Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Türklerin Aleviliğe Katkısı

TÜRKLERİN ALEVİLİĞE KATKISI

Türk toplulukları, Aleviliği geç kabul etmelerine karşın, onu özüne en uygun biçimde yaşamışlardır. Bu yaşatma, olduğu gibi sürdürme değildir. Türkler, Aleviliği son derece geliştirmişler, zenginleştirmişler ve boyutlandırmışlardır. Türklerin Aleviliğe katkılarının önemlileri şunlardır.

SAZ (Bağlama)

Aleviliğin, Anadolu'da bir yaşama biçimine dönüştürülmesinde en büyük etkenlerden birisi, Sünniliğin getirdiği yasaklamaları reddetmesinde yatar. Sünnilikte, saz, şeytan işi sayılmıştır. Şiir ve şairler lanetlenmiştir. Bu nedenle Osmanlı yönetimi de sazı ve müziği yasaklayan bir tavır içine girmiştir. 16. Yüzyıl'da Şeyhülislam Ebussuut Efendi'nin bu konuda verdiği fetva, Sünniliğin olaya bakış açısını yansıtması bakımından öğreticidir. Bugünkü dille özetleyerek aktarıyoruz:

Soru: Bir kişi çalgıcı olsa ve Müslüman olmayana çalgı çalsa, ona ne yapmak gerekir?

Cevap: Şiddetle azarlanıp hapsedilmelidir.

Soru: Çalgı çalan birisinin çalgısını, bir başkası vurup parçalasa... Çalgıyı kırana ne yapmak gerekir?

Cevap: Çalgıyı kıran büyük sevap kazanmış olur. Çalgının ağaç olarak bedelini vermesi bile gerekmez.

Soru: Bir şeyh, 'Çalgılı düğüne giden kafir, karısı da boş olur' dese şeyhe ne yapmak gerekir?

Cevap: Şeyh, bunu çalgıyla ilgili olarak söylediği için ona hiçbir şey yapılmaz.

Saza ve müziğe karşı yasakçı ve aşağılayıcı tavır gelişerek sürmüştür. 18. Yüzyıl Alevi ozanlarından Dertli, “Saz, şeytan işidir” diyen bir hocaya karşı sert bir taşlama ile karşılık vermek zorunda kalmıştır. Bugün bile, şeriatçı kafalar, sazın dinsizlik belirtisi olduğunu söylemektedirler.

Türklerin, Aleviliği renklendirme, boyutlandırma olayında en birinci araçları saz olmuştur. Saz ile, şiir ve müzik hayatın içine sokulmuştur.

Saz (bağlama) Türklerin ulusal çalgısı olarak Asya'dan, Anadolu'ya taşınmıştır. Asya'daki adı kopuz olan bağlama, kutsal bir alet olarak görülüyordu. Kopuzda, manevi bir güç bulunduğuna inanan Şamanist Türkler, onu atlarla yarışıp geçen, bağlandığı ağacı söken olağanüstü bir güç odağı sayıyorlardı.

Eldeki belgelere göre, Uygur Türkleri zamanında bağlama (kopuz) gelişmiş ve yaygın bir müzik aletidir. 11. Yüzyıl'da yazılan Divanü Lügat-it Türk'te, “İyi ses veren ve kaz göğsü denilen türden bir ut” olarak tanımlanmaktadır. Dede Korkut öykülerinde vazgeçilemeyen bir çalgıdır. Adı da Dedem Korkut Kopuzu'dur, kutsaldır. Bir kılıç ya da mızrak gibi savaşçıların ayrılmaz silahıdır. Kutsallığı ile savaşçıların zırhıdır. Bu kutsallık, halk öykülerine de aynen yansır. Fakat, sazın işlevi burada bir filozofun işlevi gibidir.

