Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

II. Şeyh Hasan Külliyesi ve Cafer Paşa Camisi

II. ŞEYH HASAN KÜLLİYESİ VE CAFER PAŞA CAMİSİ

 

Şeyh Hasan; Selçuklu ordusuyla Fırat Boyu kaleleri fethine katıldıktan sonra bir Ermeni kenti olan Arapgir’e Subaşı rütbesiyle Sultan tarafından atanır ve bölgede “iktâ” olarak verilir.

Türkmen aristokratı ve Bayat Boyu beylerinden olan Şeyh Hasan, Arapgir’in Hezenek semtinin altındaki düzlüğe ordugâhını kurar. Daha sonraları Uguzlu (Oğuzlu) semti olarak anılacak bu yöreye Askeri kuvvetler yerleşerek, şehir ve köylerin asayişini temin eder. Dokuma Sanayi’nin ve ticaretin gelişkin olduğu Arapgir esnaf ve tüccarından, İpek Yolu üzerinde olduğu için geçen kervanlardan satış üzerinden belli oranda “rûsum” alınırmış. Köylülerden ise Ekin Pazarı’ndaki satışlarda hububat’dan “Godik” nisbetinde “Hums” alınırmış. Hayvan pazarında büyük ve küçük, binek hayvanlardan farklı oranlarda akçe alınırmış. Şıra pazarındaki; pekmez, bal gibi yiyeceklerden de ayrıca vergi alınmakta imiş. Ayrıca savaş zamanlarında ise çarşı ve pazarda satılan şeylere özel narh konarak bu fiat üzerinden vergi alınmakta imiş...

Tüm bu vergi alımlarını tahsil de eden Şeyh Hasan; kısa bir zaman sonra Arapgir’in eski yerleşim yeri ve kale içi olan Eskişehir’de (bugünkü Osmanpaşa mahallesi) kendi adıyla anılan bir tekke ve külliye yaptırır. (15)

Taylor; 1860’ta Arapgir’de bir Bektaşi Tekkesiyle karşılaştığını yazmaktadır. (16) Ki, bu tekke, Şeyh Hasan Tekkesi’nden başkası değildir. Fakat, daha sonra Meydanevi Cami’ye çevrilmiştir. Aşevi, Atevi gibi müştemilatı ile mal varlığı olarak da Vakıf arazileri, bağ ve kavaklıklar vardır.

Yavuz Sultan Selim döneminde (1515) Arapgir Osmanlılarca fethedilince: Türkmen Beylerinden ve Arapgir eşrafından Kulibeyoğlu Ali Bey ve Şeyh Hasan Aşireti mensupları; Kızılbaş oldukları için malları ellerinden alınarak  Ermeni tüccarlara ve sünnilere verilmiştir. Bu meyanda Şeyh Hasan Tekkesi ve Külliyesi Vakfi’na da Arapgir eşrafından “Kestanzadeler” atanmıştır. (17)  Arapgir’in Türkmen Kızılbaş köylerinden bazıları  ve şehir halkı Çaldıran dönüşü bölge fethedildiği için;  l515 yılında yemin ederek, Osmanlı tebası olmuşlar ve Hanifi Mezhebini kabul etmişlerdir Mezhep değiştirmeyenler için özel olarak ”Kızılbaş Vergisi” konmuştur.

Şeyh Hasan Tekkesi’ne 1694 yılında Arapgir Sancak Beyi Cafer Paşa tarafindan bir minare yaptırılarak camiye dönüştürülmüş, adına da Cafer Paşa Camisi denilmiştir. Yine aynı yıl Onar Köyü’ne de bir küçük cami yaptırılarak; Arapgir eşrafından Sabrioğullarından bir imam atanmıştır. Her hafta Cuma günleri  “ictima edilerek”sayım usulüyle Onar Köylüleri 1694’den İttihat ve Terakki dönemine kadar Cafer Paşa Cami’sine mecbur namaza sevk edilmişler ve kontrole tabi tutulmuşlardır. Aynı uygulamayı 1566’dan itibaren Malatya’nın Yazıhan ilçesi Fethiye köyünde de görmekteyiz. İki köy de Dede Ocağı’dır.

