Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Alevilik Nedir ?

ALEVİLİK NEDİR?

Alevilik, İslam dünyasında Hazreti Ali’nin tarafını tutan insanların dünya görüşüdür. Alevi sözü, başlangıçta “Ali soyundan olanlar” anlamına gelirken, zamanla Ali yandaşı anlamını kazanmıştır. Ali yandaşı Arapça “Şiatu Ali” demektir. Bu terim Hazreti Ali ve İmam Hüseyin yandaşları için daha o dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla “Şia” terimi yerleşmiştir. Şia, Alevi demektir. Alevi ise, Hz. Ali’nin imametini nas ile (Kuran’sal zorunlulukla) ve tayinle (peygamberin işareti ile) kabul eden insan demektir. Türkiye’de Ali yandaşları kendilerini “Şii” olarak değil, “Alevi” olarak anlatırlar.

Bugünkü anlamıyla örgütlü Şia, silahlı bir güç olarak 683 yılında Tevvebin hareketi (Kerbela İntikamcıları) olarak ortaya çıkmıştır.

Aleviliğin tanımından da anlaşılacağı gibi, bu kavramın ortaya çıkması Hz. Ali dönemine değin uzanır. Alevilik, genel anlamda, İslamiyet içinde ortaya çıkan bir “yan tutma” olayıdır.

İslamiyet, Hazreti Muhammet’in Arabistan’a getirdiği bir din olarak görünse bile, bir sosyal ve siyasal harekettir. Bu toplumsal olgu, eski sistemin yenilenmesi ve güç odaklarının değiştirilmesini hedefliyordu. Bu yüzden de çıkış noktası olan Mekke’deki tüccarlar ve boy beyleri ile Muhammet yandaşları arasında sert mücadeleler ortaya çıktı. Bu mücadelelerde belirleyici güçlerden birisi de kabilecilik zihniyeti (asabiyet) idi. İslamiyet’in kuruluş mücadelesi bu yüzden Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasında bir egemenlik savaşı gibi yürütüldü. İslam tarihinin sonraki dönemlerinde de sürecek olan bu mücadele, iki akraba kabilenin kanlı savaşı haline geldi. Bu kavganın başlıca kişileri, aslında akrabadırlar. Haşimoğullarının (Haşimiler) advericisi Haşim ile Ümeyyeoğullarının (Emeviler) atası Abduşems kardeştirler. Bunların babası Abdümenaf, dedeleri ise Kâbe’yi yaptıran Kusay’dır. Peygamberin babası Abdullah, Abdülmuttalib’in oğludur, o ise Haşim’in oğludur. Aynı biçimde Hazreti Ali, Ebu Talib’in oğludur; Ebu Talib ise Abdülmuttalib’in oğludur.

Karşı kanadı oluşturan Ebu Süfyan, Muaviye’nin babasıdır. Ebu Süfyan, Harb’in oğludur; Harb ise kabileye ad veren Ümeyye’nin oğludur. Ümeyye’nin babası ise Abdüşems olup Haşim ile kardeştir.

Haşimilere karşı mücadele eden isimlerden Osman da Ümeyyeoğullarındandır ve soyu şöyledir: Osman, Affan, Ebül Asi, Ümeyye... Bir başka kol olan Mervan ailesinin soyu da Ümeyye’ye çıkar ve şöyledir: Mervan, Hakem, Ebül Asi, Ümeyye... Yani, Hazreti Ali karşısındaki temel gücü oluşturan Muaviye, Osman ve Mervan yakın akrabadırlar.

İslamiyet siyasal (yönetsel) ve ekonomik mücadelenin yeni bir biçimi olarak Mekke’ye ve Medine’ye damgasını vurmuştur. Bu mücadele peygamberin Hakkı yürümesinden sonra da sert biçimde sürdürülmüştür. İşte Alevilik, Arabistan’da önce Peygamber ailesinin başlattığı mücadeleyi sürdürmek biçiminde, İslam’ı savunma ilkesi altında başlatılmıştır.

Bu hareketin “siyasi bir tavır” olduğu tarihsel verilerle ortaya çıkmaktadır.

Bu anlamda, İslamiyet de siyasi bir hareket olarak doğmuştur. İslamiyet'in dine, inanca, Tanrı'ya ait görüşleri, topluma yeni bir biçim vermenin araçları olmuştur. Alevilik, bu biçimlenişteki tavırlardan birisidir.

a)   Alevilerin inançlarına göre,

b)   Yaşayan Alevilik geleneğine göre,

c)   Tarihi bilgilere göre

d)   Alevi felsefesine göre değerlendirirsek

1-   Alevilik İslamiyet'in içindedir.