Anadolu Alevileri sazın kutsallığı inancını, İslami bir yapı ile yaşatmışlardır. Saz, Alevi evlerinde baş köşede bulundurulur. Saz çalınacaksa, göğsünden üç kez öpülüp başa götürüldükten sonra çalınmaya başlanır. Birisine verilecekse, yine aynı saygı gösterilir. Bugün, Aleviler saza, “Telli Kuran” demektedirler. Çünkü, sazda dile getirilen nağmelerin kutsal olduğuna inanılır.

Alevi cem törenlerinin vazgeçilmez çalgısı sazdır (bağlama). Alevilerde saz denilince, bağlamanın anlaşılması da bu vazgeçilmezlikten kaynaklanır. Cemlerde, mümkünse en az üç âşık (zakir, guyende) bulunur ve bunlar, Alevi müziğinden parçaları, gerekli yerlerde okurlar.

Saz çalacak zakirler, önce sazlarını sağ koltuk altlarına alıp dedenin önünde dara dururlar. Dede, ilgili duayı (gülbangı) okuduktan sonra âşıklar zakirlik işine (çalıp söyleme işi) başlayabilirler.

Anadolu'ya geldiği dönemlerde ve 15. Yüzyıl dolaylarında, bağlamanın ozan kopuzu ve Rum kopuzu diye ikiye ayrıldığı anlaşılıyor. Ozan kopuzu eski geleneği sürdüren üç telli bir sazken, Rum yani Anadolu kopuzu biraz daha büyük olup beş telli imiş.

Kopuza benzeyen sazların eski Anadolu uygarlıklarında kullanıldığına ilişkin bulgular da var. Fakat, 1500 ile 2000 yıllık süre içinde ve Hıristiyan uygarlığının etkisiyle bu sazlar ve kültür, Anadolu'dan yok olup gitmişti. Bu nedenle, kopuzun kaynağını eski Anadolu veya Mezopotamya uygarlığına bağlamaya kalkışmak zorlama bir yorumdan başka şey değildir.

Bağlamanın, bozuk, cura, divan (meydan), saz (çöğür) gibi türleri vardır. Alevi müziğine tam bir uyum gösteren sazdır. Alevi dinsel müziğinin kuruluşu bu saza dayanır. Meydan sazı, tören sazıdır. Cemde çalınan saz anlamına gelmek üzere meydan sazı adı verilmiştir. Divan sazı adı verilmesi de, Hak divanında çalınıyor olmasına inanılmasından kaynaklanmıştır. Bu sazlarda, çokseslilik izini de bulma olanağı vardır.

Bağlama, tezeneyle çalındığı gibi şerpe denilen parmakları vurarak çalma biçimi de vardır. Amatör cem zakirleri, genellikle şerpe çalarlar. Şamanizmin bir öğesi olan ve bu inanç biçimini günümüze aktaran bağlama, artık bütün Türkiye’nin sazı haline gelmiştir.

Müzik

Anadolu Aleviliği'nin en önemli kurumlarından birisi de müziktir. Dinsel kaynaktan yola çıkarıp giderek sivilleşen Alevi müziği, Türk halk müziğinin kaynağını oluşturur. Zaman içinde, Alevi müziğinin etkisiyle, Sünni kesimde de müzik etkinlikleri oluşmuştur

Alevi müziği, konu ve işlevine göre ikiye ayrılmıştır. Bunlardan birincisi dinsel tören müzikleridir. Bu müzik türünü yalnızca Aleviler bilmektedir. Alevi cemlerinde yaratılan bu müzik, başlangıçtaki Alevi takıyyesine bağlı olarak gizlenmiştir. Bazı araştırmacıların gizli müzik dedikleri tür budur. Bu müzik, Şamanizmdeki törenlerde kamların/oyunların okunduğu parçaların çağdaş ve İslami biçimi olarak şekillenmiş, gelişmiş ve çok çeşitlenmiştir.

