Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Sufilik Evsafı

SUFİLİK EVSAFI

Alevi yoluna girmiş, yolun kurallarını uygulayan kişilere sufi de denilir. Sufiliğin özelliklerini, Buyruk şöyle anlatıyor:

Sufi olan kimsenin oturduğu döşek onun postudur. Ve evi cennettir. Ve müminler melektir. Ve Müslimler huridir. Ve taamları (yiyecekleri) cennet taamıdır. Ve içtikleri su, cennet şarabıdır. Ve giymiş oldukları esvap cennet hullesidir. Ve yaktıkları çerağlar (delil) hak cemalidir. Söyledikleri nutuklar kelâm-ı âzimdir (Tanrı sözü). Verip aldıkları nefes Hak Teala'nın müberak adlarıdır.

Ve dahi talibin ve pirin ve mürşidin ve rehberin ocağı; Sufi'nin Mekkesi ve Medinesidir. Ve evlerinin eşiğine niyaz eden sûfiler bin bir kerre hacı olur. Büyük ve küçük günahlardan kurtulup gerçek temiz olur. Ve o sufi, halk içinde gökteki meleklere benzer ve cennette huriye benzer. Ve yıldızlar içinde Ay ile Güneşe benzer. Ve âdemler içinde enbiyalara benzer. Ve dahi sufiler, sularda ab-ı hayattır. Zemzem’e benzer. Ve taamlar da bala ve helvaya benzer. Ve yemişler de hurma ve elma ve incire benzer. Çiçekler de güle benzer ve tutiyaya benzer. Ve sûfi ilimlerde Kelam-ı Kadim'dir. Ve dahi sûfilerin yüzleri Mushaf-ı Şeriftir (Kutsal Kuran'dır.) Yedi hat ve yedi fatihadır. Nefesleri binbir isimdir. Ve zülüfleri on ikidir. Ve etleri üç yüz altmış altı harftir. Kelam-ı Kadim'in (Kuran'ın) sözleri, onun yüzündeki çizgilerdir.

Sûfilerin ve müminlerin ve müslümlerin birbirlerinin yüzlerine bakışları, Kuran okumak ve birbirine ulaşmaktır. Vaktinde âşık, maşuka ulaşmaktır.

Amma sufi odur ki, dört kapının, kırk makamın, on yedi erkânın hizmeti onda mevcut buluna. Yâni, sufinin tevhidi mürşidine secde edip hak evinde müşahede edip hakka yetmek yani özünü tanımak olur.

İmdi, cahil bu hikmetleri görür, küfür bilir. Bir âdemin küfrü gitmedikçe imanı tamam olmaz. Ve sûfinin orucu, mürşidine temenna vermektir (saygı, selam). Ve zekâtı, mürşidine niyaz vermektir. Ve haccı; mürşidine tecellâ eylemektir. (Mürşide görünmek, onu yürekte duymak.) Ve sûfinin gazası, mürşidine can-ü gönül ile başını ve canını vermektir. Sufinin kıblesi ve kâbesi mürebbinin ve rehberin yüzüne bakmaktır.

Ve dahi, bir sûfi bir safinin evine varsa, ayakları ile ettiği günahlardan halas olur.

İkinci: Bir Sûfi bir sûfinin eline öpse, elleriyle ettiği günahlardan halas olur (kurtulur).

Üçüncü: Bir sufi, bir sufinin sıtık ile yüzüne baksa, gözleriyle ettiği günahtan halas olur.

Dördüncü: Bir sufi, bir sufiyle birbirini sevip gönül verseler, gönül ve kalbi ile ettiği günahlardan halas olur.

Beşinci: Bir sufi, bir sufiye dünya taamı (yemeği) yedirse, Hak Teala ol sufiye Cennet taamından yedirir.

Altıncı: Bir sufi, bir sufinin evine gelse, yüzbin rahmet, yüzbin bereket, yüzbin hayrü hasenat gelir.

Yedinci: Bir sûfi bir sûfiye güleryüz gösterse, o sûfinin evinden ve köyünden yüzbin türlü kaza ve bela gider.

Sekizinci: Bir sufi bir sufi ile sohbet kılsa, Hak teala yer meleklerine ve gök meleklerine ve cennet hurilerine, Ay ve Güneş'e ve yıldıza demiş ki: “Bu benim sufi kullarımın zevklerine ve safalarına temaşa edin” Ve yer melekleri ve huriler ve enbiyalar, Ay ve Güneş ve yıldızlar, cümlesi, secde edip “Bu sufiler ki birbiriyle oturup sohbet eden kullarındır, bunların kadir ve kıymetini bize de ver” diyeler. Hallerini arz edeler.

Hak teala hazretleri diye ki: “Bu sufiler birbiriyle secde ederler. Benim Güruh-ı Naci ve minhaci kullarımdır. Sair sufiler, taşa ve toprağa ve divara secde ederler. Bunlar birbirlerini görüp muhabbet ederler; bana secde ederler. Her kim beni isterse işbu kullarım ile otursun. Sanki benim ile durmuş ve oturmuş gibidir” der.

İmdi yedi deryalar mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa ve yedi kat gök kâğıt olsa, tamamen insü cin kâtip olsa sufi ve naci kullarımın bir zerre kadar tabakasının vasfını yazıp tamam edemezler.

