı; Mukaddes dağında bulunan Mar Ahron Manastırı ve altındaki Masara Kalesi’dir. Selçuklular döneminde Malatya’ya bağlıdır. Yine Osmanlı’lar döneminde Şeyh Hasanhanlılar’ın oturdukları Kale, Adaf, vb köyler Şeyhhasan Köyü ile dört mezrası Malatya livasına bağlıdır. Mukaddes Dağı’na sonradan Şeyh Hasan’a izafeten “Hasan Dağı” denmiştir.

Halife Ömer zamanından itibaren, Halifelerin ülkesi ile, Bizans topluluklarını birbirinden ayıran bölgeye “AVASIM” adı verilmiştir. Avasım kelime anlamı ile “koruyanlar” istihkamlar denilmektedir. Malatya, Hititler devrinden beri Doğu-Batı arasındaki ticaret yolları üzerinde olduğundan stratejik öneme haizdir. Bu nedenle Araplar, Malatya’yı ve Yukarı Fırat havzasını Avasım bölgesi içine almışlardır. Suriye (Şam) Valisi Muaviye zamanında Malatya, 659 yılında Avasım Kıt’ası (Anadolu) Kumandanı Mesleme tarafından alınmıştır. Muaviye’de Malatya’ya değin gelerek bir süre kalmış ve dönmüştür. Bu esnada birçok müslüman Malatya’ya yerleştirilmiştir. Hz. Ali-Muaviye çatışması sonucu Malatya tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Bizanslılar şehre, Ortadoğu’da ticaret yapmakla ün yapmış, Aramice konuşan Nabatiler denen halkı 681’den sonraki yıllarında yerleştirir ve Malatya’nın nüfusu artar. Bu halkın daha sonra müslümanlarla beraber hareket ettiklerini görüyoruz. Emevi Halifesi Mervan (685-705) Devrinde Malatya ve çevresi yeniden ele geçirilir. Abbasi Halifesi Mansur (754-Ekim 775) döneminde Avasım merkezi olan Malatya’ya 70.000 kişilik Horasan Ordusu karargah kurmuştur. Ordu’da görev yapan Türk askerler Bizanslılar’la savaşlarda elde ettikleri paraların bir kısmını memleketlerine göndermişlerdir. Tarihin sabit olan bu durum Malatya bölgesinin Türkleşmesi yönünden değer taşımaktadır. 750 yıllarından sonra Malatya ve bölgesel çevre uzun süre savaşlara ve tahribatlara sahne olmuştur.

19 Mayıs 934 Pazar günü Malatya’yı Bizans’lılar almış ve uzun süre ellerinde kalmıştır. Türkler ilk kez altınla dolu bir memleket sandıklarından (daha önceden asker olarak bulundukları için) 1057- 1058-1059 tarihlerinde Malatya’yı yağmalarlar ve çekilirler.

1186 yılından önce ve bu yılda, Irak ve Suriye bölgelerinden Güney Anadolu’ya büyük bir Türkmen harekatı meydana gelmiştir. Türkmenler önce tacirlerin kervanlarını yağma ederler. Sonra Habur, Nizib, Musul civarında ve Suriye’de müteaddit defalar Kürtler’i mağlup ederek, erkek kadın çocuk demeden kırımdan geçirirler. Daha sonra Ermenistan’ı istila ederek 36.000 Ermeni’yi köle olarak satarlar. Mardin’de 170, Malatya’da 200 kişiyi öldürürler. Bütün manastırları yağmalarlar. Malatya ovasında büyük bir savaş olur ve Türkmenler kazanır. Ermeniler ve diğerleri Kayseri taraflarına çekilirler. Kapadokya’da şiddetli muharebeler olur. Böylece Malatya ovasına Türkmenler yerleşir. Türkmenler’in savaşma gerekçeleri; yurt edinmeden kaynaklanmaktadır. Türkmenler kışın Irak ve Suriye topraklarında yazın ise Anadolu yaylalarında; Malatya-Maraş, Çukurova ve Toroslarda göçer olarak insan ve hayvanlarıyla birlikte dolaşarak konar/göçer yaşamaktaydılar. Eşkiyalıkla geçinen Kürt’ler ve Ermeniler at, koyun, deve ve sığır çaldıklarından sürekli kavgalıdırlar. Kürtlerin bir Türkmen gelini kaçırması bardağı taşıran son damla olur ve savaş başlar. Sonuç olarak Türkmenler’in bu bölgelere yerleşmeleriyle biter. (33) İşte, Şeyh Hasanlılar da bu dönemde bölgeye gelmişlerdir.

Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308)’nin hitamından sonraki yıllar, İlhanlı (1256-1344)’ların fiilen idaresine geçen Anadolu, tayin ettikleri Umumi Valilerce yönetilmiştir. Ebu Sa’id Bahadır Han (1316-1335)’ın Beylerbeği ve Saltanat Atabeği olan Büldüz oymağından Emir Çoban’ın oğlu Demirtaş’ın oğlu Küçük Hasan (1343) Azerbeycan’da kuvvetlenerek, Anadolu Beylikleriyle ya da Moğollar’ın kukla Prensleriyle savaşa girmiştir. Diğer yandan Bağdat’da Moğolların Celayirliler (1335-1411) Oymağından İlhan Noyan oğlu Akboğa oğlu Hasan Küreğin (güveği) oğlu büyük Şeyh Hasan Büzürg (1335-1356)’da Anadolu’da beyliklerle ve de iki Hasan kendi aralarında savaşmışlardır. (34.a)

Edip Yavuz ve bazı tarihçiler; Hasananlılar işte bu iki Hasan’dan birinin kumandası altında toplanan Türk oymaklarıdır. Şeyh Hasanlı’ların Küçük Şeyh Hasan’ın etrafında toplandıkları kuvvetler sanılabilir, ve adı da ondan kalmadır. (34.b) demektedirler. Edip Yavuz’un “Tarih Boyunca Türk Kavimleri’’ araştırmasından farklı olarak Dr. Rişvanoğlu şu görüşü ileri sürmektedir:

Bu açıklamalara göre, eğer Hasanlılar, bu Dersimli Şeyh Hasanhanlılar’dan ayrılıp Kurmanç’lardan Milli grubuna karışmış bir oymak olabileceği gibi, sonradan miras yoluyla Hasan adında birisinin hissesine düşen ve reisinin adını alan bir oymak veya sonradan İslami düşüncelerle ad yakınlığından faydalanarak değişmiş bir ad olabilir. Fakat Hasananlı’lar bir Türk oymağıdır. (34.c)

Dr. Rişvanoğlu’nun “Bilimsel Kuşkusu”na aynen katılıyorum. Fakat yazmaya eli varmamıştır. “Reis, İslami ad” diyerek geçiştirmiştir. Çünkü Şeyh Hasanhanlı’lar adını ne Çobanilerin Küçük Hasan’dan ne de Celayirlilerin büyük şeyh Hasan’ında almıştır. Gerçek adlarına Türk oymak beyi Şeyh Hasan’andan almıştır ki; soyu ana tarafından Hz. Ali’ye, baba tarafından Bayat Boyu beyine dayanmaktadır. Rişvanoğlu’nun belirttiği reisliği oymağın askeri şefidir, İslami düşünceden ünvanı seyyid olduğu için şeyhtir. Şeyh Hasan’ın kimliği ve kişiliğini de bellidir. Şeyh Hasan, Anadolu’da kendi dini ve askeri liderliğinde örgütlediği oymak ve aşiretleri bir konfederasyonda toplamıştır. Çünkü, “Sir-i Derya Oğuzlarında, boylar şeklindeki kabile teşkilatlanması, 10. Yüzyıl başlarında artık kanbağını değil, aynı beye tabi olan toplulukları ifade ediyordu.”(34.d)  Şeyh Hasan’da daha Orta-Asya’da iken böylesi bir beydi. Şeyh Hasanlı Aşiretlerini Alevi Kimliği’nden soyutlamak için böylesi uydurma bir yola başvurmuşlardır.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157) Divanından çıkma bir fermanda, Oğuz göçebe Türkmenlerinin üzerine “Şahne” adı verilen bir nevi vali tayin edilmiştir. Şahne’nin görevi, İç idarelerinde reislere ve Türkmen Komutanlarına bağlı oymakları, Devlet düzeyinde temsil etmek ve oymak/Kabileler arası koordinasyonu sağlamaktır. Şahne, kırsal kesimde otlak ve sulama işleri dahil düzeni sağlar, vergileri toplar, asayişi temin eder, halkın idari mevzuatını görür, koruma ve kollama işini ifa eder, adaleti temin ve tatbik eder. Memur, asker, ûlema ve seyyidler emrinde olup Vilayeti yönetir. (34.e)

Orta-Asya toplumları M.Ö.1000 dolaylarından M.S.1000 dolaylarına değin yaklaşık 2000 yıl “kollektivizm” yaşamışlar ve kabile toplumu çözülmesi ile feodalizme yönelmişlerdir. (34.f)

Büyük Selçuklu Devletinden çıkan bu fermandandan anlaşıldığı üzere Oğuz Boyları zapturap altına alınmıştır. Otlaklarda töreler çerçevesinde irsi beyleri emrinde yaşayan göçebe Oğuzlar, kendi sistemleri “Aşiret nizamı yada Askeri Demokrasi” yerine Selçuklular’ın dayattığı Feodal sisteme karşı zaman zaman Oğuz ve Alevi ayaklanmaları olur. 7. Yüzyılda Arap İslam Devletlerinin kan gölüne çevirdiği Türk yurtları bu kez de kandaşları olan Selçuklu’ların otoriter baskıları ve Moğol saldırıları sonucu; Oğuzlar 11. Yüzyıl ortalarından itibaren Ortadoğu’ya ve Anadolu’ya dalgalar halinde göç ederler. Bu göçerlerden olan Şeyh Hasanlı Oymakları da Muşar yöresine gelerek yerleşirler. Aşiret Beyi Şeyh Hasan da yörede yarı özerk beylik kurar. 13 .yüzyılda yaşayan bu Şeyh Hasan’a; Büyük Şeyh Hasan ve ya I. Şeyh Hasan ya da Sultan Onar denir. 16. yüzyıl da yaşamış olan torunlarından olan Şeyh Hasan’a da II. Şeyh Hasan veya Küçük Şeyh Hasan denir ki bu zatta aşiret reisi ve beylik kurucusudur. 