Alevi müziğinin ikinci kolunu ise sivil müzik türleri oluşturur. Bu müzik türleri, Türk halk müziğinin genel parçaları içinde yer alırlar.

Bizim burada üzerinde duracağımız gizli Alevi müziğidir.

Alevi dinsel müziğinin (gizli müzik) belli başlı türleri; şiirin niteliğine bağlı olarak şöyle sıralanabilir: (Örnek olması bakımından verilen şiirlerin yalnız ilk dörtlüklerini yazdık.)

1-  Deyiş:

Serbest konulu, güncel yaşamı Alevi felsefesine göre tasvir eden ve az da olsa öğretici yönü bulunan müzik ve şiir biçimidir. En yaygın türlerden birisidir.

Karşıki karlıca dağı gördün mü

Buldurmuş eyyamın eriyip gider

Hiç akan sulardan ibret aldın mı

Yüzünü yerlere sürüyüp gider

(...)

                                                       Hatayi

Seyyah oldum şu alemi gezerim

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kendi efkarımca okur yazarım

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

(...)

                                                       Kul Himmet Üstadım

Dostun bahçesine bir hoyrat girmiş

Koru dur hey benli dilber koru dur

Gülünü dererken dalını kırmış

Kurudur hey benli dilber kurudur

(...)

                                                       Pir Sultan Abdal

Cemlerde, deyişlerin yanı sıra, taşlama niteliği bulunan besteler de okunur. Bunların okunması, deyişlerde olduğu gibi törenin başlangıç dönemine denk düşer ve canların ruhen dirilmelerini sağlar. Bu türden, ilginç iki örnek vermek istiyoruz. Şiirler ve bestelerden birisi, günümüzün ozanlarından Derviş Kemal'e, diğeri Aşık Yener'e ait.

Boşlukta sallanan kürre-i arzın

Dayanak noktası üç olsa gerek

Lakin, hakikatı münkir yobazın

Kafasına sokmak güç olsa gerek

Münkirin farz deyip gittiği Mekke

Kazanmak içindir bir gümüş sikke

Gururla giydiği bere ve takke

Başsız gövdelere tac olsa gerek

Erenler yoluna gönül verenin

Korkusu tükenir Hakka erenin

Gönül kapısından kalbe girenin

Yaptığı en makbul hac olsa gerek

Göz ile görmeden yalan söylemek

Ademi ademden tefrik eylemek

Oruçla namazla cennet peylemek

Tanrı'nın indinde suç olsa gerek

Derviş Kemal der ki yemişiz taşı

Gözümüzden döktük kan ile yaşı

Kerbela'da İmam Hüseyn'e karşı

Cihat açan Yezit piç olsa gerek

                                                                          Derviş Kemal

Nurcu nişanını takan

Kızılbaş mı karabaş mı

Memlekete nifak sokan

Kızılbaş mı karabaş mı

Madem günah imiş sazlar

Çalsın sizin davulbazlar

Çember sakallı yobazlar

Kızılbaş mı karabaş mı

Gerici takkesin giyen

Olmadık herzeler yiyen

Atatürk'e, gavur diyen

Kızılbaş mı karabaş mı

İzmir Menemen'de esen

İsyan bayrağını asan

Teğmen Kubilay'ı kesen

Kızılbaş mı karabaş mı

Ölme Pir Sultan'ım yaşa

Yandı Sivas baştan başa

Eli kanlı Hızır Paşa

Kızılbaş mı karabaş mı

Kerbela'nın susuz çölü

Eser durur bir sam yeli

Ehlibeyt'e kıyan deli

Kızılbaş mı karabaş mı

Muaviye hin oğlu hin

Oğlu Yezit ondan hain

İbni Mülcem denen lain

Kızılbaş mı karabaş mı

Aşık Yener öter dalda

Gönlüm yurtseverlik solda

Dönmez hak bildiği yolda

Kızılbaş mı karabaş mı

                                                          Aşık Yener

2- Nefes:

Daha çok dinsel içeriği bulunan şiirlerin adıdır. Öğüt veren, ders veren, Alevi felsefesini yansıtan şiir-müzik biçimi olarak Alevilikte en gelişmiş türdür. Fakat, nefesin de deyiş benzeri müziği bulunur. Kısacası, şiirle müzik iç içe geçmiştir.