2-   Hz. Muhammet, İslamiyet'in kurucusu olarak Alevilikte de temeldir.

3-   Bazılarının göstermek istediği gibi Alevilikten İslamiyet ve Hz. Muhammet dışlanamaz. Yalnız bu kavramların yorumu değişiktir.

İslamiyet'in Arabistan'a egemen olup kurumlarını oluşturmasıyla birlikte, bu kurumların yönetimini ele geçirebilmek için ekonomik kesimler arasında mücadele başladı. Bu mücadele, peygamber Muhammet hayattayken başlamıştı.

Arap egemen kesimi, Müslüman olduktan sonra, yeni devletin yönetimini ele geçirme savaşımına girişti. Müslümanların köle ve yoksul kesimi de bu eski sömürücü takımına karşı tavır aldı.

Hz. Ali, başlangıçtan beri Arap egemen kesimine karşı Muhammet'in militanlığını yapmış, İslamiyet uğruna canını pek çok kez tehlikeye atmıştı. İmam Ali, Hz. Muhammet ve yeni din için Arap ileri gelenlerinden birçoğunu da savaşlar sırasında öldürmüş, pek çok boy’un düşmanlığını kazanmıştı. Bu düşman boyların içinde en önemlisi de, Mekke ticaretinin önemli bir bölümünü denetleyen Emevi ailesiydi. Ali'nin düşünce yapısı, kişisel tavırları, aile yaşantısı yoksul kesimden yanaydı. Eşitliğe son derece önem veriyordu.

Egemen kesime karşı tavır alan halk kesimi, kendilerine lider olarak Hz. Ali'yi görüyorlardı. Hz. Ali'nin peygamberin en yakını olması, aralarında maddi olduğu kadar manevi yakınlık da bulunması, Hz. Ali'nin yoksul kesimin lideri olarak seçilmesinde bir başka etken oluyordu.

Hz. Ali'nin İslamiyet'in yayılması, yerleştirilmesi için başlangıçtan beri savaşım veren kesimler tarafından manevi ve dünyevi lider olarak tercih edilmesi, bilinçli olarak yapılan bir seçimin sonucudur.

Açık biçimde vurgulamak gerekiyor ki, Alevilik (Ali yandaşlığı) başlangıçta şu veya bu biçimde ibadet etmek; şu veya bu biçimde inanmak olarak değil, sosyal ve siyasi tavır olarak ortaya çıktı. Bu siyasi tavrın altında eşitçe “yaşama isteği” yatıyordu.

1350 yıl öncesinin koşullarında, bugünkü anlamıyla salt siyasi tavrın ortaya konulma olanağı yoktu. O dönemde, insanlar, siyasal tavırlarını bazı dinsel kalıpların içine sokarak ortaya vuruyorlardı. Bu nedenle, Alevilik, siyasal bir tavır alış olmasına karşılık, bu tutumunu, dinsel ideolojiyle örerek dışa vurdu. Bugünkü açık siyasal anlayışın yerine, dinsel giysili ideoloji ile tavır takınan Aleviler, yüzyıllar boyunca bu ideolojilerini geliştirdiler. Alevilik ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, dönemden döneme gelişerek, değişerek, yeni biçimler alarak İslamiyet'in gittiği bütün ülkelere yayıldı.

Alevilik, siyasal bir tavır olarak ortaya çıkarken, bu tavrın karşısında oluşan şeriatçı ideoloji de siyasal bir içerik kazandı. Onun görüntüsü de dinseldi. Dinsel giysiler içinde tam bir siyasi tavır alış olan Sünnilik ise yönetim kesiminin ideolojisi olarak değiştirildi, geliştirildi, bütün İslam ülkelerinde yönetim kesimlerinin sarıldığı bir siyasal içerik oldu.

Aslında, başlangıçta Alevilik ile Sünnilik arasında inanç ayrılığından daha fazla siyasal tavır ayrılığı vardır. Siyasal mücadele kızıştıkça, inanca ilişkin ayrılıklar da derinleşmiştir.