Muhtemelen Akkoyunlu’lar döneminde Şeyh Hasanhanlı soylular Çemişgezek’e Bey olarak atanmışlar ve Safeviler döneminde de devam etmişlerdir. “II. Şeyh Hasan’ın Batı Dersim’in Şeyh Hasanhan Aşiretleri’nin atası olduğuna kesinlikle kuşku yoktur.’’(34.g) diyen, Nuri Dersimi’nin görüşlerinin bu kısmına katılıyoruz. Çemişgezek İlçesi’nin girişinde bulunan kayalık üstüne; sekizgen şeklinde kesme taşlarla örülmüş,  piramit çatılı ve 1572 de yapılmış görkemli türbe Küçük Şeyh Hasan’a yani “II. Şeyh Hasan’a aittir. II. Şeyh Hasan bu tarihten bir kaç yıl önce Hakk’a yürümüştür.       

 

2. ŞEYH HASANHANLI  AŞİRETLERİ OYMAK VE

    OBALARININ DAĞILIM BÖLGELERİ VE

    ÖRGÜTSEL YAPISI

Türkiye coğrafyasının birçok yöresine dağılmış olan Şeyh Hasanlı Aşireti yaşlılarıyla görüşmemizde hepsinin ortak düşüncesi ve anlatımları Malatya’dan göç ettikleri noktasındadır. Balıkesir’den Erzurum’a, Çorum’dan Mersin’e değin Şeyh Hasanlı oymakları Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Malatya’dan bölgeye geldiklerini söylemektedirler.

Şeyh Hasanlı aşiret, oymak, oba ve cemaatleri adı ile kurucusu Şeyh Hasan’ın adını tarih yazıcıları değişik şekillerde telafuz etmektedirler. Şıh, Şeh, Şah,Şeyh, Şéx ile Hasanlı, Hasanlu, Xasanxanlı, Hasanhanlı gibi sözcüklerle yazaktadırlar.

Şeyh Hasanhanlı’ların Türkiye sathına dağılma ya da iskan bölgelerine gelince; Başbakanlık Arşiv Belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğunda 7230 Oymak, Aşiret ve Cemaatleri inceleyen Cevdet Türkay, 15 yıllık araştırması sonucu 17. Yüzyıl itibariyle yörelere göre iskanlarını/yerleşme bölgelerini tesbit etmiştir. Bizim şu andaki Şeyh Hasanhanlı’lar Aşireti üzerine saptamalarımızla, 18. Yüzyılda üç-beş kabilenin/ailenin Sivas-Yozgat-Amasya-Samsun-Çorum gibi illere iskanı dışındakilerle çakışmaktadır. Cevdet Türkay’ın bu belgesel araştırmasına göre Şeyh Hasanhanlıların cemaat,oba,oymak ve aşiret olarak Anadolu’nun şu bölgelerindedirler.

a) Şeyh Hasanhanlı, Çarsancak (Diyarbakır Sancağı) (35.a)

b) Şeyh Hasanhanlı (Şeyh Hasanlu) Kemah, Erzincan kazaları (Erzurum Sancağı) Çarsancak Kazası (Diyarbekir Sancağı) Eğin Kazası (Arapgir Sancağı) Çemişgezek Sancağı, Diyarbekir-Kıği Sancağı, Palu Sancağı, Erzurum, Malatya Sancakları. (35.b)

c) Şeyh Hasanlı (Şeyh Hasananlu) Erzurum, Malatya, Arapgir, Harburt (Harput), Adana, Tarsus, Sis (Kozan), İçel ve Çemişgezek Sancakları, Erzincan civarı, Çarsancak kazası (Diyarbekir Eyaleti) (35.c)

d) Balıkesir Kazası (Karesi Sancağı) Kığı Kazası (Erzurum Sancağı)Cemaatin adı; (nam-ı diğer Disumlu ekradı) (Şeyh Hasanlı ekradı) (Şeyh Hasan) bağlı olduğu topluluk: Ekrad yörükan taifesinden, Diyarbekir Eyaleti’nde vaki Çarsancak Kazası’nda, Şeyh Hasanlu demekle maruf Disumlu (Dersimli) ekradı eşkiyası, huşunet ve ruunet ile meluf bir taife idi. (35.d)

Osmanlı belgelerinde Şeyh Hasanhanlı’lar aşireti aşağılanarak der-kenar notu düşülmektedir. Çünkü Şeyh Hasanlı’lar Alevi-Bektaşi-Kızılbaş bir Türkmen Oymağıdır. Horasan’dan kopup gelen Şeyh Hasanhanlılar uğradıkları, göçtükleri/geçtikleri, konakladıkları güzergahlarda, Türk Alevi örfünü töresini yayarak, yerli halklarla kaynaşarak ve kültürleri eklemlenerek uzun bir yürüyüşten sonra Anadolu’ya gelmişlerdir. Onbin yıllık kültürel kökleri olan Anadolu uygarlığını yeniden ALEVİ inancı ve felsefesinde, yaşam tarzında tezahür etmesi, Şeyh Hasanhanlıların ve Alevi Türk oymaklarının birleştiriciliği ve bütünleştirici sayesinde olmuştur.                                              

Porf. Dr. Faruk Sümer  ARAPGİRLÜ OYMAĞI için şöyle demektedir: “Bu kaza halkından da bir miktar Kızılbaş’ın İran’a gittiği görülüyor. 1523 tarihinde bu oymağın başında Emir Ali Kulu (Kuli) Beğ vardır.”