Uyur idik uyardılar

Diriye saydılar bizi

Koyun olduk ses anladık

Sürüye saydılar bizi

(...)

                               Pir Sultan Abdal

Vahdet kaynağından dolu içenler

Kanmıştır badeye şarap istemez

Hakikat sırrına candan erenler

Ermiştir mahbuba mihrap istemez

Bu yolda can yoktur canan isterler

Gönül kabesinde erkan isterler

Ademe secdeyi her an isterler

Başka bir ibadet sevap istemez.

Ariftir Mushaf'tan dersler okuyan

Tevrat'ı, İncil'i ezber okuyan

Cemal-i Mushaf'ı bir bir okuyan

Almıştır fermanı, Kuran istemez

Nesimi'yem aşkla zar ü zar olan

Ezel ikrarında ber karar olan

Kiramen Katib'e yar-ı gar olan

Düşmüştür defteri, kitap istemez

                                                       Kul Nesimi

     (Alevi fesefesinin özeti sayılabilecek bu şiirde özetle şunlar söyleniyor:)

1. Bizler, bizi ebedi gerçeğin özüne götüren birlik dolusunu (içkisini) içtik, bu nedenle şaraba ihtiyacımız kalmadı. Asıl gerçeğe, ebedi gerçeğe ulaşarak sevgiliye (Hakk'a) kavuştuk; bunun için mihraba gereksinimimiz kalmadı. (Cami'ye gitmemize gerek yok).

2. Bizim yolumuzda canın önemi yoktur, biz cananı (sevgiliyi, ebedi gerçekleri) arıyoruz. Gönlü Kâbe bilir, gönüle ulaşma yolunun kurallarına uyarız. Biz; bu nedenle, insana secde ederiz; bizim için bundan başka bir ibadet biçimi yoktur.

3. Söylediği sözleri, Tevrat'tan, İncil'den anlamlar taşıyan Kuran'ın gerçeklerini ortaya çıkaran, bizleriz. Biz Kuran'ı, insanın yüzünde bulur ve oradaki Kuran'ı okuruz. Bize başkaca bir Kuran gerekmez

4. Bizler, ebedi gerçekler peşinde koşmaktan yanıp yakılan ama yılmayan insanlarız. Ezelde evet dedik ve bu sözümüzden asla dönmeyiz. Biz zaten meleklerle dostuz. Bu nedenle, günah sevap melekleri bizim günahımızı, sevabımızı yazmayı bırakmıştır.)

3- Düvaziman (Düvezdeh İmam)

Düvazdeh İmam, Farsça, 12 İmam anlamına gelir. İçinde, 12 İmam'ın adının geçtiği müzik türü düvazimam veya düvaz diye adlandırılmıştır. Bu şiir-müzik türü de cemlerin en temel müziklerindendir.

Her sabah her sabah ötüşür kuşlar

Allah bir Muhammet-Ali diyerek

Bülbüller gül için figara başlar

Allah bir Muhammet-Ali diyerek

(...)

(Şiir, 12 İmamların adını anmadan bitirilmez.)

                                                                          Kul Himmet Üstadım

Divan tarzıyla da çok sayıda düvazimam yazılmıştır. Eski dönemlerde halk bunları anlayabildiği için cemlerde bu tarz yazılmış şiirler de bestelenerek okunmuştur. 16. Yüzyıl başlarından bir örnek:

Hamdülillah biz Muhammet'ten okuduk defteri

Nokta nokta harf be harf bildik rumuz-ı Hayder'i

(Tanrı'ya şükür, biz bilgiyi peygamberin kendisinden aldık. Çünkü bizim bilgimiz İmam Ali'ye dayanır. O ise peygamber Muhammet'in bilgisine ulaşmak için girilecek tek kapıdır.)