İslam topluluklarının yaşadığı sınıf kavgalarında; alt katmanlar Aleviliği, üst katmanlar ise Sünniliği ideoloji olarak benimsediler. Elbette, üst katmanlar içinden Alevi çıktığı gibi, alt katmanlardan da Sünni çıktı. Fakat, bunlar, Alevilik ve Sünniliğin, birbiriyle ekonomik çıkar çatışmasında olan iki genel katmanın ideolojisi olduğu gerçeğini değiştirmedi...

Siyasal bir tavır alış olan Alevilik; Arap egemen kesiminin kendi ideolojisini dinsel öğelerle dokuması karşısında doğal olarak dinsel öğeleri öne çıkardı. Fakat, bu dinsellik, egemen kesimin din anlayışı ile aynı olamazdı. Bu nedenle, dini, “buyruklar, yasaklar, cezalar, ödüller” biçiminde sunan egemen kesim anlayışına karşı, karşıt bir dinsel yol (akım-ideoloji) yarattılar. Siyasal tavır, böylece, dinsel görüntü ile birleştirilerek kitlelere ulaşmanın yolları arandı.

Bir karşıkoyuş ideolojisi olarak Alevilik, ulaştığı kitlelere yeni bir biçim vermek zorundaydı. Bu biçim, onları egemen kesimin ideolojik saldırısına karşı korumaya, geliştirmeye ve donatmaya yönelikti. Bu nedenle de siyasal tavırdan kaynaklanan, giderek ideolojik bir kutuplaşma haline gelen Alevilik, ayrı bir kültür, ayrı bir sosyal yapılanma ve yaşama biçimine dönüştü.

Alevilik, alt katmanların yaşam anlayışı olarak, biçimlendiği için, yüzyıllar boyunca değişe gelişe, bugünlere değin ulaştı. Eğer o, salt bir dinsel tavır, bir ibadet biçimi olsaydı, diğer tarikatlar (yollar) gibi belli bir süre sonra tarihin derinliklerine gömülür giderdi.

Burada şu da vurgulanmalıdır: Alevilik, Kuzey Afrika'dan Hindistan'a değin İslamiyet'in gittiği bütün alanlara girmiştir. Bir dinsel giysi altında en uzak noktalara bile ulaşan Alevilik, bu yayılmasını, her şeyden önce alt katmanların, emekçi kitlelerin ideolojisi olmasına borçludur. Feodal dönemdeki ekonomik, siyasal, sosyal çatışmaların dinsel biçimler içinde ortaya çıktığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, Aleviliğin dinsel yönünün araştırılması, aynı zamanda Müslüman toplulukların sınıfsal-ideolojik yapılarının araştırılması olacaktır.

Alevilik, gerek Arap toplumlarında, gerek İran'da, gerekse Asya'da değişik biçimler almıştır. Kimi yerlerde, açıkça bir başkaldırı ideolojisi olmuş ve sert savaşımlara girmiştir. Kimi bölgelerde, düzenle uyuşur hale gelmiş, temel ilkelerini değiştirmeye tabi tutmuştur. Bu düzeltmeler giderek o bölgedeki Aleviliğin yok olmasını getirmiştir. Siyasal bir tavır olan Alevilik, tarihi boyunca yönetim kademeleri ve egemen güçler tarafından sürekli izlenmiş, Aleviler katliama uğratılmışlardır.

Halk Mezhebi

Egemen kesimler arasındaki iktidar mücadelesinde, zaman zaman güçsüz kesimlerin Alevilik ideolojisinden yararlanarak üst oldukları da görülmüştür. Bu kesimlerin temsil ettiği Alevilik bir süre sonra Sünniliğe dönüşmüştür. Bu nedenle, Aleviliğin özü, halka dayanmaktır. Gerçek Alevilik de halk Aleviliğidir.

Bu olguyu Türkiye açısından adlandırırsak, Türkiye'de yaygınlaşan halk Aleviliği olmuştur. Genel Alevilik çizgisi içinde, Türkiye Aleviliğinin yeri halk Aleviliği bölümündendir. Bu Aleviliğin özellikleri ile yönetim gruplarının Aleviliği arasında oldukça farklar vardır.

Ortaçağ boyunca İslam ülkelerinde, alternatif düşünce üreten ve Batıni adı verilen kitleler, Alevilerdir. İslam toplumlarında, en başından beri, Alevi topluluklarından başka Batıniler de olmamıştır. Bu kavram artık yerli yerine oturtulmalıdır. Daha sonra görüleceği gibi, Batınilik, Alevilerin felsefesidir. Batınilik, Alevilerin kendi ideolojilerini açıklama, olayları çözme yöntemidir. Buna “Batın ilmi” denilir.

