Giriş
GİRİŞ
İslam tarihinin hangi sayfasını açarsak açalım, aynı soydan gelen Haşimiler ile Emeviler’in rekabet ve düşmanlıklarına tanık oluruz. Bu durumun İslamiyet öncesi temelleri olduğu gbii İslamiyetin doğuş ve yayılışından sonra da devam ettiğini gözlemekteyiz.
İslam tarihinde dinsel düşmanlıklar olarak görülen olayların görünen yanının ötesinde sosyal ve ekonomik nedenleri olduğu da bilinmelidir.
Haşimiler ve Emeviler arasındaki bu rekabetin İslamiyet öncesine kısaca bir göz atalım:
Abdülmenafin’in Haşim, Abdüşşems, Muttalip veNufel adlarında dört oğlu vardır. Bunlardan Haşim ve Abdüşşems ikizdiler. Bir rivayete göre, ikizlerin ellerinin başparmakları birbirine yapışıktır. Başka bir rivayete göre ise ikizler, birbirinin el parmakları öbürünün alnına bitişik olarak doğar. Hiç kuşkusuz bu durum ancak ameliyatla düzeltilir. Sonuçta Haşim ve Abdüşşems’in kanı akar..
Bu durumu uğursuzluk sayan kahinler iki kardeşin çocukları arasında ayrılıklar, kırgınlıklar olacağına ve kan döküleceğine dair yorumlar yaparlar.
İşte bu ikiz çocuklardan Haşim Hz. Ali’nin, Abdüşşems ise Muaviye’nin dedesidir. Muaviye’nin büyük dedesi Ümeyye, Haşim’in elinden Mekke reisliğini almak ister.
İki aile arasında rekabet ilk kez bu olayla doğar. Ümeyye Haşim’den Mekke reisliğini alamayınca Şam’a göç eder. Giderek Haşim Mekke’de, Ümeyye ise Şam’da güç sahibiolurlar.
Hz. Muhammed’in yanında büyüdüğü Haşimiler’in Mekke reisi Abdülmüttalip, Zemzem kuyusunu bulduktan sonra Kureyş kabilesi gücünü ve itibarını bir kat daha artırır. Kuyuda bulunan değerli eşyaların Abdülmüttalip’in eline geçmesi Emeviler’in Haşimilere karşı hırs ve düşmanlığını körükler. Abdülmuttalip’ten sonra Mekke reisi olan Ebu Talip, Hz.Ali’nin babası, Hz. Muhammed’in amcası ve aynı zamanda hamisidir. Ebu Talip babası kadar zengin değildir ama, onun gibi cesur ve sevilip sayılan bir önderdir.
Ebu Süfyan; Ümeyye’nin torunu ve Harb’ın oğludur. Harb’le Abdülmüttalip arasında süren düşmanlık, Ebu Süfyan ve Ebu Talip zamanında da devam etmiştir.
Ebu Talip ölünce, Hz.Muhammed Haşimilerin reisi olur. Emevilerin reisi ise, Hz.Muhammed’i öldürmek için Ömer’i gönderen Ebu Süfyan’dır.
Haşimiler ve Emeviler arasındaki bu düşmanlık İslamiyetin doğuşu ve yayılışı sürecinde de devam eder. Hz. Muhammed’in İslamiyeti yaymaya çalışması sırasında önündeki büyük engellerden biriside Emeviler olmuştur.
Ebu Süfyan, Hz. Muhammed ve ilk Müslümanlara diğer İslam olmayan kabileleri de kışkırtarak akıl almaz kötülüklerde bulunur.
Müslümanlığı, kendi kabilesine ait bir olay olmadığı için kabul etmek istemez.
Ebu Süfyan Müslümanlar Hendek savaşından sonra güçlenip Mekke’yi elde edince -eskilerin deyimi ile kılıç korkusundan- Müslüman olur.
Ebu Süfyan, sonraki dönemlerde Hz. Ali ile hilafet meselesinde anlaşmazlığa düşüp Hz. Ali’nin ve onun yakınlarına düşmanlık güden Muaviye’nin babasıdır.