Şah Hasan, şahım Hüseyn'i, Kerbela meydanının

Merdiyim, sevdim gönülden Abidin ü Bakır'ı

(Ben; Şah (İmam)Hasan'ın; Kerbela şehidi şahım Hüseyin'in korkmayan yandaşıyım. İmam Zeynelabidin ve İmam Bakır'ı gönülden severim.)

Uymazam hergiz Yezid'in kavline vü fiiline

Mezhebim haktır, hakikat Caferi'yim Caferi

(Ben; Yezit'in asla sözüne ve işlerine uymam. Benim yolum gerçek yoldur; çünkü ben Caferi'yim.)

Ben İmam-ı Kazım'ın rahında kurban olmuşam

Şah Ali Musa Rıza destinden içtim kevseri

(Ben İmam Kazım'ın yolunda kurban olurum. Kevser suyunu (gerçek bilgiyi) İmam Musa Rıza elinden içtim.)

Hem Muhammet'tir Taki tacım serimde aşkar

Gün gibi verdi ziya zahir oluptur envari

(İmam Taki, benim başımın gerçekten tacıdır. Onun aydınlığı ortaya çıktı ve gün gibi ışık saçtı.)

İlm-i vahdet cavidanı bil Naki'dir vaiza

Bir nazar kıl vechim üzere, hatt-ı Şah-ı Askeri

(Ey camide nutuk atan vaiz! Vahdet bilgisinin sonrasızlığının kanıtı İmam Naki'dir; bunu öğren. Bir kez yüzüme bakarsan göreceksin ki, orada İmam Askeri'nin yüzü çizilidir. -Benim yüzüm İmam Askeri'nin yüzüdür-)

Mehdi-i sahip-zamandır asl ü fer ü müminan

Huccetül kayyum odur, olduk biz anın çakeri

(Bütün müminlerin gücü, övüncü ve aslı; zamanın sahibi olan İmam Mehdi'dir. O Tanrı'nın kanıtıdır ve bizler ancak onun hizmetlileriyiz.)

Dünya vü ukbadan el çekmiş feragat kılmışız

Ne hesabı, ne azabı ola yevm-i mahşeri

(Biz bu dünyadan da öbür dünyadan da el çekmiş, vazgeçmiş insanlarız. Bizim için; Mahşer günü ne azap, ne de sevap günüdür.)

Hak-i pa-yi Haydar'ım, ismim Virani'dir benim

Olmuşam bin can ile uş Kanberi'nin Kanberi

(Ben; İmam Ali'nin ayağının toprağıyım, adımsa Virani'dir. Bir değil bin canım bile olsa; bin canımla, İmam Ali'ye hizmet eden Kanber'e hizmetli olurum.)

Virani (Viran Abdal)

İki turnam gelir başı çığalı

Eğlen turnam eğlen Ali misin sen

Birisi Muhammet birisi Ali

Eğlen turnam eğlen Ali misin sen

Yoksa Hacı Bektaş Veli misin sen

(...)

                                                                          İlhami Dede

4- Mersiyye (Ağıt)

Alevi yol büyüklerine ve özellikle İmam Hüseyin'e ağıt olan bir müzik ve şiir biçimidir. Bu müziğin şiiri; hece ölçüsüyle olduğu gibi aruz ölçüsüyle de yazılmıştır. Muharrem matemiyle ilgili olanlarına da Muharremiye adı verilir.