En son Vakıf mütevellisi Kestanzade Hacı Abdullah Ağa’nın vefatı üzerine aileden kimse kalmaz. Bunun üzerine 20.000 kuruşluk gelirli vakfın; Osman Paşa Mahallesi ahalisinin kendilerinin hakları olduğu iddiasıyla dava açarlar. Bu duruma Onar Köy’lüleri itiraz ederler. Şeyh Hasan soyundan olduklarını ibraz eden belgelerle Onar Köyü halkı da Vakfın mal varlıklarının kendilerine ait olduğunu belirterek; 11 Nisan 1299 (1883) tarihinde Arapgir Mahkemesinde dava açarlar. 

Onar Köyü halkına dava dilekçesini: “Karye-i mezküreden; Kalın Ali, Hatunoğlu Musa Kehâ, İmam Molla Süleyman, İbrahim Kehâoğlu Mustafa Kehâ, İnceninoğlu Ömer Çavuş, Kara Memedoğlu Ahmed, Hasan Kehazade Koca Kehâ” imzalayarak; davanın seyrini anlatarak “adalet ve hakkaniyet dairesinde ahalinin gadre uğratılmamasını istemekte”dirler.

Vakıf davası yıllarca sürer.Bu olay, Arapgir’de hak iddia edenlerle Onar Köylüleri arasında kavgalara neden olur. Dava Eğin Kazasına aktarılır. Zabit Hüseyin Efendi (Güney) davayı ciddi bir şekilde takip eder.İstanbul’da ikamet eden Onar Köylü Hafiz Mehmet (Fakir)Efendi; Evkaf’tan, Naküb’ül Eşraflık defterinden, Defteri Hakani kayıtlarından ve arşivlerinden çıkarttığı Şeyh Hasan ve Onar Köyü ile ilgili belgeleri  Hüseyin Efendi’ye gönderir. Dürüst, Erdemli, namuslu bir kişiliğe sahib olan Zabit Hüseyin Güney; vakıf arazilerini, bağ ve bahçelerini  Ağaların elinden kurtarma mücadelesini meşru hukuki yoldan sürdürürken; Onar Köyü’nden bazı çıkarcı kişiler tehdit ederler. Ekin tarlalarının derilmesinde, harmanının dövülüp elenmesinde tek başına bırakılır. Tüm bu olumsuzluklara karşın Hüseyin Güney  bıkmaz, yılgınlığa düşmeden  Mahkemelerde davayı takip eder.

Eğin Mahkemesine belgelerle vakfın ve Şeyh Hasan Külliyesi’nin arazilerinin Onar Köylülerine ait olduğu ispatlanır.