Ebu Süfyan’ın eşi Hinde de, gene Haşimiler’in ve ilk Müslümanlar’ın azılı düşmanlarındandır.
Hinde, aynı zamanda Uhut savaşında İslamiyete karşı savaşan orduların en militan savaşçılarından biridir. Kendisine aşık olan siyah kölesi Vahşi’ye ilk Müslümanlardan ve Hz. Muhammed’in amcası Hz.Hamza’yı vurdurur ve ciğerlerini çıkartarak çiğ çiğ yer. Hinde’ye bu nedenle ciğer yiyen anlamında “Akiletül ekbat” adı verilmiştir. Bu savaştan sonra Müslümanlığı kabul eden Hinde’ye “Hz.” sıfatının verilip verilmeyeceği sünni Müslümanlar arasında günümüzde bile tartışılmaktadır.
Ebu Süfyan’ın amca oğlu Hakem Bin Ebul As da İslam düşmanlarındandır. Hz. Muhammed, küstahlıklarına karşılık olarak onu Taif’e sürgün eder. Oğlu Mervan orada dünyaya gelir. Mervan’ın doğumundan önce, onun Müslümanlık için bir bela olacağını Hz. Muhammed’in Hakem ile ilgili olarak söylediği şu hadis ile haber verdiği söylenir:“Veylüm li ümmeti fin sulbi haza” (Bu adamdan gelecek çocuktan dolayı, ümmetime yazık).
Hakem ve Mervan’ın sürgünlükleri Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemlerinde de devam eder. Mervan Hz. Osman’ın amcasının oğlu idi. Bu nedenle Hz. Osman halife olunca Mervan’ı Taif’ten getirtir, bir süre sonra da kendisine vezir yapar.
Hz. Osman’ın halifeliği döneminde büyük entrikalar çeviren, hatta onun ölümünde bile parmağı olduğu söylenen Mervan, daha sonra kaçar ve Şam’da Muaviye’ye sığınır.
Muaviye daha sonraları Hz. Hasan’ın karısı Cude’yi evlilik vaadi ile kandırır ve Hz. Hasan’ı zehirleterek öldürtür.
Mervan Şam’da da Muaviye’nin yanında kötülüklerine devam eder. Muaviye’nin ölümünden sonra onun yerine geçen oğlu Yezid’in yanında saf tutar.
Yezid’in ölümünden sonra, vasiyeti üzerine halife olan oğlu, II. Muaviye farklı bir kişilik sergiler ve “Hilafet Peygamber ailesinin hakkıdır” diyerek hilafeti kabul etmez; Hz. Ali ve Ehlibeyti hakkında camilerde hutbe okutur, onları övücü konuşmalar yapar. Bunun üzerine Mervan, II. Muaviye’nin annesi ile birleşir ve onu kullanarak II. Muaviye’yi zehirletip öldürtür. Mervan daha sonra II. Muaviye’nin yerine kendini halife ilan eder ve II. Muaviye’nin karısıyla evlenir.
HİLAFET SORUNU
Hz. Muhammed, Arapları ve Arap olmayan halkları Müslümanlaştırmak için çok büyük uğraş verdi. Bu uğurda ölümü göze alarak dişe diş mücadele etti.
Hz. Muhammed ve İslamiyetten önceki üç tek tanrılı dinin doğup yayıldığı kıta aynı olmasına rağmen Arap yarımadasında putperestlik hakimdi. Daha önceki tek tanrılı dinler ise bu yarımadaya girememişti.
Müslümanlık Arap Yarımadası’nda çetin bir direnişle karşılaştı. Çok kan döküldü. Başlangıçta Müslümanlar çok kötü günler geçirdi. Bu yolda çok can, mal kaybettiler. Müslümanlığı gizli yaydılar. Bunun için gizli olarak örgütlendiler. Propagandalarını gizli yaptılar. Gizli örgütlenmek ve gizli çalışma yapmaları onların işini oldukça zorlaştırıyordu.