Ve dahi, bir sufi, bir Müslümini haksız kazanç eylemeğe gönderse, sonra malına tamah etse. Şeriatta hımara bindirip, yüzüne kara çekip köyden köye ve şehirden şehre gezdirmek lâzımdır. Ve tarikatta başından tacın ve arkasından hullelerin ve elinden asasın alıp ta ebed merdut edip (sonsuza değin sürgün edip) kabul etmeyeler. Ve maarifet kapısında ve cemde bir sofrada ol kimse ile oturmayalar. Ve ölürse namazını kılmayalar. Ve hakikat kapısında ol kişiye secde ettirmiyeler. Ve dahi peygamber ise ona ümmet olmıyalar. Çünkü rızasız lokmasın yedi.

Ve dahi bir sûfi bir sûfinin hatırın yıkıp incitse... O yıktığı hatırı yapmayınca, ol sufiyi mürşit ve üstad ve pir ve rehber ve mürebbi kabul etmeyesin...

Ve dahi bir sufinin kendi ile pirin arasında bir günah olsa, pir günahından geçip affeylese ol kimseye pir, sûfi günah sormak erkân değildir.

(...)

İmdi, beş nesne ile sufilik etmek erkân değildir.

Birinci: Eğer sufilik saz ile olsaydı; puşalar ve ozanlar onu hiç kimseye vermezlerdi.

İkinci: Avrat ile kız ile gelin ile de olsaydı sufilik, çengi ve şirin hatunlar onu hiç kimseye vermezdi.

Üçüncü: Sufilik secde ve sücut ile olsaydı ve namaz ile olsaydı zahitler ve âbitler hiç kimseye vermezdi.

Dördüncü: Sufilik, eğer bir yerde erkekler cem olup oturmak ve gülmek ve şarap, rakı içmekle olsaydı, onu bekriler ve tiryakiler hiç kimseye vermezlerdi.

Beşinci: Hırsızlıkla olsaydı; cepçiler, hırsızlar, eşkıyalar kimseye vermezdi.

İmdi malûm oldu ki, sufiliğin aslı ayin-i erkânca, edep ile ve hayâ ile ve fark ile ve mizan ile ve yakınlık ile ve itikat ile ve icazet ile ve iradet ile ve hizmet ile ve rıza ile ve aşk ile ve muhabbet ile ve erkân ile ve ustad ile ve mürebbi ile ve musahip ile ve âşina ve kazanç ile ve meşrep ile ve lütf-ü kerem ile olur. Sufilik, cevr ile sitem ile cefa ile zul ile olmaz. Mürşidi kâmilin ve üstadın ve ayin-i erkânın sır nefesi budur.

Üç Sünnet Yedi Farz

Alevi yolunun dinsel cephesinin anlaşılması için, sünnet ve farz kavramının da basit olarak bilinmesi gerekir. Bu sünnet ve farzlar, insanların eğitimlerinin bir aracıdır.

Buyruk'ta şöyle açıklanıyor sünnet ve farz:

Birinci sünnet budur ki; daima Allah'ın kelamı dilinden gitmeye. Kelimeyi tevhit kalbinden gitmeye. İkinci sünnet budur ki; kalbinden adaveti (düşmanlığı) gidere. Üçüncü sünnet budur ki; eğer talip bin ise bir gibi otura, hemen biri söyleye.

Birinci farz budur ki, zahit dinini şeytandan nice sakınırsa, tarikat ehli de yolunu, dinini öyle sakına.

İkinci farz budur ki, dest-i kudret makamına iletmiş ola. Yani candan geçe, haktan dönmeye.

Üçüncü farz odur ki dünya kendine zerre kadar gelmeye.

Dördüncü farz oldur ki halifeden tövbe ala.

Beşinci farz oldur ki halifeden, musahip hakkını cemiyete yedire.

Altıncı farz oldur ki halifeden hırka giye.

Yedinci farz oldur ki halifeden tac urunmaktadır.

Ve dahi, sufiliğin bir şartı dahi vardır. Şart odur ki özün meşayih yetüre.

İmdi, üç sünnet yedi farz üzerine olmayan sufiye, sufi deyip inanmayasın.

On İki Farz

On ikiden birinci, haktan korkmaktır. Yani talibe gerektir ki evvel hakkına doğru sözlü ola. Ve doğru işli ve helâl lokmalı ola.

İkinci: Kimseye haksız söz söylemeye. Kamu halka bir göz ile baka. Kendi özünü cümleden aşağı gözleye.

Üçüncü: Halka şefkat ve nasihat kıla, edep ile ola. Yol ve erkâna can ve baş vere.

Dördüncü: Ehli tazarru ola. Yani âdemi aziz göre ve izzet ile her birine hürmet kıla, hakir tutmaya.

Beşinci: Rızaya teslim ola. Tanrı'dan gelene razı ve belalara sabır ede ki hakkı inkâr etmeye.

Altıncı: Tevekkel ola. Dünya işlerine çok önem vermeye...

Yedinci: Her şeye tahammül kıla. Hak Teale görücüdür.

Sekizinci: Haktan sakınır ola ki, kazai asiman erişmeye.

Dokuzuncu: Kanaat ehli ola. Aza kanaat ede ki, çoğu bula.

Onuncu: Haktan gelecek rızkı için gam yemeye.

On birinci: Uzlettir. Halka karışmamak gerektir.

On ikinci: Talip olanda hak sermayesi ola.


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git