Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

Hz. Peygamber’e Küfür Ettiği İddia Edilen Haydar’ın Cezalandırılması



Hz. PEYGAMBER’E KÜFÜR ETTİĞİ İDDİA EDİLEN

HAYDAR’IN CEZALANDIRILMASI

Hz. Peygamber’e küfrettiği için Çorum Kalesi’ne hapsedilen Haydar adlı sipahinin siyaset olunması.

Yazıldı.

     Kethudâsı Hasan’a virildi. Fî 25 Rebî‘u’l-âhır, sene: 976 Belge No: 2263.

     Çorum Beği Gülâbî Beğ’e ve Osmâncık kâdîsına hüküm ki:

Hâliyâ Südde-i Sa‘âdetüm’e mektûb ü sûret-i sicil gönderüp; “Haydar nâm sipâhî içün sebb-i Nebî itdüği husûs içün emr-i şerîf vârid olup teftîş olundukda mezbûr Haydar’dan elfâz-ı küfr sâdır olup sebb-i Nebî itdüği mukarrer ü muhakkak olup meclis-i şer‘-ı şerîfde sicill olunpu ve kendüsi Çorum Kal‘ası’nda habsolunduğın” bildürdüğünüz ecilden kâdî-askerlerüm Pâye-i Serîrüm’e arzitmeğin mezbûr Haydar’a siyâset emridüp buyurdum ki:

Göresiz; kazıyye arzolunduğı gibi ise mezbûra siyâset idüp emrüm yirine varduğın yazup arzeyleyesiz.



DİMETOKA’DA SEYYİTLER CEMAATİ’NİN

CEZALANDIRILMASI

Dimetoka kazasında Seyyidler  Cemâatinden hırsızlık yapıp gayrimeşru işlerle uğraştıkları ve daha önce yapılan teftişte firar ettikleri bildirilen şahısların yakalanarak kendilerinden hak dava edenlerle davalarının görülmesi ve suçu sabit olanların hapsedilmeleri.

mü’l-Ahad, fî 8 Ca., sene: minh.

Yazıldı.

     Mezbûr çavuşa virildi. Fi’t-târîbı’l-mezbûr. Belge No: 419 (M.D.)

     Dimetoka kâdîsına hüküm ki:

Südde-i Sa‘âdetüm’e arz-ı hâl sunılup; “kazâ-i mezbûrda Seyyidler Cemâ‘ati’nden Tenritağı içinde Bergoz deresinde sâkin Göçeri ve İslimli ve Hızır oğlı Mûsâ ve Surnacı Hüseyin oğlı Mustafâ nâm kimesneler içün; hırsuzlar olup mukaddemâ teftîş olunduğı zamâda kaçup aranduklarında bulunmayup haliyâ gelüp zikrolunan yirlerde girü hırsuzlukda ve nâ-meşrû‘ işde oldukları” arzolunmağın buyurdum ki:

Hasan Çavuş vardukda, göresin; arzolunduğı gibi ise mezbûrları getürdüp mukaddemâ teftîşlerine bâ‘ıs ne olmışdur ve teftîşden kaçup gaybet itdükleri vâkı‘ mıdur ve bi’l-fi‘l mezbûrlardan hak da‘vâ ider kimesne var mıdur ve müslimânlar eyülüklerine şehâdet iderler mi, ne makûle kimesnelerdür; fesâd ü şenâ‘atleri zâhir olup hak da‘vâ ider kimesne var ise ashâb-ı hukûka şer‘le sâbit olan hakların alıvirdükden sonra fesâdları sâbit olanları habsidüp tafsîl-i ahvâllerin yazup bildüresin.



KARAHİSAR SANCAĞINDAKİ SEYYİTLER

Karahisar sancağında ellerindeki sahte temessük ve hüccetler ile seyyidlik davası güden şahısların ellerinden temessüklerinin alınıp mühürlenerek Südde-i Saâdet’e gönderilmesi.

Yazıldı.

     Belge No: 2590 (M.D.)