Her yeni toplum düzenine karşı eski sistemin bütün varlığıyla karşı koyduğu hatırlanırsa, bu bir yanı ile doğal bir tepki sayılmalıdır. Ama yeni toplumsal sistem olan İslam eskinin yerini almıştı.
Kabile yaşamı sürdüren Arap toplumu putlara tapıyordu. Her kabilenin Kabe’de bir putu vardı ki, bu binlerce put anlamına geliyordu. Kabileler arasında ardı arkası kesilmez savaşlar sürüyordu, kız çocukları insan sayılmayıp doğunca diri diri toprağa gömülüyordu.
Arap toplumu tek tanrı inancına ve İslamiyetin getirdiği dinsel anlayışa şiddetle karşı çıktı. Eski düzenden menfaati olanlar da bu tepkiyi teşvik için her fırsatı kolluyordu.
HZ. MUHAMMED’İN KISA HAYAT HİKAYESİ
Hz. Muhammed, Miladi 571 yılında doğdu. Babası, Kureyş Kabilesi’nin reisi Abdülmüttalip’in oğlu Abdullah, annesi ise Kureyş büyüklerinden Abdümenaf oğlu Veheb’in kızı Amine’ydi.
Abdullah ile Hz. Ali’nin babası Ebu Talip aynı anne babadan olma öz kardeştiler.
Abdullah, karısı hamile iken Suriye’ye yaptığı bir ticaret seyahatinde hastalandı, dönüşte uğradığı Medine’de vefat etti. Babasının ölümünden iki ay sonra doğan Hz. Muhammed’in ailesinin ekonomik durumu iyiydi. Rivayete göre, kendisine miras olarak 5 deve, çok sayıda koyun ve Ümmü Eymen adlı bir cariye kalmıştı. Hz. Muhammed altı yaşında da annesini kaybettikten sonra dedesi Abdülmüttalip’in yanında kalmaya başladı. Ne var ki Hz. Muhammed 8 yaşında iken dedesi de vefat etti. Bundan sonra Hz. Ali’nin babası Ebu Talip tarafından büyütüldü.
Hz. Muhammed 25 yaşında iken 40 yaşındaki Hatice ile evlenmiştir. Hatice dul, güzel ve çok zengin bir kadındı, evlilikleri 24 yıl sürdü.
Hz. Muhammed, İslamiyetin yayılması için bütün gücü ile savaştı. İslamiyete karşı çıkan, Müslüman olmak istemeyen çok sayıda insanla karşılaştı, onları ikna etmeye çalıştı. İkna olmayanlara karşı zora başvurdu. Kılıç kullandı. Savaşlara, fetihlere girişti.
Hz. Muhammed, Allah’ın yeryüzündeki son temsilcisiydi. En büyük manevi otoriteydi. Onun sağlığında İslamiyet içinde önemli bir ayrılık yoktu. Müslümanlar arasında bazı ihtilaflar vardı ama önemli bir bölünme söz konusu değildi. İlk ve en önemli bölünme Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra, hatta peygamberin cenazesi henüz kaldırılmadan ortaya çıktı.
Peygamberin ölümü Müslümanlar arasında derin bir şok yarattı. İlk Müslümanlar ve akraba çevresi onun ölümünü bir türlü kabul edemiyorlardı. Buna rağmen Hz. Ayşe, Hz. Ali, Hz. Fatma ve diğer yakınları peygamberin ölümünün yarattığı üzüntüyü yaşayıp cenazenin defin işleriyle uğraşırken, Ebubekir, Ömer, Osman ve onlarla birlikte bir kaç kişi başka bir evde toplanarak Ebubekir’i Hz. Muhammed’den sonra onun yerine geçecek halife olarak seçtiler. İşte bu zamansız halife seçimi, İslamiyet içinde çağlar boyu süren bölünmenin ve kan dökmenin düşmanlığın tohumlarını ekmiştir.
Ebubekir’in halife olarak seçilmesi, onu seçenler açısından hilafet sorununu halletmişti. Fakat bu seçime herkesten önce Hz. Muhammed’in en yakınları karşı çıktılar ve halifeliği kabul etmediler. Hz. Muhammed’in doğal halefinin Ali olduğunu savunan yakınları bu konuda bir çok kanıt da ileri sürdüler.
