Sonuç Yerine - Ekler
SONUÇ YERİNE
Daha önce de belirttiğimiz gibi Aleviler bugün ülkemiz nüfusunun önemli bir çoğunluğunu oluşturuyorlar. Nüfusumuz 60 milyon kabul edilirse bunun 18-20 milyonu Alevi tahmin edilmektedir.
Fakat Aleviler tarihimizin hiçbir döneminde demokratik olarak temsil edilmemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklar için çok hoşgörülü olduğunu tarihçiler yazarlar. Bu genel olarak doğrudur. Ama Aleviler için geçerli değildir. Osmanlı, Alevilerin varlığını bile kabul etmemiştir. Onları yok saymıştır. Aynı dinden ama farklı mezhepten olduğu için Osmanlı Alevileri yok saymıştır. Onlara azınlık hak ve özgürlüklerini tanımamıştır. Alevi olmak “suç”unu işlemiş olan bu insanlar sürekli izlenmiş baskı altına alınmış, işkence görmüş, darağaçlarına çekilmişlerdir.
Bu yaklaşım biçimsel farklılıklara rağmen Cumhuriyet yönetiminde de devam etmiştir. Cumhuriyet yönetimi de yalnız Hıristiyan olan halkları azınlık statüsü içinde görmüştür.
Hıristiyan azınlıkların demokratik hak ve özgürlüklerinin olması elbette iyi bir şeydir. Hıristiyanların ve Yahudilerin ayrı ibadet yerlerine, ayrı okullara, ayrı mezarlıklara sahip olmaları, kendi dillerinde gazete, dergi çıkarmaları, eğitim yapmaları doğal haklarıdır.
Ermeni, Rum, İtalyan, Fransız, Süryani vs. azınlıkların kiliseleri olduğu gibi bunlar içindeki mezhep ve tarikatların bile kilise, okul, mezarlık ve gazeteleri vardır.
Ama bu adı geçen kitleden bazılarının nüfusu 100.000’i bile bulamazken, 20 milyon civarındaki Alevilerin bu azınlık haklarından yararlanmaları ve yararlanmak istemeleri çok mu yanlıştır?Üstelik Aleviler de Müslümandır. Ama İslamiyeti yorumlamaları farklıdır, mezhepleri farklıdır. Onlar da İslamiyete inanıyor, ibadet yapıyor. Namazları var ama adına halka namazı diyorlar. Oruç tutuyorlar ama 30 değil, 12 gün tutuyorlar. Hac için Hacer-ül Esved’i değil, Hz. Ali ve Ehlibeytinin Hacı Bektaş-ı Veli ve diğer Anadolu evliyalarının türbelerini ziyarete gidiyorlar, vs.
O halde Alevilere karşı tarihsel bir haksızlık söz konusudur. Bu haksızlığa karşı olmak da her insanın insan olmasının gereğidir.
Bunu savunmak bölücülük, ayrımcılık değil, birleştiriciliktir, kardeşliktir. Bunun tersi ise, bölücülüktür, bu tarihsel haksızlığa destek olmaktır. Bunun sorumluluğu daha ağırdır.
EKLER
YENİ GÜNDEM DERGİSİ
5 EYLÜL 1987, YIL: 4 SAYI: 78
Araştırmacı Şener ve “Anadolu Aleviliği”
“DEVLETTEN HEP SAKLANDILAR”
“Aleviliğe Ne Oluyor?” kapak konulu geçen sayımız büyük ilgi gördü. Yeni Gündem’e yazı hakkında olumlu olumsuz görüşler iletildi. Ancak tartışmalarda önyargı ve bilgisizlik hemen göze çarpıyordu. Sosyal Antropoloji eğiimi gören Cemal Şener “Aleviliği” anlatan araştırmasını İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi Doktora Programı için ahzırlıyordu. Ancak Şener, YÖK nedeniyle üniversiteden ayrıldıktan sonra bu araştırmasını bağımsız olarak yürüttü. Kendisi de Alevi olan Şener’in kitabı sonbaharda yayınlanacak. Şener, Hayat Bahadır’ın sorularını cevapladı.
• Aleviliğin doğuşuna ilişkin, genel olarak neler söyleyebilirsiniz?
Şener -Aleviliğin doğuşu İslamiyet’in ilk yıllarına, dört halife dönemine uzanır. Alevilik,doğuşu itibariyle hilafet meselesinde Hz. Ali’ye karşı yapılan bir haksızlıktan kaynaklanmıştır. İslam içindeki bu bölünme, daha doğrusu iktidar mücadelesi, İslamiyet’in yayılışına paralel olarak yayılmıştır. Gittiği ülkelere özgü kültürlerle birleşerek yeni biçimler almıştır.
• Yani bu bölünme her ülkede başka isimler mi aldı?