Karahısâr Beği Hamza Beğ’e hüküm ki:

Taht-ı hükûmetünde ba‘zı kimesneler da‘vâ-yı siyâdet idüp ve telbîs huccetler ve temessükler ibrâz eyleyüp şirret ü şekâvet ile re‘âyâyı rencîde itdükleri ecilden seyyidü’s-sâdat ve menba‘u’l-ızz ve’s-sa‘âdât Nakîbü’l-eşrâf Mehmed dâme siyâdetübû mezbûrlarun temessükât-ı siyâdetlerin ve mûmâ-ileyhden ibrâz itdükleri ba‘zı mühürlü temessükleri ellerinden alup mühürleyüp Südde-i Sa‘âdetüm’e göndermek içün kâdîya mektûb virüp ol mektûb mûcebince mezkûrlarun siyâdet temessüklerin ve mûmâ-ileyhden ibrâz itdükleri huccetleri alup mühürleyüp Südde-i Sa‘âdetüm’e gönderilmesin emridüp buyurdum ki:

Vusûl buldukda, bu husûsa mukayyed olup kadîmden siyâdet ile müte‘âref olmayup sahîh temessükleri olmayanlarun müşârun-ileyhün mektûbı mûcebince ellerinden temessüklerin alup i‘timâd olan kimesne ile Südde-i Sa‘âdetüm’e gönderesin.



KEFE SANCAĞINDA Kİ SEYYİTLER

Çeşitli nâib ve kadılardan aldıkları temessüklerle Kefe sancağında seyyidlik davası güdüp fesad çıkaranların ellerinden temessüklerinin, başlarından alâmetlerinin alınıp isimlerinin kaydolunacağı defterle mühürlü bir keseye konulup nakîbü’l-eşrâftan tashîh-i neseb olunmak üzere Südde-i Saâdet’e gönderilmesi.

Yazıldı.

     Nakîb âdemisine virildi. Fî 17 zi’l-hıcce, sene: 975, Belge No: 1567 (M.D.)

     Kefe sancağı beğine ve livâ-i mezbûre kâdîlarına hüküm ki:

Hâliyâ sen ki sancakbeğisin ve siz ki kâdîlarsız, taht-ı hükûmetinüzde ba‘zı müteseyyidler olup da‘va-yı siyâdet kılup nüvvâb u kuzâtdan temessükler ibrâz itmekle; “Biz seyyidüz.” diyü şirret ü şekâ üzre olup müslimânları rencîde iderlerimiş. Buyurdum ki:

Vusûl buldukda, bu bâbda bi’z-zât mukayyed olup anun gibi müteseyyid olup da‘vâ-yı siyâdet eyleyüp nüvvhab u kuzâtdan temessük ibrâz idüp şirret ü şekâ üzre olanları getürdüp ahvâllerin teftîş ü tefahhus idüp nakîbu’l-eşrâf virdüği sahîh temessüklerinden mâ‘adâ nüvvâb u kuzât virdüği temessüklerin ve başlarından alâmetlerin alup ve mezkûrları isimleriyle yazup defter idüp defteri temessükleriyle bir kîseye koyup mühürleyüp yarar âdeminüze koşup Südde-i Sa‘âdetüm’e gönderesiz ki, gelüp bunda tashîh-ı neseb idenlere nakîbu’l-eşrâf cânibinden sahîh temessük virilüp seyyid ü mütesyyid ma‘lûm oldukdan sonra eşkıyânun haklarından gelinüp re‘âyâ dahı şirret ü şekâlarından emîn ü sâlim olalar. Husûs-ı mezbûr ehemdür; ihmâl ü müsâheleden ve hılâf-ı vâkı‘ kazâyâ arzolunmaktan hazer idesiz.



HACI MANSUR VE BAYRAM’IN SEYYİTLİĞİ

Seyyid oldukları halde raiyyet yazıldıklarını arzeden Hacı Mansur ve Bayram adlı kişilerin durumlarının nakîbü’l-eşraftan soruşturulup seyyid oldukları anlaşılırsa defter-i cedîde seyyid olarak kaydedilmeleri.

Yazıldı.

     Nişânlu. Mezbûr Hâcî Mansûr’a virildi. Fî 7 Receb, sene: 976, Belge No: 2713 (M.D.)