HZ. ALİ VE HİLAFET SORUNU
Hz. Muhammed, çok sevdiği ve değer verdiği Ali’yi kendisinden sonra Müslümanlara önderlik edecek en uygun kişi olarak görüyordu.
Hz. Peygamber’in, Ali’ye “Cennete ilk giren dört kişidir; Sen, Ben, Hasan, Hüseyin. Soyumuz arkamızda, şiamız da sağımızda solumuzda girecektir” buyurduğu belirtilir.
Hz. Muhammed bir hadisinde “Ulular ulusu Allah, peygamberleri ayrı ayrı ağaçlardan (soylardan) yarattı. Benimle Ali’yi, bir ağaçtan halketti (yarattı). Ağacın kökü benim, Ali dalları budaklarıdır. Fatma, o ağacın verimidir. Hasan ile Hüseyin meyveleri, şiamız da yappraklarıdır. Kim bu ağacın dallarından birine yapışırsa kurtulur, yapışmayan helak olur” der. (1)
Hz. Ali, İslamiyeti kabul eden ikinci kişiydi. (Ondan önce Hz. Muhammed’in karısı Hatice Müslüman olmuştur).
İmam-ı Azam Ebu Hanife, “Müsned-i Ebu Hanife” adlı kitabının 181. sayfasında Hz. Ali’nin “Ben peygamberle birlikte ilk namaz kılanlardanım” dediğini yazar.
Küçük yaştan itibaren Hz. Muhammed tarafından yetiştirilen Hz. Ali 10 yaşında iken, Muhammed peygamber oldu ve Ali de hiç tereddüt etmeden ona inandı. Ali bundan sonra İslamiyetin yayılması için Hz. Muhammed ile birlikte inançla çalıştı. Bütün savaşlarda yer aldı. Hz. Muhammed O’nu kızı Fatmatüzzehra ile evlendirerek kendine damat yaptı.
Şu söz, O’nun yiğitliğini kahramanlığını ve kılıcının İslamiyet uğruna savaşırken ne kadar güçlü olduğunu ifade etmek için söylenmiştir: “La feta illa Ali, La Seyfe illa Zülfikar” (Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan güçlü kılıç yoktur.)
Bir başka hadiste Hz. Muhammed “Ey insanlar, gerçekten ben de insanım, rabbim elçisinin (ölüm meleği) geleceğini, ona icabet edeceğimi sanıyorum.
Sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakıyorum. İlki Allah’ın kitabı. Onda hidayet ve nur var. Diğeri Ehlibeytim. Size Ehlibeytime uymanızı öğütlerim. (Sahihi Müslim; “Fedal’üs-sahabe”, Ali b. Ebu-Talip’in Faziletleri bölümünden naklen Seyyid Murtaza)
Peygamber bu hadis-i şeriften sonra birçok hadis kitabında yer alan şu sözleri söyler; “Onların önlerine geçmeyin, yani onların hükümlerinden başka bir hüküm vermeye kalkmayın, yoksa helak olursunuz...”(2)
Bir başka hadisinde “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, şehri dileyen kapıya gelsin; ben hikmetn şehriyim, Ali kapısıdır, hikmeti dileyen kapıya gelsin” diyen Hz. Muhammed, “Hikmet on bölüğe bölündü; dokuzu Ali’ye verildi, biri onda başkalarına, insanlara ihsan edildi; o bu bir bölükte de en bilgili kişidir” diye buyurmuştur.
Hz. Muhammed’in Hz. Ali ile ilgili olarak söylediği hadislerden bazıları da şöyledir:“Ali bendendir, ben ondanım, ben kimin mevlası veliyf-i emri isem, Ali de onun mevlasıdır. Ali, insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten de kafir olmuştur”...
