Sekizinci İmam - Ali Bin Musa'r Rıza
Sekizinci İmam:
ALİ BİN MUSA’R RIZA
(Seni nasıl hatırladığımı bilmek istersen, beni nasıl hatırladığına bak.)
İmam Rıza, 770 yılında Medine'de doğdu. Babası Musa'l Kazım'dır...
Ataları gibi, yoksullara gizlice yardım eder, insanları asla ayırmaz, büyüklenmez; herkese saygı gösterirdi. Son derece alçakgönüllü idi. Döneminin bütün bilgilerini öğrenmiş ve üstat olmuştu.
Harunürreşit ölünce, oğulları Emin ile Memun arasında, taht kavgası başladı. Memun, hilafeti ona bırakacağını söyleyerek İmam Rıza'nın yandaşlarını kendi yanına alarak savaşı kazandı ve İmam Rıza'yı Merv'e getirtti. İmam'ın böyle bir isteği yoktu. Alevilerden yararlanmış olan Memun, sözünü yerine getirir görünmek için, böyle davranıyordu. İmam Rıza hilafet önerisini geri çevirdi ama Memun'un baskısı karşısında veliaht olmayı kabul etti. Fakat, Abbasilerden karşı çıkanlar başkaldıranlar oldu. Sonunda 819 yılında onu da zehirleyip şehit ettiler.
İmam Rıza Horasan kentlerinden kendi sıfatıyla anılan Meşhed’de yatmaktadır. Burası günümüzdeki Alevi dünyasının en büyük merkezlerinden birisi haline gelmiştir.
Dokuzuncu İmam:
MUHAMMET’ÜL TAKİYYİL-CEVAT
İmam Taki diye bilinen dokuzuncu imam, babası İmam Rıza zehirlendiğinde sekiz yaşındaydı. Kuvvetli bir eğitim gören İmam Taki 15 yaşındayken, Samırra'daki Kadılar Kadısı Yahya, onun bilgisini sınamak ve küçük düşürmek için Halife Memun huzurunda bir yarışma açtırmıştı. Ama, Kadılar Kadısı bu yarışmada perişan oldu ve bilginin yaşla sınırlı olmadığını anladı.
İmamlığının Aleviler tarafından saltanattan daha ileri bulunması, elbette diğer imamlar gibi İmam Taki'yi de Abbasi halifelerinin hedefi haline getiriyordu. Bu yüzden halife Mutasım, İmam Taki'yi Bağdat'a getirtti ve orada zehirlettirerek şehit ettirdi (835).
Onuncu İmam:
ALİ BİN MUHAMMET’ÜN NAKIYY’İL-HADİ
İmam Naki adıyla bilinen onuncu İmam, 829 yılında doğdu. Medine'de oturduğu sıralarda Alevi kesimin büyük ilgisi ve saygısı yüzünden, halife Mütevekkil, İmam Naki'yi, Bağdat'a çağırttı. İmam, Bağdat Samırra bölgesine yerleşti. Şiddetli Alevi düşmanı kesilen Abbasi halifeleri, İmam'ı kötülemek, küçültmek için her çareye başvurdular ama başaramadılar. Sonunda da 868 tarihinde zehirletilerek şehit edildi.
On Birinci İmam:
İMAM HASAN’ÜL ASKERİ
İmam Hasan'ül Askeri, 846 yılında doğdu. Babası İmam Naki zehirletildiğinde 22 yaşındaydı. Samırra'da asker mahallesinde oturdukları için babasının ve kendisinin künyesi askeridir. Fakat, daha çok bu lakap 11. İmam için kullanılır. Kendisinin, 12. İmam Muhammet Mehdi dışında oğulları olmamıştır.
Döneminde son derece saygı gören ve üstün bir bilgiyle donanan İmam Hasan'ül Askeri, Arapça'nın dışında, Türkçe, Farsça ve Rumca biliyordu. Bu dilleri kullanan halkla rahatça konuşabiliyordu.