Arapgir’de bugün dahi Kuli Beğ oğullarından aileler vardır. Bunlardan biride 1960’lı yıllarında belediye başkanı olmuştur. Bu ailenin Alevi olan Onar Köyü’nde bağ ve tarlaları vardır. Köyün yaşlıları Kuli Beğoğullarıyla akraba olduklarını söylemektedirler. Arapgirli Mevlut Demirağ’ın anlattığına göre:

“Büyük annesinin kendilerine biz Şah İsmail’in çocuklarıyız bilesiniz, diyerek tembihlemekteymiş.” Yavuz Selim’in doğu seferiyle 1515’de Arapgir Osmanlı devletine katılmış, Kızılbaş Türkmenler sünnileştirilmiştir.

Şah Tahmasb Devrinde (1524-1586) Arapgirlü oymağından Mahmud Ağa (1533-34) Tahmasb’ın avcıbaşısı idi. Aynı oymaktan Mühelhil Bahadır (1535-36) Van Gölü çevresinde yapılan akında bulunduğu görülüyor.

Şah Abbas Devrinde (1587-1628) Arapgirlü oymağı Şamlu’ya dahil olmuştur. Şah Abbas’ın ölümü esnasında Azerbaycan emirlerinden Hakverdi Sultan ile Muhammed Kulu Beğ, Kemal Beğ ve İsfendiyar Beğ Arabgirlü oymagındandırlar.Yine bu oymaktan Efendi Beğ vardı.

Safevi Devletinde “Türk unsurlar kendilerinin Türkmenler’in torunları olduklarını biliyor ve onun şuurunu ve Kızılbaş sözünü onlar öğünerek taşıyorlardı.” Bu deyim yalnız devletin askeri bakımdan dayandığı Türk unsuru ifade etmiyor (Tavâif-i Kızılbaş, Padişah-ı Kızılbaş, Ümera-ı Kızılbaş, Leşker-i Kızılbaş, Sipah-i Kızılbaş, Gaziyan-ı Kızılbaş vb.) onun kurduğu ve yaşattığı devlete - “Devlet-i Kızılbaş”- ve hakim olduğu yere de “Ülke-i Kızılbaş” deniyordu.

Arapgirlü aşireti Şamlu boyuna katılmıştır. Bu boya Farsça tarihlerde Etrâk-ı Şam veya Türkman-ı Şam, Türkçe eserlerde ise Şamlu deniliyordu, Osmanlı vesikalarında ise Halep Türkmenleri olarak geçmektedir. Şeyh Cüneyd’in faaliyetlerine katılan Şamlular ya da Halep Türkmenleri; Avşar, Beğdili, İnanlu, Harbendelu, Bayat gibi oymaklara ayrılmışlardır. Başlıca obaları ise: Beğdili, İnanlu, Hüdabendelu, Avcı, Bicerlu, Abdüllü, Kerametlu. Acirlü, Arabgirlü, Nılkaz. Bu saydığımız oymaklar ve obalar Oğuz/Türkmen boylarıdır. Arapgir Aşiretide muhtemelen Bayat boyundadır. Arapgir merkez köyü Onar, Kızılbaş Bayat boyundandır ve Halep Türkmenleri’ndendir. Şah Abbas döneminde Arabgirlü oymağıda Şamlu’ya dahil olduğuna göre Bayat Boyu’dan olması güçlü bir olasılıktır. Ayrıca Safeviler döneminde İgdır’da Arapker  ve Bayat adlı  köyleri kuran Arabgir Aşireti o günkü Türk özelliklerini korumaktadırlar. Yaptığımız araştırmada Igdır Arapker ve Bayat köyü Şii Azeri Türk köyüdür. Arapgir kazası içi ve yakın köyleri Türktür. Dağ köyleri Kürt olup aşiretlerinin adlarıyla anılmaktadırlar. Bu gün Kızılbaş Türk köylerinin çoğu sünnileşmiştir.

Nejat Birdoğan’ın incelediği “Dede Ocakları Soyağaçları”ndan “Kara Pir Bad’ın Soy ağacı” 4. İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd’e değin ulaşmaktadır. Kara Pir Bad Ocağı’nın ilk yerleşim yeri bugünkü Elazığ’ın Keban ilçesidir. Keban’ın çevresindeki köyler bu ocağın talipleridir. Bu durum şerereye de aynen yansımıştır. 1611 yıllarında Kara Pir Bad Ocağı dedelerinin Keban’da oturduklarını talipleri köylerdeki cemaatlerce tanıklık ederek şereleri onaylanmıştır. Şecerede anılan topluluklar/cemaatler Keban-Arapgir köylerindeki aşiret ve oymaklardır.