Defterdâr Ahmed Çelebî’ye hüküm ki:

Hâcî Mansûr ve Bayram nâm kimesneler Südde-i Sa‘âdetüm’e gelüp; “yazılu ra‘ıyyet ve ra‘ıyyet-oğulları olmayup seyyidler olup ve siyâdetlerin nakîbü’l-eşrâf mahzarında isbât idüp ellerinde müşârun-ileyhden temessükleri varıken defter-i cedîde ra‘ıyyet kaydolundukların” bildürmeğin buyurdum ki:

Varduklarında, mezkûrlarun ahvâlin nakîbü’l-eşrâfdan tefahhus eyleyüp göresin; fi’l-vâkı‘ sahîhu’n-neseb seyyidler oldukları müşârun-ileyh nakîbü’l-eşrâf mahzarında sâbit olup ellerine temessük virilmiş ise defter-i cedîde dahı ana göre kaydeyleyesin.



EDİRNE’DEKİ SEYYİTLER

Edirne’de Seyyid olduklarını iddia edenler bulunduğu bildirildiğinden, gerçekten peygamber soyundan olup olmadıklarının araştırılması ve temessüğü olmayan müteseyyidlerin alâmetlerinin alınması.

Yazıldı.

     Mezbûr Seyyid Alî’ye virildi. Fî 20 Receb, sene: 975, Belge No: 723 (M.D.)

Edirne kâdîsına hüküm ki:

Hâliyâ Seyyid Alî nâm kimesne Südde-i Sa‘âdetüm’e gelüp; “mahrûse-i Edirne’de ba‘zı müteseyyid kimesneler olpu anun gibileri görüp sahîhu’n-neseb olmayup müteseyyid olanlarun alâmetlerin almak içün hâliyâ nakîb olan mefharu’s-sâdât, menba‘u’l-ızz ve’s-sa‘âdât Emîr Muhterem dâmet siyâdetübû ta‘yîn idüp ol bâbda müşârun-ileyhden temessük olduğın” bildürmeğin buyurdum ki:

Göresin; arzolunduğı gibi olup anun gibi mahrûse-i mezbûrede seyyid nâmına olan kimesnelerden ki, sahîh Âl-i Resûl olmayup temessük-i kavîleri olmayup müteseyyid olanları müşârun-ileyh gördükde ahvâllerin tertîş itdüresin. Temessüği olmayan müteseyyidlerün alâmelerin aldurup şer‘-ı şerîf mûcebince lâzim geleni te’dîb ü tenbîh eyleyesin; ınâd ü muhâlefet idenleri yazup bildüresin ki, hakkından geline.



YOROS KAZASINDAKİ SEYYİTLER

Yoros ve Tavas’dan mâzul Mevlânâ Muhyiddin’e: Yoros kazasında seyyidlik iddiasında bulunan bir köy imamını getirmek için Mustafa Çavuş’un memur edildiğine dair.

mü‘s-sülâsâ fî 10 zi‘l-hicce sene 966 (13.09.1559)

Yazıldı.

     Belge No: 318 (M.D.)

     Yoros ve Tavas’dan ma‘zûl Mevlânâ Muhyiddîn’e hüküm ki:

Bundan akdem Gülâbî nâm kimesne gelüp Yoros kazâsında bir karyede imâm olup ba‘dehû siyâdet da‘vasın idüp sonra sipâhîyüm diyü yüriyüp fitne vü fesâd üzre olduğı sâbıka Yoros kadîsı arz itmeğin, kayd ü bend ile ahvâli görilmek içün Dergâh-ı mu‘allâ’m çavuşlarından kıdvetü’l-emâsil ve’l-akrân Mustafa zîde kadruhû ile irsâl olınup buyurdum ki:

Mezkûr, mukaddemâ gelüp sâkin olduğı karye halkından ahvâlin ve sâ’ir etrâfda onlanlardan tefahhus eyleyüp göresin; fi’l-vâkı‘ arz olınduğı gibi ol karyede gelüp imâm olmış mudur, ne zamânda gelmişdür, imâmlık idüp ve sonra siyâdet da‘vâsın idüp alâmet getürdüği dahı vâkı‘ midür ve ne makûle kimesnedür, ne yirden gelüp, ol cânibde ne mikdâr zamân mütemekkin olmışdur ve ol yirün halkı mezbûr hakkında ne vechile şehâdet iderler, eyülük üzre mi, yohsa yaramazlığı var mıydı? Ve bi’l-cümle her vechile ahvâlin görüp mufassal yazup bildüresin.