“Ali iyi kişilerin, müminlerin imamıdır ve kafirleri öldürendir.” (Künuz’ül Hakaık II. s. 126-127)
“Ali Kur’an iledir ve Kur’an Ali ile; ikisi havuz kenarında bana ulaşıncaya dek ayrılmazlar”. (Cami; 11. s. 55)
“Ali benim bilgimin kapısıdır; tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir; onu sevmek imandır; onu buğzetmekte (başkaldırmak) nifak”.
“Ümmetimin en ileri ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.”
“Allah’ım o nereye dönerse, nereye varırsa hakkı onunla beraber kıl.”
Hz. Ali hakkında hadisler böyle devam edip gitmektedir. Hz. Muhammed’in yalnızca Hz. Ali hakkında söylediği sözler, bir kaç hadis kitabını dolduracak kadar çoktur. Tartışmaya ışık tutması bakımından burada birkaç hadiseye daha yer vereceğiz. Çünkü inanıyoruz ki, günümüzde bile birçok aydın bu konuda yanlış bilgilenme durumundadır.
Hz. Muhammed Ebu Talip’in evinde, kırk kişiyi aşan bir davetli topluluğunun önünde “Ey Abdülmüttalip oğulları... Allah sizi çağırmama beni memur etti. Hanginiz bu işte benim vezirim olacaksınız” deyince Hz. Ali, yaşça davetlilerin küçüğü olduğu halde “Ey Allah’ın peygamberi ben bu işte senin vezirin olurum” diye karşılık verir. Hz. Muhammed bunun üzerine ellerini Hz. Ali’nin omuzlarına koyarak şöyle der:“İçinizde bu benim kardeşimdir, vasiymdir, halifemdir, artık onu dinleyin ve ona itaat edin.”
Gene Hz. Muhammed bir çok defa, “Ali bendendir, ben Ali’denim. O benden sonra inananların velisidir. Benden sonra o sizin velinizdir” diye buyurmuştur.
İsâbe, Hz. Muhammed’in Hz. Ali hakkında, “Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktır. Bu oldu mu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü o, bana ilk iman edendi. Kıyamette de benimle ilk musafaha (dostluk) edecek odur. O Sıddıyk-ı Ekber’dir. O, bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir,” dediğini yazar.
Hz. Muhammed Veda Haccı’nda, “Ben kimin mevlası isem, Ali onun mevlasıdır. Ona dost olana dost, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu horlayanı horla, nerede olursa olsun gerçeği onunla beraber kıl” diye dua eder.
Bu tebliğ ve arkasından da V. sure-i celilenin 3. ayet-i kerimesi nazil olur.
Bu ayetin inmesinden sonra, Ebubekir, Ömer ve sahabeden önde gelenler Ali’yi tebrik ederler. Hatta Ömer tebrik ederken, “Kutlu olsun, sana ne mutlu ey Ebu Talip oğlu Ali, bugün benim ve her erkek ve kadın müminin mevlası oldun” der.(3)
Peygamber, Gadir-u Humm’da (Veda Haccı) herkese yaptığı konuşmada, “Peygamberiniz kim? Rabbiniz kim?Mevlanız kim? biçiminde sorular sorup cevaplarını aldıktan sonra “Kalk ya Ali” deyip Hz. Ali’yi ayağa kaldırır ve şöyle der:
“Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim, senden razı oldum, ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır, özünüz doğru olarak uyun ona.” Peygamber daha sonra, “Allah’ım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol” diye dua eder. Arkasından Ali’yi elinden tutarak ashaba gösterir ve bu beyandan sonraki dualarıyla kendilerinin halifeleri, vasiyleri ve emirleri olduğunu ilan eder. Ayrıca bunu burada bulunanların bulunmayanlara bildirmelerini de emreder.(4) Bunu toplantının sonunda orada bulunan ashabın Ali’yi kutlamaları izler.
Hz. Muhammed’in kendinden sonra Ali’yi yerine vasi ve halife olarak seçmek istemesi konusunda bu hadislerin dışında bir de hasta iken yazdırmak istediği ama yazdıramadığı bir “yazılamayan vasiyetname” meselesine şöyle değinilir:
Hz. Muhammed hastalığı esnasında, “Bana yazmak için bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der.