Kerbela'da uçan dertli turnalar

Bakın Hüseyin'e yarelendi mi

Zalim Yezitlerin kanlı eliyle

Mübarek bedeni parelendi mi

(Oy zalim dünya)

Hüseyin'e değdikçe hançerler oklar

Arşa direk oldu ahü firaklar

Perişan oldu mu Masum-ı Paklar

Evlad-ı Ali'ler zarelendi mi

Derviş Kemal der ki unutma dünü

Canlar Kerbela'ya çevirmiş yönü

Muharrem ayında aşura günü

Muhammet ümmeti karelendi mi

                                                       Derviş Kemal

Çıkıp dört köşeyi seyran eyleyen

Yaraların bende İmam Hüseyin

Hak için canını kurban eyleyen

Yaraların bende İmam Hüseyin

(...)

                                                                                          Burhan

Düştü Hüseyin atından sahra-yı Kerbela'ya

Cibril git haber ver, Sultan-ı Enbiya'ya

(...)

5- Naat (Övgü)

Özellikle Hz. Ali'yi ve peygamberi öven şiirlerdir. 12 İmam ve Hacı Bektaş Veli için de naat yazılmıştır. Bunların kendilerine göre besteleri vardır. Naatın zıttı olarak, Yezit ve soyuna, Mervan ve soyuna lanet içeren bir tür daha vardır. İmam Ali'nin doğum günü olan 21 Mart'taki Nevruz Bayramı, Alevilerin kutlu günlerindendir. Nevruziyye adı verilen şiir-müzik türü bu olguyla ilgilidir. Bu türü de naatın içine katabiliriz.

Yolcu oldum yola düştüm

Yollarım Ali çağırır!

Bülbül oldum güle düştüm

Güllerim Ali çağırır

(...)

                                               Pir Mehmet

Evvel, ahir dilimizde harf-i bismillah Ali

Zahir ü batında gördük küntü kenzullah Ali

(Hz. Ali; Kuran, besmeleden, besmele de “b” harfinden, “b” harfi ise altında bulunan noktadan ibarettir. Ben işte o noktayım demiştir. -Arap “b” harfinin altında nokta bulunur.- Ozan burada, buna işaret ediyor ve İmam Ali'nin, hem zahir anlamda, hem batın anlamda Tanrı'nın bilgi hazinesinin taşıyıcısı olduğunu vurguluyor.)

Önümüzde ardımızda, sağımızda solumuzda

Kanceru kim azm kılsak sümme vechullah Ali

(Sağa, sola, öne arkaya nereye bakarsak bakalım; gördüğümüz Tanrı'nın yüzü olan -onun görüntüsü olan -Ali'dir.)

Yatmada, oturmada ve durmada hem gitmede

Hem kadem, menzil be menzil fi sebilullah Ali

(Her yerde, her noktada duran ve giden Ali'dir. O Tanrı yolunda verilendir.)

Yerde gökte ayda günde cümleten eşyada ol

Berrü bahre şöyle dolmuş Hak veliyullah Ali

(Yerde, gökte, her varlıkta beliren Ali'dir. Kara ve denize dolan, onları oluşturan Tanrı'nın velisi olan Ali'dir.)

Ey Virani men ledün ilmine sen açtın gözün

Gördün anda harf be harf tevil-i ilmullah Ali

(Ey Virani, sen Tanrısal bilgiyi aralamaya başladın. Ve orada; harf harf, Tanrı'nın ilminin yorumlanmasının Ali olduğunu anladın.)

Virani

Zulmet deryasını nur edip gelen

Hızır İlyas, Şah-ı Merdan Ali'dir

Garibin, mazlumun halini bilen

Hızır İlyas, Şah-ı Merdan Ali'dir

(...)

                                                                          Şükrü Metin

6-   Zülfikarname

Bu şiir türü, Hz. Ali'nin yiğitliğini ve kılıcı Zülfikar'ın keskinliğini anlatır. Temeli, La feta illa Ali; la seyfe illa Zülfikar biçimindeki hadistir. Ali'den üstün yiğit, Zülfikar'dan keskin kılıç yoktur; anlamındadır.