Kanımızca Kara Pir Bad Ocağı dedeleri 1739/747 yıllarında bu bölgede isyana önderlik ettikleri için Divriği’ye sürgün edilmişler ya da kaçarak bu yöredeki Alevilere sığınmışlardır. Daha sonra ise kendi ön adları ile geldikleri beldenin adıyla “Karakeban” köyünü kurmuşlardır. Diğer bir neden ise, Osmanlı Devleti 17. Yüzyılda Keban gümüş madenleri için, Arapgir, Eğin, Ağın, Akçadağ, Arguvan, Keban yöresi dahil Fırat havzasındaki tüm köylerden yıllık belirlenmiş bir miktarda kesilmiş ağaç ya da kömür üreterek “Keban Maden Emirliğine” götürmek yükümlülüğündeydiler. Devletçe angarya çalıştırılan ve ormanların yok olmasını sağlayan ve hayvancılığı öldüren bu uygulamalara karşı; 17. ve 18. Yüzyıllarda bölgedeki köylülerle birlikte göçer aşiretlerinde Atma, Drıjan, Şeyh Hasan, Balyan, Kürecik gibi Aşiretlerin öncülüğünde Devlete başkaldırdıklarını Osmanlı belgelerinden bilmekteyiz. Ayrıca yaşlı “Koca”ların anlattığına göre Arapgir’den Keban’a değin Fırat’ın iki yakası Ormanlık bölgeymiş. Dışbudak, kayın, meşe, ardıç, sakız, palamut gibi çok çeşitli ağaçların; değişik hayvan türleri ile geyik ve yaban keçilerinin bol olduğu münbit bir yöre imiş. Ağaç soykırımı sonucu arazi erozyonla kelleşmiş, verimsizleşmiştir.

İşte bu olayların olduğu dönemde Kara Pir Bad Ocağı cemaati seyyidler Divriği’ne gitmiş olabilirler. Bu Ocağa bağlı topluluklardan çoğu bugün Sünni’leşmiştir. Bu topluluklar şunlardır:

1. Bayramlı, 2. Kebanlı, 3. Eski Arapgirli, 4. Baba Kork, 5. Mişeylu, 6. Karaçorlu, 7. Bacallı, 8. Halilli, 9. Dükkanlı (Dikkanlı), 10. Halı, 11. Körkeşan, 12. Kılıçlı, 13. Canbegli toplulukları.

Kara Pir Bad Ocağı’nın şeceresinin onay tarihi 5 Ramazan 446/1054 daha sonra Kerbela Tekkesinde 1248/56 da onaylanmış bilahire Osmanlı yönetimince 1769 yılına değin onay görmüştür.

Onar Köyü’nden yaşlıların anlattığına göre: Eski Arapgir, Modanlı, Işıklar, Koçlu, Bostancık, Tepte, Selamlı, Yabanlı gibi Türkmen Köyleri Alevi olmalarına rağmen, Yavuz Selim döneminde Sünni’liğe dönmüşlerdir. Kara Pir Bad şeceresi de bunu kanıtlamaktadır. Karakeban ve  Yabanlı Obası aynı zamanda Bayat Boyu’nun On-Er oymağı gibi bir unsurudur.  Gocu (Aktaş) Köyü’nü Dersim (Tunceli) Gocu Uşağı’nın bu yöreye 13.yüzyılda gelerek bu köyü kurmuşlardır. Andığımız bu aileler Onar Köylü’leriyle akrabalardır ki, Şeyh Hasanhanlı Aşiretinin bir obası olan “Koç Uşağı”dır. Karakeban Köyü ile Onar Köylülerin akraba oldukları yaşlılarca anlatılmaktadır.

Bugün Diyarbakır’da Seyyid Hasan, Kadıköy, Şükürlü, Şaraplı,Türkmen Hacı, Aşağıdarlı ve Yukarıdarlı adıyla 7 Alevi köyü vardır. Kendilerine Akkoyunlular’dan olduklarını söylemelerine karşın muhtemelen bu yerleşim birimleri Şeyh Hasanlı aşiretindendir. Urfa’nın Kısas ve Akpınar Köyleri’nde ki Cem ritüelleri ve söylenen deyişler, Malatya ve Elazığ yöreleriyle aynıdır. Kısas Köyü’nde anlatılan Seyyid Ahmet, Şeyh Muhammed ve Fatma Hatun menkıbeleri; Şeyh Hasan Aşiretleri yörelerinde anlatılanların bir versiyonudur. Bu iki köyünde andığımız Türkmen aşireti mensubu ihtimal dahilindedir.       

Gerek bizim, gerekse Edip Yavuz (36) ve Dr.M.Rişvanoglu’nun araştırmaları (37) Şeyh Hasanlı Aşireti örgütlenmesinin Göktürk-Oğuz Türkmen boy yapılanması uygulamasıdır.

Şeyh Hasanhanlı Aşireti; Oğuz Töresine uygun olarak önce ikili sonra On İkili bölünme ile 24 oymaktan teşekkül etmiştir.