Feodal dönemde, alt ve üst katmanların ideolojisi durumunda olan Alevilik ve Sünnilik, burjuva toplumların oluşmasıyla birlikte, yerini açık siyasal düşüncelere bırakmıştır. Günümüzde, Aleviliğin geçmişte üstlendiği işlevi, emekçi kesimlerin ve diğer halk katmanlarının siyasal partileri üstlenmektedir. Fakat, bu partilerle Aleviliği birbirinden ayıran en önemli yön, Aleviliğin zaman içerisinde, hayatın bir biçimi haline gelmesidir. Bugün saf siyasal görüşlere dayanan partiler, hayatı bu biçimde yoğuracak güce ve etkiye ulaşamamışlardır.

Alevilik, bir hayat anlayışı olması nedeniyle, ideolojik olarak önderliğini siyasal görüşlere bıraksa bile, bir yaşama biçimi olarak varlığını sürdürmektedir. Siyasal düşünceleri etkileyen ve yönlendiren bir güç olarak da varlığını sürdürecektir. Çünkü, karşıtı olan Sünnilik aynı etkiyi yaparak varlığını sürdürmektedir. Sünnilik var oldukça, Aleviliğin yok olacağını söylemek maddenin boyutlarından birisini yok saymak gibi mantıksız olur.

Alevilik bir yaşama biçimi olduğundan, kendisine özgü kültürü, sanatı, sosyal düzeni oluşmuş bulunuyor. Halk kitleleri açısından bu sanatı ve kültürü aşacak bir gelişim henüz ortada yok. Modern sanat ve kültür, Alevi nitelikle sanatı, kültürü eritecek kadar etkili ve yaygın değil. Çağımızın insan ilişkileri de Aleviliğin Anadolu'da yarattığı ilişkiyi geride bırakacak bir olgunluğa ulaşmış görünmüyor. İnsanlarımızın manevi gereksinimlerinin giderilmesinde, Alevilik olgusunun sunduğu önerilerden daha olgununu bulmak olanağı da ufukta gözükmüyor.

Emekçi kesimlerin, çalışan halkın dünya görüşü olarak, bağrında taşıdığı gerçekçi olma zorunluğu, Aleviliğin temel ilkelerinin günümüzde de geçerli olmasını gündeme getiriyor. Özellikle, Anadolu'da ortaya çıkan halk Aleviliğinin küresel değerleri, bugün de tüm insanlara canlı, sıcak öğeler olarak sunulabilecek nitelikler taşıyor.

Alevi düşüncesinin yok edildiği veya etkisizleştirildiği İslam topluluklarının ne denli bağnazlaştıkları bir bakışta anlaşılacaktır. Türkiye'de şeriatçı anlaşıyın yıkılmasında, Türk toplumu içinde önemli sayıda Alevi'nin bulunmasının önemli etkisi olmuştur. Müslüman ülkeler içinde Türkiye en laik ülke ise, bunun nedeni de Türkiye'deki halk Aleviliğinin katkısıdır.

İspanya'dan Hindistan'a değin, İslamiyet'in yayıldığı bütün bölgelerde görülen Alevilik, İslami bir olgu olmakla birlikte, kendisini oluşturan ideolojiye bile daha sonraları biçim verecek bir gelişmeyi başarmıştır. Her gittiği bölgede özü pek değişmeden, değişik görüntüler almıştır.

Fakat, kesinlikle şunu söyleyebiliriz ki, Alevilik özüne uygun biçimde Anadolu'da, bu bölgede gelişen halk Aleviliği ile temsil edilmiştir. Türk halk katmanlarının benimsediği Alevilik, Türk kültürünün değişik öğeleri ile yoğrularak işlenmiş geliştirilmiş, güzelleştirilmiştir. Özü, aynı kalmakla birlikte Türkler, Safeviler döneminde İran'da ve başlangıçtan beri Anadolu'da; Alevliğe, neredeyse ulusal bir kimlik diyebileceğimiz içerik ve biçim vermişlerdir. Fakat, bu Alevilik de, siyasal (ideolojik) bir tavrın; dinsel, sanatsal motiflerle ulusal düzlemde örülmesinden doğmuştur. Anadolu halk Aleviliği, halkın alt katmanlarının, yönetici kesime karşı tepkesinden, tavır almasından başka bir şey olmamıştır.