Kendi adındaki bir alimin, Kuran'da zıtlıklar bulunduğunu söyleyerek kitap yazdığını öğrenince, ona Kendi'nin bir öğrencisiyle şu haberi yollamıştı: “Kuran'ı söyleyen, acaba sizin anladığınız anlamlardan başka bir anlam kastetmiş olamaz mı? Böyle olursa, sizin Kuran'daki anlam zıtlıklarına ilişkin değerlendirmeniz yersiz olmaz mı?”
Burada, Kuran'ın bir iç anlamının bulunduğunu, herkesin anladığının dışında bir anlam da taşıdığını, İmam Hasan'ül Askeri'nin dolaylı olarak vurguladığını görüyoruz.
İmam kitleyi peşinden sürüklemesini bildi. Cömertliği ve bilgisiyle herkesin saygısını kazandı. Bilgiye son derece önem verirdi. Bu konuda şöyle demiştir:
“Bütün dünya ve dünyadaki her şey bir lokma olsa ben o lokmayı alsam da bilgi ve irfan sahibi birisine versem; gene de onun hakkını ödeyememekten korkarım.”
Abbasi halifeleri, Alevi kitlenin İmam saydığı Hasan'ül Askeri'yi sıkı bir takibe almıştı. 12. İmam'ın onun soyundan geleceği biliniyordu. Bu yüzden İmam Askeri'yi, Halife Muhtedi zindana attırdı. O öldürüldükten sonra, halife Mutemit de aynı tutumu sürdürdü ve İmam'ı zindanda tuttu. Hatta, arslanların bulunduğu bir bölmeye atıp öldürmek istedilerse de hayvanlar imama dokunmadılar. Sonunda Mutemit'in buyruğu üzerine 27 yaşındayken zehirletilerek şehit edildi.
Onun vefatından sonra, İmamet, son İmam olan Mehdi'ye geçmiştir.
On İkinci İmam:
MUHAMMET MEHDİ
Alevi düşüncesinin en önemli özelliklerinden birisi de velayetin sürekli olmasıdır. Yani, insanlık, her çağda kendi bağrında, insanlara yol gösterecek, bozuklukları düzeltecek, aydınlatıcılara sahip olur. İşte bu olgu, sürekli velayettir. Yani, nübüvvetin, batıni olarak devamıdır.
Muhammet Mehdi, 12. İmamdır ve 11. İmam Hasan'ül Askeri ile Bizans Prensesi Nergis'in oğlu idi. Babası zindanda Abbasi halifesi tarafından zehirletilince, beş yaşındaki Mehdi de kayboluyor.
Bu ilk kayboluş 70 yıl sürer. Buna Gaybet-i Sugra (küçük kayıplık) deniliyor.
Bundan sonra da Gaybet-i Kübra (büyük kayıplık) dönemi başlıyor. Alevi inancına göre bu dönem halen sürmektedir... Bu inanışa göre, zulümle bozulmuş dünyayı, Mehdi gelerek düzeltecektir...
Hemen belirtelim: Bu boşa bir bekleyiş değildir. Gözlerden gizli olan son İmam, yandaşının (şiasının) gönlünde hazırdır. O “zamanın sahibi”dir.
Peygamber bir hadisinde şöyle der:
“Kıyamete bir gün bile kalsa, Allah bu günü uzatır. Ta ki soyumdan, benim adımı ve benim künyemi taşıyan birisi çıksın; zulüm ve cevir ile dolmuş dünyayı adalet ve huzur ile doldursun.”
Mehdi'nin kendi şahsında belirdiğini ileri sürerek dünyaya nizam vermeye kalkışan birçok insan ortaya çıkmıştır. Aleviler, Osmanlılar zamanında “Zamanın sahibi biziz” demişler ve bozulan düzeni onarmak üzere başkaldırmışlardır. Alevi ayaklanmasının liderlerinde, gizli veya açık bir Mehdi kimliği görmek yanlış değildir. Mehdi, düzeni değiştirmeye yönelik bir kavramı simgelediği için yönetim kademelerinde asla kabul görmemiş bütün Mehdi'ler tepelenmiştir...