“BÜYÜK” ŞEYH HASAN (On-Er)...................(OĞUZ)

     (..................... OĞULLARI.....................)

     (...............................................................)

1. “KÜÇÜK” Şeyh Hasan (Ağda Köyü) Torun..........Boz-Oklar 12 Boy

Küçük (ya da 2.nci) Şeyh Hasan’ın Üç Oğlundan................                                              

Türediği kabul edilen 12 Oymak

2. Sultan Seyyid (Bodik Köyü) Torun..............Üç-Oklar   12 Boy

..............Sultan Seyyid (Şehid)’in Üç Oğlundan.............

Türediği kabul edilen 12 oymak

 

Ali Kemali; Erzincan Tarihi adlı eserinde (38) “Şeyh Ahmet Dede: Şeyh Ahmet Yesevi evladındandır. Bütün seyyid ve ocakların başkaynağıdır. Biri Şeyh Hasan, diğeri Seyyit adında iki oğlu varmış; ... bazı aşiretler, bu iki babadan türemişlerdir. Fakat o aşiretler arasında esseyyid adlı söylenmez. Her ikisinin soyuna birden “Şeyh Hasanlı” adı verilir” (38) demektedir. Ali Kemali yanlış yazmaktadır: Şeyh Hasan ve Seyyit, Şeyh Hasan’ın torunlarıdır, Şeyh Ahmet Dede’nin oğulları değildir. Soy kütüğünde bu konu daha iyi anlaşılacaktır. Yine Şeyh Ahmet Dede; Ahmet Yesevi’nin evladı olmayıp; “Amca Uşakları”dırlar.

 Nazmi Sevgen: “Şeyh Hasan Dede aşireti bir müddet bize göre 920 H. /1514 M. tarihine kadar’ bu mıntıkada (Şeyh Hasan Köyü’nde) kalmıştır. Torunlarından Şeyh Hasan’la Seyyit isminde iki kardeş, Yavuz Sultan Selim’in Aleviliğe ve Kızılbaşlığa karşı giriştiği mücadelesinden korkarak aşiret halkını toplamış, hayat ve mevcudiyet muhafazası kaygısıyla Fırat’ın şarkındaki dağlık mıntıkaya Dersim’e sığınmıştır” (39) demektedir.

“Bodik Vesikaları”ndaki kayıtlara göre: “...Şıh Hasan Köyünden... Şıh Hasan ve Seyyit 1530 senelerinde şecere ve erkânları alıp Pertek civarında 7 yıl kaldıktan sonra, oradan göç ederek Kızılkilise, Nazmiye civarında Kalman Köyü’nde yerleşmişler. Bir müddet sonra oradan da göç ederek Sultan Baba Dağı eteklerinde bulunan Bodik Köyüne yerleşen Seyyit burada kalmış, kardeşi Şıh Hasan Ağdat’a gitmiştir...”

Nazmi Sevgen’in yorumunu “Bodik Vesikaları”ndaki bilgiler doğrulamaktadır. Bizim kanaatimize göre de Yavuz sonrası Şeyh Hasan oymaklarının büyük bölümü Munzur Dağları’na çekilerek yöreye yerleşmişlerdir. Arapgir yöresinden de Şeyh Hasanlı obalarından bazıları giderek Iğdır’da Arapker ve Bayat köylerini kurmuşlardır. Arapgir’de yaşlıların anlattıklarına göre de; Yavuz’un katliamından korkanlar Şah İsmail’e sığınarak, Tebriz, Erdebil ve Hoy yörelerine yerleşmişlerdir. Gidenlerle irtibat Osmanlılar’ın son dönemlerine kadar sürmüştür.

Şeyh Hasan Aşireti’nden ve Halvori Köyü’nden 110 yaşında ki Hasan Karataş, dedelerinin bir isyan sonucu; Malatya’nın Şeyh Hasan Köyü’nden Halvori’ye geldiklerini söylemektedir. 1239 yılında Malatya-Adıyaman bölgesinde ki Baba İshak’ın başlattığı Türkmen ayaklanmasından 18. Yüzyıla kadar yörede bir çok başkaldırı olmuştur. Bu isyanlardan hangisi olduğu belli değildir. Şimdi Hakk’a yürümüş olan Hasan Karataş ve Süleyman Öztürk gibi yaşlılarla her görüşmemizde 700 yıl ile 300 yıl arasında değişen bir zaman dilimini telafuz etmişlerdir. Tüm bunlara karşın yaşayan ve sözlü tarih çınarları; Nazmi Sevgen’i doğrulamaktadırlar.           

Anılan Makale’sinde Nazmi Sevgen: “... 1700 tarihli tasarrufu teyyid, müdahaleyi men eden bir zabıt varakası. Varakanın metninde Halvuri Köyü’ne bağlı Huhi mezrasında Ahmet Çelebi’ye ait arazinin “eba’en ced” onun mülkü olduğu ve resmi tapusu dahi bulunduğu kayıt ve beyan edildiğine göre, Dersimlilerin iki yüz sene evvel tasarruf haklarına riayet etmekte olduklarını, mutasarrıf bulundukları emlak ve arazi için “resmi tapu senetler” bulunduğunu öğrenmiş oluyoruz..” demektedir ki, söylenceleri doğrulamaktadır.