Bunun üzerine sahabe böyle bir vasiyetnamenin yazılıp yazılamayacağı üzerine tartışmaya başlar. Hatta sahabeden Hz. Muhammed’in hastalıktan dolayı böyle konuştuğunu söyleyenler de çıkar. Yapılan tartışmalardan rahatsız olan Peygamber vasiyetnameyi yazdıramadan öfke içinde hayata gözlerini yumar. (Sahihu Buhari; Cihad bölümü Cezaiz ve Vefat hadisleri Mısır 1327 H.C. 11, s. 122 vb.)
Başka bir kaynakta ise şu ifadeye yer verilir:
Peygamber, “Bana yedi tulum su getirin yüzüme serpin, bir de kalem getirin. Size bir şey yazdırayım ki benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” diye buyurunca Hz. Muhammed’in eşleri ağlamaya başlar. Ömer de kadınlara bağırıp çağırır. Bunun üstüne Hz. muhammed, “Bu kadınlar, sizden iyidir” diye Ömer’e çıkışır. (Tabakat ve Makrizi aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 49)
Böylece vasiyetname yazılamadan Hz. Muhammed vefat eder.
Olay bir başka kaynakta ise şöyle veriliyor: “Hz. Muhammed kalem ister. Fakat verilmez. Tartışmalar başlar. Hz. Muhammed için sayıklıyor diyenler çıkar. Hatta Ömer, Kur’an var, o bize yeter” der. (Buhari’den aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 51)
Anlaşılabileceği gibi, vasiyetnamenin yazılması durumunda da Hz. Muhammed’in kendinde olmadan yazdırdığı vb. tarzında itirazlar ortaya çıkacaktı. Hatta Buhari’nin eserinde yer verdiği gibi, Ömer’in Hz. Muhammed’in bütün duygularını hastalığın kaladığını, bu yüzden vasiyetinin geçerli olmayacağını, Kur’an’ın yeterli olduğunu söylediği anlatılır.
İslam dünyasında buna benzer bir olay daha yaşanacak ve Hz. Muhammed’e hastalığı sırasında yazdırılmayan vasiyetnameyi 1. halife Ebubekir yazdıracaktır. Hz. Ebubekir hastalığı sırasında Affan oğlu Hz. Osman’ı yanına çağırır, “Yaz”, dedikten sonra şöyle devam eder: “Rahman ve Rahim Allah adıyla, Bu, Ebukuhafe oğlu Ebu-Bekir’in Müslümanlara vasiyetidir:Emma bad...” Ancak Ebubekir sözlerine devam edemez, kendinden geçer ve bayılır.
Bundan sonra Hz. Osman, halif baygınken, onun adına, “Ben size, yerime geçmek ve halife olmak üzere Hattab oğlu Ömer’i bıraktım. Hayrınız için ne gerekse yaptım” sözlerini yazar, Ebubekir kendine gelince, Osman’a “Ne yazdıysan oku” der. Osman okuyunca da “Allahu Ekber, ne yazdıysan kabul ettim” der ve dua eder.
Böylece Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in ölümünden sonra halife olur. Aynı Ömer Hz. Muhammed’in vasiyetname yazdırmasına şiddetle karşı çıkmış ve onu engellemişti.(5)
Hz. Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile meşgulken, öbür taraf biat işini organize ediyordu. Bu durumu hisseden Abbas, Hz. Ali’ye, “elini uzat da biat edeyim. Peygamber’in amcası Peygamber’in amcası oğluna biat ettidensin, bu takdirde soyunun hepsi de sana biat eder. Biat tamamlanınca da artık bozulmasına imkan yoktur” der. Sahabeden bir topluluk da Ali’ye biat etmek ister. Ama cenazeyi bırakıp kendisine biat almakla uğraşmaya Ali’nin ne gönlü ne de inancı elverir. “Ben Resulullah’ın cenazesi ile meşgulüm” der ve teklifini kabul etmez.
Büyük İslam bilgini Tabari, İbn Esir’den naklederek, Ömer’in Ebubekir’e biatından sonra da Ansar’ın hep birden “Biz Ali’den başkasına biat etmeyiz” dediğini ve bunda ısrarlı olduklarını yazar.
Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Peygamber’in cenazesini yıkamakla meşgulken, mescitten tekbir sesleri duyarlar. Ali “Nedir?” diye sorunca, Abbas, “Ben sana demiştim” der ve “biat” konusunu hatırlatır. Bu arada, Ömer, önüne geleni kılıçla tehdit ederek Ebubekir’e biat ettirmektedir.
Ebubekir ve Ömer hilafet ve biat işi ile o kadar meşguldürler ki, Hz. Muhammed’in cenazesinin defnedilmesinde bile bulunmamışlardır.
Selman-i Faris başta olmak üzere Ansar’dan önemli bir kitle Ebubekir’e biata karşı çıkar.
Ömer elinde kılıç üç gün boyunca önüne geleni Ebubekir’e biat için zorlaması yetmezmiş gibi, üçüncü günün sonunda mescide gidip Peygamber’i mezarından çıkararak namazını tekrar kılmak ister.
Bunun üzerine Hz. Ali eline iki başı demir bir asa alarak onlara karşı koyar. Bu işe teşebbüs edenleri öldüreceğini söyler. Bir gün Talha ve Zübeyr’in de olduğu bir toplantıda Ömer, Ali’ye dönerek, “Görüyorsun ya, herkes biat ediyor, siz de biat edin” deyince, Zübeyr kılıçla Ömer’in üstüne yürür ve çok ağır sözler söyler. Hz. Ali bir olay çıkmasını engelledikten sonra Ebubekir ve Ömer’e dönüp şöyle der:“Ey Ashab, sizler Peygamber’e muhalefet ederek, Allah katında asi oldunuz. Halbuki asıl hak sahibi benim. Hz. Muhammed’e ve bu makama cümlenizden yakını benim. Hilafet benim hakkım iken bu hakkı benden zorla aldınız. Allah’tan korkup Peygamber’den utanarak bu hakkı bana geri veriniz.”
Bu konuşma üstüne Hz. Ömer ayağa kalkar ve “Ya Ali, cümlemizi öldürsen de sana biat etmeyiz. Seni de Ebubekir’e biat etmeye mecbur edeceğiz” diye konuşur.
Hz. Ali, Ömer’in bu konuşmasına çok kızar ve “Ey Ömer, Tanrı adına yemin ederim ki senden ve hiç kimseden korkum yok, Allah’ın emri ve Peygamber’in vasiyeti olmasaydı şu anda seni öldürürdüm” der.
Ömer işin bu aşamaya gelmesinden rahatsız olur. Halkın Hz. Ali’ye biat etmesinden korkarak kalabalığı dağıtır. İki gün sonra ashabdan 12 kişi Ebubekir’i öldürmeye karar verip yemin ederlerse de, kan dökülmesine karşı olan Hz. Ali onları kararlarından döndürür.
Ömer, Ebu Ubeyde ve Halit Bin Velid 6.000 civarında asker toplayıp Hz. Ali ve arkadaşlarını zorla biat ettirmek için mescide gider. Ömer, Ali ve arkadaşlarına, “Yemin ederim, bugün sizden biri ağzını açarsa, muhalefet ederse kılıçla başını keserim” der. Selman-i Faris ayağa kalkar, Hz. Muhammed’in kullandığı “Cehennem Köpekleri” sözlerini hatırlattıktan sonra, “Anladım ki bu Cehennem köpekleri sizlersiniz” der. Bunun üzerine Ömer elindeki kılıçla Selman-i Faris’in üstüne yürür. Hz. Ali, Ömer’in yakasından tutup çeker. Ömer’in elindeki kılıç bir yana, sarık bir yana düşer ve orada bulunanların önünde mahçup olur.
Ali, bu duruma daha fazla tahammül edemez, arkadaşları ile çekip gider. Ömer, üç ay mahalle mahalle dolaşıp halkı zorla Ebubekir’e biat ettirir.