KERİM HALİFENİN SORUŞTURULMASI

Tosya’da nâib iken Kastamonu sancağından Eyüb’ün evini basıp eşyalarını çaldığı, meclis-i şer‘a çağırıldığında kaçtığı için davalarının görülemediği ve hâlen Osmancık kadısının nâibi olduğu bildirilen Kerîm Halife’nin kendisinden davacı olanlarla birlikte bütün davalarının teftiş edilip fesad ve şenâatine dair üzerine sâbit olan hususların bildirilmesi.

Yazıldı.

     Hı. Belge No: 2455 (M.D.)

Kangırı beğine ve kâdîsına hüküm ki:

Dergâh-ı Mu‘allâm’a mektûb gönderüp; “Tosya’da Nâyib olan Kerîm Halîfe nâm kimesne Kastamonı sancağında Eyyûb nâm kimesnenün evin basup esbâbın gâret idüp görilmesiyçün hükm-i şerîfüm virilüp meclis- şer‘-ı şerîfe da‘vet olundukda gaybet idüp ve sâbıkâ dahı mezbûr nâyibün hakkında hükm-i şerîf varup dâyimâ gaybet itmekle da‘vâları görilmeyüp el-ân Osmâncık kadîsınun nâyibidür. Tosya halkı cem‘ olup mezbûrun yaramazlığına şehâdet eyledüklerin” arzeylemişsin. İmdi; mezbûr meclis-i şer‘a getürilüp teftîş olunmasın emridüp buyurdum ki:

Varıcak, mezbûrdan ızhâr-ı tezallüm idüp da‘vha-yı hakk idenlerile berâber idüp dahı bir def‘a şer‘le sorılup faslolmış olmayup on beş yıl mürûr itmeyen da‘vâların onat vechile hakk üzre teftîş idüp göresiz; arzolunduğı gibi ise mezbûrun üzerine fesâd ü şenâ‘ate müte‘allik şer‘le ne makûle mevâd sâbit ü zâhir olursa sicill ü defter idüp mühürleyüp Südde-i Sa‘âdetüm’e arzeyleyesiz. Ammâ; tamâm hakk-ı sarîha tâbi‘ olup nisbet ü ta‘assub olup ehl-i garaz söziyle hılâf-ı vâkı‘ nesne arzolunup kimesneye zulm ü hayf olmakdan muhkem hazer idesiz.



SÜLEYMAN FAKİH’İN KIZILIRMAK’TA

BOĞDURULMASI

İran’ın Osmanlı Devleti içindeki halifelerinden olduğu ve kendisi gibi halife olan diğer bazı müfsidlerle işbirliği yaparak halkı ifsad ettikleri bildirilen Budaközü kazasında sakin Süleyman Fakih ile kendisine tâbi olanların, haklarındaki iddialar doğru ise toprak kadısı marifetiyle yakalanıp ya gizlice Kızılırmak’ta boğulmaları veya hırsızlık ve harâmilikle suçlanarak haklarından gelinmesi.

mü’l-Ahad, fî 21 Rebî‘u’l-evvel, sene: 976

Yazıldı.

     Mehmed Çavuş’a virildi. Fî 22 Rebî‘u’l-evvel, sene: 976, Belge No: 2067 (M.D.)

Amâsiyye beğine hüküm ki:

Hâliyâ Budaközı kazâsında Süleymân Fakîh dimekle ma‘rûf kimesne Yukaru Cânib’ün hulefâsından olup halîfe nâmına olan ba‘zı melâhıde vü müfsidîn ile ittifâk u cem‘ıyyet üzre olup halkı ıdlâl eylemekden hâlî olmaduğı i‘lâm olunmağın buyurdum ki:

Vusûl buldukda, mezkûr Süleymân’ı sâyir tevâbi‘ı olan melâhıde vü müfsidîn ile hufyeten tetebbu‘ idüp dahı mezkûr sahîh Yukaru Cânib’ün hulefâsından olup küfr ü ilhâd üzre olup nâ-meşrû‘ evzâ‘ u harekât itdükleri vâkı‘ ise toprak kâdîsı ma‘rifeti ile mezkûrları hüsn-i tedârük ile elegetürüp dahı kimesneye ifşâ eylemedin elaltında Kızılırmağ’a iletüp iğrâk eyleyesin veyâhûd âhar vech ü münâsib görildüği üzre; “Hırsuzluk harâmîlık eylediler.” diyü ad eyleyüp haklarından gelesin.