Osmanlı döneminde Şeyh Hasan Aşireti’nin bölgeye iskan edildiği anlaşılmaktadır.

Yine Nazmi Sevgen: Hâce Bektaş-i Veli Tekkesi Postnişininden alınan bir icazetname ile iki fermandan özet vermektedir ki, bu belge Şeyh Hasan Köyü’nün önemini açıklamaktadır.

“Şeyh Hasan dergâhının şeyhi merhum Şeyh Hasan evlatlarından Seyyid Mehmed Dede’ye, Hacı Bektaşi Veli Dergah’ınca verilen ve üst tarafta ‘Hüdost’ hitabıyla başlayan 1259-1843 tarihli icazetname de dikkate şayandır.”

 “Şeyh Hasan Köyü’deki Es-Seyyid Kutub’ül-arifin Şeyh Ahmet Tavsi Tekkesi’ndeki dervişlerden Seyyid Kanber ile diğer dervişlerin tekâliften muafiyetleri hakkındaki 1170/1756 tarihli ferman, Şeyh Hasan Türbe ve Dergâhı’na atfedilen hususu ehemmiyet göstermesi bakımından bir değer taşımaktadır.”

“Şeyh Seyyid Muhammed bin’i Seyyid Hasan’a ait Korucuk Köyü’ndeki araziye tecavüz edilmemesi hakkındaki Sivas Beylerbeyi Hafız Paşa’ya yazılan 1153 (1740) tarihli ferman, Kızılbaş Ocakları’yla mensuplarının himaye ve siyanete mazhar olduklarını göstermesi itibarıyla ayrıca tetkike sezadır.”(40)   

Nazmi Sevgen’in yorum ve düşüncesindeki önem ‘resmi’ kimliğinden kaynaklanmaktadır. Fakat yanlışlıklarını düzeltmek de görevimizdir. Araştırmalarda Malatya-Sivas bölgesinde birçok Alevi Köylerinin arazileri eşraf ve beylere verildiği, Başbakanlık arşiv belgelerinde kanıtlanmaktadır.

Nazmi Sevgen’in belirttiği fermanda olan tekkenin adı: “Şeyh Ahmed Tavil Tekkesi” olacak. Türbenin adı da Şeyh Hasan değil Şeyh Ahmed olacak. Onar Zaviyesi, Şeyh Ahmed Tekkesi gibi bazı ocakzadelerin olduğu dergahlara, Osmanlı Sultanları’nın emri üzerine, Halifelik ve dedelik yapabilmeleri için; Hacı Bektaş-i Veli Dergâhı Dedebaba ile Çelebisi’nin onayı şarttır. 1818 Tarihli Çorum’un Büyükkeşlik Köyü’nden Şeyh Çoban Ocağı mensubu  Karip Aygün  dededen  aldığı icazetnâmeyi yayınladım(41). Garip Musa Ocağı’nın da Hacı Bektaş Tekkesinde icazet alarak Halifelik yaptıklarını da bilmekteyiz. (42) Nazmi Sevgen’in anlattığı icazetname’de böylesi bir uygulamadır.

Nazmi Sevgen; suretini verdiği “V. Vesika”nın açıklamasını yapmadan belgenin Torun Köyüne ait olduğunu söyleyerek şunları yazar: “Hozat’dan Sin’e giden yol Torun Köyü’nün içerisinden geçer. Bu mıntıkada ‘Bahtiyar aşireti’ otururdu. Bahtiyarlılar garbi Dersim de olmalarına rağmen Seyyid veya Şeyh Hasan kollarından hiç birine mensup değildirler. Bu vesika’dan da Torun Köyünden Alaaddin Ağa’nın Berat sultani ve sureti Defteri Hakani’ ile mutasarıf olduğu Pakire Köyü’nden merasında kıta tarlaya Zınbık Köyü’nden bazı kimselerin tecavüz ettiklerini, öşürlerini Sağman eminlerine verdiklerini, Ahmet Beşe ismindeki eminin hücceti üzerine bu araziye on sene tasarruf etmiş iken Rumeli’ne kâfir seferine gittiği zaman arazisine yine tecavüz edilmiş olduğunu anlıyoruz.” (43) diyen, Sevgen; H, 1000-Miladi 1591’den beri Dersimli’lerin vergi verdiklerini, arazilerini padişah beratlarıyla tasarruf eylediklerini ve Rumeli’ne sefere gittiklerini belgelemeye çalışmaktadır. Nazmi Sevgen şunu unutuyor. Bu topraklar bir ağaya temlik edilmiştir. Ne karşılığı; asker besleyerek sefere gitmek için. Topraklar Dersim halkına verilmemektedir. Yavuz Sultan Selim’in Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da uyguladığı politikalar gereği toprakları Şafii Kürt Aşiretleri’ne devlete bağlılık karşılığı ve sınırları korumak üzere 400 aileye bırakılmıştır. (44) Aleviler ise bölgelerinden sürülerek toprakları Kürtler’e bırakılmıştır. Bu günkü özel mülkiyetin, feodal ve aşiretsel yapının temelleri Yavuz tarafından 1514’lerde atılmıştır. Alevi Türkmenler ise, gadre uğramıştır. Osmanlı Devleti sonuna kadar Doğu politikasını Yavuz’un koyduğu kurallara göre yönetmiş, Abdülhamit bu politikayı daha da katmerleştirmiştir. (45)

Nazmi Sevgen; Bahtiyar Aşireti, Seyyid veya Şeyh Hasan kollarından hiç birine mensup değildir. Yanılgısını da düzeltmemiz gerekir. Bahtiyarlılar; Şeyh Hasanlılar koluna mensup bir oymaktır. 