Dava sürerken, I.Dünya Savaşı başlar ardından İstiklal Savaşı devam eder. Köydeki erkeklerin hepsi savaşa gider. Bu arada davayı takip eden Zabit Hüsin Efendi de İhtiyat Subayı olarak savaşa gider ve İstiklâl Savaşı sonrası köye döner.Dava sürüncemede kalır.Kurtuluş Savaşı kahramanı ve İstiklâl  Madalyası sahibi; İht.Zb.Hüseyin Efendi:  Cumhuriyet sonrası davayı tekrar  açar. 1944 yılına kadar Köy arazileri ve Vakıf davası hukuk mücadelesi devam eder, ama Zabit Hüseyin Efendi vefat eder. Eski Muhtar Musa Çöp köy adına davalarını takip ettiğini belirtmektedir. Fakat kendinden önce ki Muhtar ve ihtiyar heyetin den bazıları,  Arapgir ağaları ile işbirliği yaptıklarını ve dava düştüğünde de çeşitli vaadler aldıklarını söylemiştir. Davayı savsaklayan, Vakıf arazilerini peşkeş çeken ve dilekçelerde ki imzaları geri almış olan şahısların isimleri bizde saklıdır. Bugün hayatta olmayan bu kişileri; Köylüler arasında ikilik yaratmamak için isimlerini yazmıyorum. Köydeki Arapgirli Ermenilere ait bağ, bahçe ve tarlalarda aynı şekilde sahte belgelerle dağıtılmıştır.  Musa Çöp: “Arapgir eşrafından ve eski köy imamı olan, Fadılıoğulları, Sabrioğullarından, Kulibeğoğullarından, Emiroğullarından ve bazı ağalar, Onar Köyünden bazı yalancı... (bu yalancı şahitlere nakit para,vb. hediyeler ile imamlık,  daha sonra birer tarla ve bağ  gibi yerlerin bakımları verilerek ödülendirilmiştir) şahitler bularak mahkemede tanık olarak dinletmişler ve vakfın, caminin tarlalarını ve diğer mal varlıklarını “mürur-i zamana” uğradığından talan etmişler, mahkeme de sona ermiştir.” diyerek ve hayıflanarak bize anlatmıştır.

1224 yılında kurulmuş ecdadımızın vakfı; “hasis, sahtekâr, aç gözlülerce talan” edilmiştir. Son olarak da 1984 yılında Cafer Paşa Camisi’nde bulunan Şeyh Hasan’a ait el yazma Kuran ve kitaplar; caminin kapısı kırılarak çalınmış, zanlılar hakkında soruşturma açılmasına rağmen bir şey elde edilememiştir.(18)

III. BÜYÜK OCAK TEKKESİ

“Büyük Ocak Tekkesi” Şeyh Hasan’ın Onar Köyü’nde inşa ettirdiği Cemevi ve Zaviye’nin bınası ve müştemilatının adıdır. Sultan Onar Cemevi ve Büyük Ocak da denmektedir. Cem Dergisi’nde “Cemevlerinin Tarihsel Kökeni ve Mimarisi” adlı yazı dizisinde Türkiye’deki benzer Cemevlerinin mimari yapı sanatı özellikleri ve kökenini anlattım (19)

Burada sadece, Büyük Ocak Meydan Evi’nin yapı mimarisi özellikleri üzerinde duracağım. Şeyh Hasan’ın 1224 yılında 12 direkli bir çadır görünümde inşa ettirdiği Sultan Onar Cemevi, Orta-Asya Gök-Tapınakları’na benzemektedir. (20)

Büyük Ocak Tekkesi; 15x17 m2’lik boyutta, kareye yakın dikdörtgen planlı; 1,5 metrelik kalınlıkta 2,5 m. yüksekliğinde taş duvarlara bindirilmiş, yedi kat gökyüzünü ifade eden kırlangıç çatı, 12 direk üzerine kubbemsi oturtulmuş, içten çadır görünümlü.. Koçbaşlı direklerin üstüne kalın Hatıl Ağaçlar atılarak birbirine tutturulmuş. Hatılların üstüne 10-20 cm. aralıklarla kisek ağaçlar dizilmiş; kiseklerin üstüne aralıksız ters yönde mertek ağaçlar dizilmiş; merteklerin üstüne aruda denen kısa ağaçlar aksi istikâmette sıralanmış; bunların üstüne de hortut dalları ile ince çubuklar düzgün sıkça serilmiş; tüm bunların üstüne de püşürük denen özel kırmızı toprak ile kıyılmış samanın karışımından olan çamur 15-20 cm. kaplanmış. En üstte yanı dam’da; 20 cm. kalınlığında “Caşgan” denilen özel killi yağlımsı kaygan toprak dama serilmiş. Damın üstündeki toprağı yağmura yaşa karşı sıkıştırmak için zil taştan denen granitten yapılmış 50-60 cm çapında 100-120 cm. boyunda silindir şeklinde, LOG denilen kaya kütlesinin iki yanının orta noktaları oyulmuş ve ağaç dil geçen özel bir ağaçtan yapılmış “çengel” aparatla iki kişinin çektiği bodur sütun damda durmaktadır.