Zülfikarnameler, özellikle bu sözün dörtlük sonlarında yinelenmesiyle oluşur.

7-   Miraçname (Miraciye)

Bu müzik; Miraç olayını anlatan şiirle iç içedir. Peygamber'in miraca gidişi, yolda önüne arslanın çıkması, yüzüğünü arslana vererek geçmesi, geri dönüp Kırklar Meclisi'ne varması söylencesi anlatılır.

Çok değişik bestelerle, bu olay renklendirilmiştir. Miraçnamenin en ünlüsü, “Ali bizim şahımız, Kâbe kıblegahımız/Mirac’daki Peygamber, o bizim padişahımız!” dörtlüğü ile başlayan Bektaş Çelebi’nin bestesidir ki her cemde mutlaka okunur.

8-  Devriye

İslam inancına, Çin-Hind dinlerinin bir katkısı olan tasavvufun temel ilkelerinden birisini “devir nazariyesi” oluşturur. Kuran’daki “Allah’tan geldik Allah’a döneriz.” işaretinde şekillenen bu teoride, ruh, madenler, bitkiler, hayvanlardan geçerek insanda bedenleşir. Sonra da Allah’a yönelir ve onda kaybolur ki buna fenafillah makamı denilir. Allahla birlikte olmak bekabillah amaçtır. Ruhun bu dolaşımını anlatan devriyeler, hulul-reenkarnasyon fikirlerini de içeren bir yapıda ortaya çıkabilir. Tasavvufun bu katkısı, Aleviliğin felsefi zenginliğini oluşturan direklerden birisidir.

Cihan var olmadan, ketm-i Adem'den

Hak ile birlikte yektaş idim ben

Yarattı bu mülkü çünkü o demeden

Yaptım tasvirini nakkaş idim ben

(...)

                                                          Şiri (Bektaş Çelebi)

9-  Samah Müzikleri ve Samah

     Anadolu'da cem törenlerinin parçası olarak yapılan semah, müzikle iç içedir. (Ayrıntılı bilgi için deyimler bölümüne bakınız.)

Şiir

Alevi şiirini; dinsel tören şiirleri ve sivil yaşam şiirleri diye ikiye ayırmak gerekiyor. Bu bölümlemeyi, gizli şiir ve sivil şiir diye de ayırabiliriz.

Tören şiirleri veya gizli şiir daha çok kırsal alanda ortaya çıkan ozanların (hak âşıklarının) ürünüdür. Bunlar Aleviliği öğretmek, savunmak, yaymak amaçlı eserlerdir. Şiir bu eserlerde bestelerin bir parçası olarak var oluyor. Fakat, kent Alevileri olan Bektaşilerde, okumuş kesimden çıkıp da Alevi düşüncesini yansıtmak üzere yalnız şiir yazan Aleviler de olmuştur. Bu biçimde divan oluşturan ozanlar vardır.

Alevi şiirlerinin en önemli yönü, konulu olmasıdır. Bu şiir; temelde, Türklerin şiir biçimi olarak Asya'ya değin uzanır. Dörtlüklerden oluşan Türk halk şiirinin biçimi ve hece ölçüsü kullanılmıştır.

Alevi şiirinin, Divan Şiiri biçimini kullandığı da bir gerçektir. Bu biçimle, genel olarak mersiyye, naat, miraçname, Zülfikarname türü şiirler yazılmıştır. Gazel tarzı (iki dizeden -beyit oluşup aa, bb, cc, dd... gibi kafiyelenen şiir türü) genellikle uzun mersiyelerde yeğlenmiştir.

Bunun dışında dört dizeden oluşan murabba biçimi de kullanılmıştır. Yine beş dizeden oluşan muhammes ve altı dizeden oluşan müseddes vardır. Bunlar genellikle, aruz ölçüsüyle yazılan şiirlerdir. Bazılarında ise hece ölçüsü kullanılmıştır. Biçim olarak divan biçimi yeğlenmiştir.