Şeyh Hasanânlı Kolu: Abbashan, Bahtiyarhan, Ferhathan, Laçinhan, Karabali, Karikali, Seyyid Kemal, Komeşli, İksorlu, Gülabi, Bütikanlı, Beyt oymaklarından oluşur.

Seyyidânlı Kolu: Arslan, Aşuran, Bal, Birman, Gav, Keçeli, Koç, Maksut, Rejik, Şam, Süleyman, Topuz, oymaklarından meydana gelmiştir.

Şeyh Hasanlı Aşiretlerinin bu tip örgütlenmesi kanımızca dedelik kurumunun teşkilatlanmasıyla hayatiyet kazanmıştır. Şah İsmail’in Erzincan, Tercan’ın Sarıkaya yaylasında düzenlediği 1500 yılındaki “Türkmen Kurultayı”nda aşiretlerin böyle bir askeri yapılanmaya doğru örgütlendiği izlenimi tarihi vesika ve söylencelerde müşahade etmekteyiz.

Şeyh Hasan Baba’nın torunlarının 15. Yüzyılda Oğuz geleneklerine ve askeri yapılanmasına göre; Aşiretlerini önce ikili, sonra üçlü daha sonra da, On İkili hiyerarşik bir yapıda örgütlenmeleri ve bölgeninde Safevi etkisinde olması bu kanaatimizi güçlendirmektedir. Çünkü, Safevi Devleti’ni kuran Türkmen oymakları ve Boy Beyleridir. Bunların içinde; Arapgirli ve Şeyh Hasanlı, Şamlu, Bahtiyarlı, Laçin gibi oymaklarda vardır. Şeyh Hasan soylu dedeler; Şah İsmail’in veya Türkmen yönetici beylerin emriyle Dersim bölgesinde Kızılbaş obalarının başına geçerek “seyyidlik” orunlarını da kullanarak ve örgütleyerek bugünkü Şeyh Hasanlı Aşiretini ortaya çıkarmışlardır. Başlangıçta Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmed’in lideri olduğu Muşar ve çevresindeki köylerin dışında 24 oymaklı yapı oluşmamıştı. Giderek güçlenerek ve yerel kavimleri de katarak çoğalmışlardır. Örneklersek:

Bali Cemaati: Kengiri Sancağı, Zile Kazası (Sivas Sancağı), Çorum Sancağı, Turhal Kazası (Sivas Sancağı), Mecitözü kazası (Amasya Sancağı) Keban Madeni Kazası (Malatya sancağı), Aksaray Sancağı konar, göçer ekrad taifesinden...(46)

Halen Sultan Onar Ocağı’na; Çorum’un Sırıklı, Palabıyık; Amasya’nın Guyma; Zile’nin Oktap, Kırımoluk; Keban’ın Nimri, Dingider gibi köyleri talip olarak bağlıdırlar.

Karabali Cemaati: Malatya, Erzurum, Kırşehir, Bozok, Diyarbekir, Çemişgezek Sancakları, Çarsancak Kazası, (Diyarbekir Sancağı), Kuruçay ve Kemah Kazaları (Erzurum Sancağı) İznik Kazası (Kocaeli Sancağı).(47) Karabali Oymağı Hozat’ın İn Köyü’nden İzmit’e değin değişik yörelerde iskan edilmiştir. İzmit’in Köseköy ve Bayraktar Köylerinden bazı aileler kendilerinin Dersim’den geldiklerini söylemektedirler. Bunlar muhtemelen Karabali oymağındandırlar. 

Yine Sivas ve Erzincan’ın merkez köylerinde ve Divriği’nin köylerinde aileler halinde Şeyh Hasan Ocağı (Onar) talipleri vardır.

Tunceli, Malatya, Elazığ, Sivas, Erzincan yörelerinden güzün Onar Köyü’ne Şeyh Hasan’ın türbesine kurban kesmeye gelen yüzlerce insan vardır. Sekiz asırdır Alevi öğretisine önderlik eden Şeyh Hasanlı dedeler; çağdaş ve evrensel normlara ayak uydurdukları takdirde işlevlerini daha uzun zaman sürdüreceklerdir.

Çözülmekte olan aşiret yapısı yerini çağcıl sivil toplum kuruluşlarına bırakırken; dedelik kurumu ve Alevi öğretisi de bilimin ışığında ve onun kurallarına uygun olarak yeniden yapılanmalıdır.

   

ˇ


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git