Yarı kubbeleştirilmiş damın tam orta yerinde taştan oyulmuş bir pencere ve duman deliği vardır. Bu delik Gök-Tapınak’larındakı “tüğünük” denen ve evin tabanında yakılan ateşin dumanlarının çıktığı deliğin aynısı olup, güneşin ışınlarını da meydana yansıtan pencere işlevini görmektedir.

Yine kubbemsi damın ortaya yakın bölümünde bütün direklerden daha kalın ve siyah; üzerinde kahve ve kızıl beneklerin olduğu “KARADİREK” denen ve kutsal sayılan bir ağaç direk vardır. “Karadirek” Göktapınak’larda simgeleşen “kutup yıldızı”nı ve “varlık birliğini” sembolize eden düşünceyi anlatmaktadır. On iki direkler, On İki İmamlari ifade etmektedir. Aynı zamanda On iki Kabilenin oturduğu gedikleri belirlemekte, On İki hizmet sahiplerini ve On İki post makamını sembolize etmekte ve daire de oturma konumlarını belirtmektedir.

“Karadirek” aynı zamanda “Zat-ı Mutlak”a giden “sırat-ı müstakimi” ifade etmektedir. Taş pencere ise; “sema’ya / Göğe ağmanın”, “Hakk ile Hak olma”nın bir sembolüdür. Semazenler bu deliğin tam altındaki meydan da sema dönerler...

“Karadirek” üzerinde “çerağ tası” vardır. Cem’den önce çerağ burdan uyandırılarak “erkân” bu törenden sonra dede tarafından yürütülür. Ayrıca Karadirek’te Şeyh Hasan’ın tunçtan miğferi asılıdır ve “çırahban” tası olarak kullanılır. Karadirek’in dibinde ise “civher” toprağı vardır. Dede; cem törenleri için meydan evi düzenlendiğinde, Karadirek’in dibindeki post’ta Anabacı ile oturarak sercem olarak ayn-i cemi yönetir. Her direk arasında ki 12 gedik’e de 12 kabile otururlar. 

Onar Köyü’nde yıllık Görgü-Cem’lerinde önce: Şeyh Hasan Türbesi’ne bir koç tığlanır, sonra cem yapılır.

Büyük Ocak Tekkesi (Onar Zaviyesi)’nin giriş kapısı ve eşiği özel bir ağaçtan yapılmıştır ki neredeyse 8 asırdır; kara, yağmura dayanarak bugüne dek bozulmadan gelmiştir. Eşiğe üç kez niyaz edildikten sonra meydanevine / Cemevi’ne uzan bir koridordan girilir.

Zaviyenin kapı girişinden sonra kurban tığlama yeri vardır. kurban kanı bir kanalla öndeki bahçeye akıtılmaktadır. Uzun bir koridordan sonra Meydan evine girilir. Koridorun bir yanında ise, ikrâr verme ve müsahip törenleri için; Rehber gözetiminde abdest alma kurnası vardır. Bu kurna daha sonra sökülerek yerinden çıkarılmıştır.

Cemevi’nin önünde; yemek pişirme yeri, aşevi, ekmek pişirme ocağı, kiler, hamam, hela, çamaşırhane gibi odacıklar vardır. Sağ yanda iki katlı tekkeşinevi, ahır, samanlık, odunluk, misafirhane vardır. Sol yanda ise: bahçe vardır...

Mimari özelliklerini betimlediğimiz Şeyh Hasan’ın Onar Köyü’ndeki ilk ev dediğimiz ya da tarihi kayıtlarda “Onar Zaviyesi” olarak geçen, halk arasında ise “Büyük Ocak” denilen yapı: Selçuklu’ların köyde ilk inşa edilen Aristokrat bir Türkmen Beyi’nin malikhanesi ve dini ibadet mekânı ve divanıdır.

 


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git