Türk tarihini kabaca bir irdelersek, 18. Yüzyıl'a değin, Türk toplumunun muhalefet hareketi, genellikle Alevilik içinde ortaya çıkmıştır. Bu muhalefet hareketinin dünya görüşünün, kültürünün, sanatının elbette ki, mücadele ettiği egemen kesimin kültür, sanat, felsefesinden ayrı olması gerekiyordu. İslamiyet içinde ortaya çıkmasına karşın, bir muhalefet hareketi olduğu için, Alevilik, statükonun karşısında olduğundan hep horlanmış, çirkin, yanlış, kötü gösterilmiştir. Beyinlere gerçek, doğru, güzel, haklı olarak, egemen kesimin idelojisi yerleştirilmeye çalışılmış; Sünniliğin işlevi, egemen kesimin çıkarlarını, halkın çıkarları gibi göstermeye yönelik olmuştur. Buna Tanrısal kılıklar bulunmak istenmiştir. Alevilik de, bu Tanrısal giysilere karşı aynı düzlemde yanıt vererek göksel silahlarla savaşmak durumunda kalmıştır. Fakat, bu karşı tavrın ayakları yerdedir. Merkezinde insan vardır. İnsan en birinci öğe olduğu için de Aleviliğin insan kaynağı bütün kırımlara, bütün zulümlere karşın tükenmemiştir.

Alevilik, bir karşıkoyuş tavrı olduğundan, toplumdan topluma biçimini değiştirebilecek esnekliği geliştirmiştir. Türkiye'de görülen biçimi de, bu esnekliğin bir uzantısıdır. Alevilik, neredeyse Türkleştirilerek hayata uydurulmuş, halk katmanlarının geleneksel alışkanlıkları yok edilmeden, o alışkanlıkların güzel yönleri de alınarak Aleviliğe uydurulmuştur. Bu uyma işi, geleneksel Alevi çizgisinin Türk toplum yaşamına göre biçimlenmesi olarak da ortaya çıkmıştır. Yani, Alevi düşüncesi, girdiği toplumların yaşamına uyacak esnekliği başından beri taşıyordu. Bu nedenle, Alevilik, kimi zaman yerli öğeler kimi zaman ulusal öğeler ile birleşmiş, böylece her bölgede değişik bir görüntü ile ortaya çıkmıştır.

Bizim üzerinde durduğumuz ve ayrıntısını vereceğimiz Alevilik, 16. Yüzyıl'da artık bütün kurumlarıyla oluşmuş olan Aleviliktir. Bu konuda elde yeterli yazılı kaynak yoksa da, hemen hemen 16. Yüzyıl'daki Alevi geleneği, bazı bölgelerde bugün bile olduğu gibi yaşatılmaktadır. Alevilik olgusunun temel kurumu olan cem, Türkiye'nin birçok bölgesinde, 16. Yüzyıl'daki hali ile yürütülmektedir. Yazılı kaynaklardan çok Alevi geleneği ve yaşama biçimi üzerinde yoğunlaştırılan bir gözlemle sözlü anlatımdan süzülüp hayata giren düşünsel öğeler, Alevi dünya görüşlerinin en önemli ipuçları olarak görünmektedir. Aleviliğin, “takiyye” adı olan Bektaşilik ve bunların adına yaratılan fıkralar (Bektaşi fıkraları), açık şiir ve açık müzikle, törenlere ilişkin gizli şiir ve müzik, resimler, samah (sema) ve cem töreni çok önemli ipuçları olarak bugün bile rahatlıkla izlenip incelenebilecek Alevilik öğeleridir.

Bütün muhalefet hareketleri gibi, Ortaçağ boyunca Alevilik de kendini, becerebildiği ölçüde gizlemiştir. İlgili bölümde, Aleviler’in nasıl korkunç katliamlara uğratıldıklarını görünce, bu gizlenmenin zorunlu olduğu anlaşılacaktır. Aleviler gizlenmeyi zaman içinde yol kuralı haline getirip “takiyye” demişlerdir. İşte, “Bektaşi sırrı” denilen ve kent aydınlarının merak ettiği olay da Alevilik olgusundan başka bir şey değildir. Söz konusu sır, Aleviliğin kentlere yansıyan yönünün sırrıdır. Bugün, artık, sır olarak kalması gereken bir konu olmaktan çıkmıştır.

(EK: 2002)


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git