Dindışı Alevi Şiirleri:

Alevi Şiiri yalnız dinsel konularla sınırlı değildir. Dindışı konularda da büyük bir zenginlik taşır. Bu tür şiirlerde de konulu oluş başta gelir. Mani tarzı şiirlerde bile doldurma dizeler yoktur. Alevi şiirinde “Dama kurdum çatmayı” veya “Keçi vurdum bayıra/Kımıl kımıl yayıla” gibi renksiz girişler bulunmaz.

Dindışı Alevi şiirini şöyle bölümleyebiliriz:

1- Güzellemeler,

2- Koçaklamalar (yiğitlemeler-başkaldırı şiirleri-),

3- Hayvanlara yönelik taşlamalar,

4- İnsan ve toplum taşlamaları,

5- Kadere ve Tanrıya yönelik taşlamalar (şathiyyeler)

6- Doğa şiirleri,

7- Öğütler,

8- Konulu destanlar,

9- Gülünç destanlar.

Dindışı Alevi şiirinde genel olarak ulusal ölçü olan hece ölçüsü ve dörtlük düzeni kullanılmıştır.

Bugün Türk halk şiiri diye bilinen şiir türü Alevilerin eseridir. Yunus Emre, Sait Emre, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Katibi, Muhyi, Nizamoğlu, Kul Himmet, Azmi, Hasan Dede, Teslim Abdal, Şah Hatayi, Kul Nesimi, Gevheri, Feryadi, Kazak Abdal, Dertli, Erzurumlu Emrah, Seyrani, Serdari, Dadaloğlu, Hakkı Baba, Ağahi, Sümmani, Aşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Daimi, Davut Sulari, Nesimi Çimen, Mahzuni Şerif, Çırakman, Kul Garib (Neşet Ertaş), gibi pek çok ozan Alevidir.

Resim

Aleviler, resmin yasak olduğuna inanmazlar. Onlara göre resme getirilen yasak, Peygamber döneminde putlara karşı takınılan yasaklamadan kaynaklanmaktadır. Yasağı, geçmişte kalan bir süreç olarak görürler. Bu nedenle de evlerini Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli ve diğer yol büyüklerinin resimleriyle süslerlerdi. Bu resimlerin en büyük özelliği de harflerden biçime doğru bir gelişme göstermesinde yatar. Biçimi harflere (Arap alfabesindeki) göre deforme etmek de sayılabilen bu resimler ile, Sünnilikteki suret yapma yasağı delinmiştir.

Oyun (Dans)

Türk Aleviler, kadın erkek birlikteliğini temel alıp yolu bu birlikteliğin üzerine oturtmuşlardır. Bu nedenle, kadın erkek kaçgöçü olmamış, erkekle kadın dinsel nitelikli ve sivil oyunları birlikte yapmışlardır.

Cem

Anadolu Aleviliğinin en önemli kurumlarındandır. Sünni ibadet biçiminin dışlanması, cem sayesinde olmuştur. Gerçi, Asya'da Ahmet Yesevi döneminde bile kadınlı erkekli dinsel toplantılar yapılmaktaydı ama, bu toplantıların ilkeli bir biçimde uygulanması ve geliştirilmesi Anadolu'da mümkün olmuştur. Yine 12. Yüzyıl'da Seyyit Ebulvefa taraftarlarının Güneydoğu Anadolu dolaylarında kadınlı erkekli toplantılar yaptıkları anlaşılıyor ama bu toplantıların niteliği tam bilinmiyor.

(Cemin özellikleri ilgili bölümde anlatılmıştır.)

Kadın-Erkek Birlikteliği

Alevilikte, özellikle Anadolu Aleviliğinde kadın, erkeğe eştir. Bu da birlikteliği getirmiştir.

(Alevi Felsefesinde İnsan bölümüne bak.)