Şener -İslamiyet içindeki bu farklılık İran’da Şiilik’i, Mısır’da Fatimi Devleti’ni, Pakistan’da İsmailiye Mezhebini vs. oluştururken, Anadolu’da Alevilik olarak biçimlenmiştir. Anadolu, İslamiyet’ten önce Hıristiyanlık, ondan önce deçok tanrılı dinlere yurt olmuştu. Hıristiyanlık Anadolu’da çok tanrılı dinleri yok edemedi. Anadolu’nun İslamlaşmasını bir anlamda Alevileşmesi takip etti. Anadolu, İslamiyet’i de Anadolulaştırdı, kendine özgü biçimlere soktu.
• Yani Alevilik sadece eski Anadolu dinlerini mi kaynak aldı?
Şener -Tabii ki hayır. Anadolu Aleviliğiin mayasını şu üç ana unsur oluşturdu. Birincisi Hazreti Ali ve 12 İmamlar’a duyulan olağanüstü saygı ve bağlılık. İkincisi, Asya’dan göç yoluyla gelen Şamanizm, Orta Asya dinleri ve kültürüne ait öğeler. Özellikle tasavvuf olayı. Sonuncusu ise, çok tanrılı Anadolu dinleri ve uygarlığından alınan özellikler. Bunlardan birinin ihmali Anadolu Aleviliği’ni anlatmayı yetersiz kılabilir. Ama bunların ağırlıkları teraziyle elbette tartılamaz.
• Bunu okurlarımız için örnekleyebilir misiniz?
Şener -Bu urumun kanıtı Anadolu Aleviliği’nin kendisidir. İslamiyet içinde ortak öğeden omasına karşılık Anadolu Aleviliği, Suriye Aleviliği ya da İran Şiiliği’ne, Hz. Ali ve 12 İmam sevgisi dışında çok uzaklaşmıştır. Anadolu Alevileri Şii Humeyni hareketini desteklemedikleri gibi Şii Rıza Şah’ı da desteklememişlerdi. Ne gariptir ki, Türkiye’de Aleviler için “katli vaciptir” diyenler İran’da Şii Humeyni hareketini hararetle destekliyorlar.
• Aleviler neden uzunca süre, hatta bazen şimdi bile kendilerini gizlemek zorunluluğunu hissettiler?
Şener - Hıristiyanlıkta rönesans ve reform neyse İslamiyet’te Alevilik odur. Daima merkezi otoritenin düşmanca davranışlarıyla karşılaşmışlardır. Osmanlı döneminde büyük haksızlıklara uğrayan Aleviler, esas olarak büyük yerleşme birimlerinden uzak dağ köylerinde yaşamlarını gizli olarak sürdürmüşlerdir. Kendilerini devamlı olarak devletten saklamışlardır.
• Bu durum ne zaman hafifledi?
Şener -Cumhuriyet’in ilk kurucuları, özellikle Mustafa Kemal, Alevilere çok farklı yaklaştı. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Alevilerin desteğini almak için özel çaba harcamış ve almıştır da. Cumhuriyet idaresinin laiklik politikası Aleviler tarafından şiddetle benimsenmiştir. Cumhuriyet idaresi tüm tekke ve zaviyeleri kapatırken Hacı Bektaş-ı Veli dergahı açık bırakılmıştır.
• Şimdilere gelirsek, durum oldukça farklı. Aleviler şehirleşti. Zenginleştiler. Bu süreç ne zaman başladı?
Şener -İlk şehirleşme Cumhuriyet’ten sonra başladı. Ama 1960’lı yılardan itibaren özellikle hızla şehirleşmeleri ise tamamen sermaye birikimiyle ilgilidir. Alevilerin kapalı ekonomiden pazara yönelmeleri ve Almanya gibi Avrupa ülkelerine giden işçi göçünden dönen dövizle sağlanan sermaye birikimi şehirleşmeyi hızlandırdı. daha önce bir tek Alevi bakkalı bile olmayan küçük il merkezlerine Mercedes arabalarıyla gelenler eldeki parayla işyeri ve ev almaya başladılar. Önceleri Sünni kökenli esnafın hakim olduğu pazar, giderek Alevi kökenli esnaflar tarafından da paylaşılmaya başlandı. İşte bu çelişki 1970’li yıllarda erzincan, Sivas, Amasya, Çorum, Elazığ gibi illerde çatışmalara yol açtı. 1978 Maraş olaylarıyla da doruğuna ulaştı. Tabii bu arada Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadıkları yerlerde MHP hareketinin kışkırtmaların ıda unutmamak gerekir. Sorunuzun özet cevabı, evet artık şirket ve holding sahibi Alevi iş adamları var.
• Şu anda Alevi kültürü ve nüfusu üzerine bir yorum yapmanız mümkün mü?