İşte, İslam tarihinde sürüp gelen ve günümüzde de yaşayan Alevi-Sünni olayının temelleri hilafet meselesindeki bu çekişmeye dayanmaktadır. Bu durum tarihsel süreç içinde birçok olayla beslenerek devam etmiştir. Bu durumu devam ettirmek bazı menfaat guruplarının işine yaradığı için sürekli teşvik edilmiştir. Ve ne yazık ki günümüzde bile devam etmektedir.
Bu olayı, Cumhuriyet yönetiminin önderi M. Kemal Atatürk Meclis’te hilafet tartışmaları sırasında kürsüde şöyle değerlendirmiştir:
“Ömer’in tesiriyle Ebubekir’e biat olundu. Görülüyor ki halifenin intihabın da temeyulatı umumiyenin tabii temerküzünden ziyade şahsi tesir tesbit edilmiştir”
Atatürk burada halife seçiminde cemaatin gönül rızasından çok Ömer’in tesirinin söz konusu olduğunu belirtiyor. Devamla da, “en nihayet hilesinde muvaffak olan, saf ve nezih olanını mağlup edip ve evlat, ayalalını mahvu perişan eyledi. Ve bu suretle hilafet ünvanını altındaki imareti İslamiyeyi yine hilafet ünvanın altında saltanatı İslamiyeye tahrif etti” diyor.
Burada da açıkça; hilesinde başarılı olan kesim saf ve temiz olan kesimi perişan ettiğini, İslam yönetimini de hilafet makamı adı altında saltanat yönetimine dönüştürdüğünü söylüyor.
Atatürk Emevi yönetimi için ise:
“Saltanatı Emeviye, büyük istilalar yapmakla beraber baştan nihayete kadar hunin (kanlı, katil) ve elim vakayı ile ancak 90 seneyi doldurabilmiştir” diyor.
M. Kemal burada da, Emevi saltanatının başından sonuna kadar kanlı ve acılı bir olay olmasına rağmen ancak 90 yıl hüküm sürmüş olduğunu söylüyor.
FEDEK HURMALIĞI OLAYI
Hz. Muhammed, vefat etmeden birkaç yıl önce Fedek Hurmalığı’nı kızı Hz. Fatma’ya vermişti. Bu nedenle Hz. Muhammed’in vefatından sora bu hurmalığın miras olarak Ali ve Fatma’ya geçmesi gerekiyordu.
Fakat halife Ebubekir biat olayından sonra Fedek Hurmalığı’nı Hz. Fatma’dan geri aldı. Bu durum Hz. Fatma’yı çok üzdü. Hz. Muhammed’in, “Fatma’yı inciten beni, dolayısıyla Tanrı’yı incitmiş olur” biçimindeki hadis-i şerifi de böylece hiçe sayılmış oldu.
Babasından üç ay sonra vefat eden Fatma, bu nedenle cenazesine Ebubekir ve Ömer’in asla gelmemesini vasiyet etmiştir.
HZ. Muhammed bu hurmalığı XVI. sûre-i celile’nin (İsra) yşirmi altıncı XXX. sûre-i celile’nin (Rûm) otuz sekizinci ayet-i kerimelerindeki emir üzerine Hayber’in fethinden sonra Fatmatüzzehra’ya vermişti.
Bu nedenle, Fedek Fidanlığı’nın Hz. Fatma’nın elinden alınması açıkca Allah ve Peygamber emrinin çiğnenmesi anlamına geliyordu.
Fedek, ikinci halife Ömer zamanında tekrar Ali’ye verilmiş üçüncü halife Osman zamanında ise Mervan’a bağışlanmıştır. Muaviye, İmam Hasan’ın şehadetinden sonra araziyi üçe böldürmüş, bir bölümünü Osman’ın oğluna, bir bölümünü Mervan’a, üçüncü bölümünü ise oğlu Yezid’e vermiştir.
Hz. Ali, Hz. Fatma’nın ölümüne kadar Halife Ebubekir’e biat edilmeini istemedi. İslamiyet içindeki bu kırgınlığı gidermek için, Hz. Fatma’nın ölümünden sonra kendisi Ebubekir’e biat etti.(6)