İRANDAN GELEN ELÇİYE YAKINLIK GÖSTERENLERİN

HIRSIZ ve HARAMİ OLDUKLARI GEREKÇESİ İLE

HAKLARINDAN GELİNMESİ

İran’dan gelen elçi Amasya ve Çerkeş’ten geçtiği sırada kendisine yakınlık göstererek nüzur ve sadakât toplayıp verdikleri duyulan şahısların isimlerinin yazılı olduğu defterin gönderildiği; bu şahısların gizlice takip edilip yakalanarak hırsız ve harâmi oldukları gerekçesiyle haklarından gelinmesi.

Yazıldı.

     Mustafâ Çavuş’a virildi. Fî gurre-i Rebî‘u’l-evvel, sene: 976, Belge No: 1835 (M.D.)

Amâsiyye Beği İlyâs Beğ’e hüküm ki:

Bundan akdem Yukaru Cânib’den Âsitâne-i Sa‘âdetüm’e gelen ilçiye icâzet-i hümâyûnum virilüp ol câniblere teveccüh eyleyüp varduklarında ba‘zı mehâhıde nüzûr ü sadakât cem‘ idüp varup müşârun-ileyhe teslîm eyledükleri mukaddemâ istimâ‘ olunmağın bu makûle ehl-i fesâd ism ü resmleriyle yazıup defter olunup Dergâh-ı Mu‘allâm’a arzolunmak emrolmağın defter olunup defter Südde-i Sa‘âdetüm’e gelmeğin mezkûrlarun haklarından gelinmek içün defterün bir sûreti ihrâc olunup aynı ile sana gönderildi. Buyurdum ki:

Varup vusûl buldukda, bu husûsı kimesneye ifşâ eylemeyüp gönderilen defterde mastûr olan kimesneleri hufyeten tetebb‘ eyleyüp dahı hüsn-i tedârükle elegetürüp kuttâ‘-ı tarîk ve hırsuz nâmına gereği gibi haklarından gelüp cezâların viresin.

Yazıldı.

     Hı. Bir sûreti, Çerkeş beğine.



MÜLHİDLERİN CEZALANDIRILMASI

Rum beylerbeyinin, kendisine gönderilen emir ve defter gereğince defterde isimleri yazılı mülhidlerin haklarından geldiğini, ancak defterde ismi yazılı olmadığı halde mülhidlikle meşhur olanlar bulunduğunu bildirerek bunların da hakkından gelmesi isteniyorsa bunun için de ayrıca emir gönderilmesi gerektiğini arzettiği; beylerbeyinin bu gibileri teftiş ettirerek neticesini ayrıntılı olarak arzetmesi.

Yazıldı.

     Belge No: 2624 (M.D.)

Rûm beğlerbeğisine hüküm ki:

Mektûb gönderüp; “Melâhıde husûsıyçün gönderilen emr-i şerîf mûcebince Merzifon ovasına bi’z-zât varup fermân olunan defter mûcebince ol kimesnelerün tedrîc ile haklarından gelinüp ammâ; defterden hâric ol nâmla meşûr kimesneler olup defterde olmayup dutılmağa cür’et olunmayup ol namla meşhûr olup defterden hâric olanları dahı dutılmak buyurılursa emr-i şerîf ınâyet oluna.” diyü arzeyledüğün ecilden buyurdum ki:

Vusûl buldukda, anun gibi ol nâmla meşhûr olanlarun ahvâllerin toprak kâdîsı ma‘rifetile dahı dikkat ü ihtimâmla teftîş eyleyüp göresin; fi’l-vâkı‘ meşhûr oldukları gibi midür, nicedür; ahvâlleri yanunda ne vechile sâbit ü zâhir olusa vukû‘ı üzre mufassal ü meşrûh yazup sûret-i sicilleriyle Dergâh-ı Mu‘allâm’a arzeyleyesin.


Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git