Şener -Tabii, bütün bu söylediklerimiz olup biterken gerileyen ve zayıflayan Alevi kültürüydü. Şüphesiz her kültür gibi yeni, eskinin yerini alıyordu. Ama önemli olan eskinin olumlu şeylerinin yaşatılmasıydı. İşte bu unutuldu. Nüfusa gelince, ancak genel tahminlere dayanabiliriz. Bence bu sayı 20 milyon dolayındadır. Ülke nüfusunda önemli bir orandır bu. Bu sayı verilirken hiçbir ard niyet aranmamalıdır. Ve bazı sonuçlara gidilmemelidir. Böyle bir gerçeği kabullenmekle kıyamet kopmaz. Kabullenmek kabullenmemekten daha iyidir. Bu gerçeği kabullenen tarihteki yneticilerimiz, kabullenmeyenlerden daha başarılı olmuşlardır. Bazı Osmanlı padişahları ve Atatürk örneğinde olduğu gibi.
• Araştırma ve gözlemlerinize dayanarak 1980’li yıllarda bir ayrımcılık yapıldığını söyleyebilir misiniz?
Şener -Milli Eğitim’de Alevi öğrencilere baskı oldukça yoğun. ‘Ben Aleviyim’ diyen öğrenci bunun bedelini ağır ödemekte. Herhangi bir işyerinde, devlet sektöründe hakim mezhep taraftarlığı ve şövenizm yapılmakta. Türkiye’deki Alevilerin cenazesi ortada kalmaktadır. Ailesinden, akrabasından çoğu zorunlu olarak cenaze namazına gelir ve kaçarlar, çünkü doğumundan ölümüne kadar camiye gitmeyen Aleviler camiye gitmek zorunda kalıyor. Hem resmi dinimiz İslam, buna rağmen laikiz diyoruz, bu bir çelişkidir. O yüzden laik bir ülkeyiz diyemeyeceğim. TC Anayasası’nda azınlık mezhep olarak Aleviliğin yeri olmalı.
NOKTA DERGİSİ
27 EYLÜL 1987, YIL:5, SAYI:38
“ALEVİLİK KENDİSİNİ YADSIDI”
Aleviliğin siyasal tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Cemal Şener Nokta’nın sorularını yanıtladı.
Nokta:Alevilerin 1950’lerden bu yana geçirdikleri iktisadi ve politik değişimleri özetler misiniz?
Şener:Osmanlılar dömeminde, Aleviler üzerinde uygulanan hepimizin bildiği baskılar, onları kapalı köy ekonomilerinin içine hapsetmişti. Alevilerin bu zinciri kırmaya başlamaları, 1960’lı yıllarda yaşanan Almanya’ya göçle başlar. Bu yolla biriktirilen sermayeler önce kasabalarda, sonra da şehirlerde ticarete yatırıldı. Önceleri Sünni kökenli yurttaşların hakimiyeti altındaki pazar kapılarını giderek Alevilere de açtı. 60’lı ve 70’li yılların karakteristiği budur. Bu gelişmenin, ticaret sahibi Sünni kesimde bir tepkiye yol açması beklenmeliydi. Ama tepki, bilindiği gibi çok kanlı sonuçlar doğurdu. Birçok Alevi yurttaşın katledildiği saldırılarda sahibi Alevi olan dükkanların talan edilmesi de hayli ilginç bir göstergedir.
1980’lerde ise Alevileri artık piyasaya girme değil, ulusal ve hatta uluslararası piyasadan pay alma mücadelesi içinde görüyoruz. Çok sayıda büyük şirket kuruldu ve bu gelişmeden yalnızca şirket sahipleri değil, çalışmak için müracaat etikleri fabrikalarda Alevilikleri hala problem edilen işçiler de yararlanmaya başladılar.
Bu gelişmelere paralel olarak, pastadan aldıkları pay oranında siyasal tercihleri de değişti. Son 20 yılda büyük çoğunluk CHP’yi ve onun solundaki parti ya da eğilimleri destekleyen Aleviler artık daha pragmatik bir çizgiye kayarak iktidarı da desteklemeye başladılar. Ben,sorunuz üzerine sürecin iktisadi yönüne değiniyorum. Kuşkusuz bu gelişmede alevilerin, kendilerini katliamlardan koruyamayan sol iktidarlara karış duydukları tepkinin de önemli bir payı vardır.
Nokta: Alevilik bu dönem içinde kültürel planda ne gibi değişiklikler yaşadı?
Şener -Anadolu Aleviliğinin bilinen hoşgörülü, liberal düşünce yapısı bir anlamda bu kültürün bilinen klasik özelliklerindeki zayıflamanın en önemli nedenidir. Alevilerin kasaba ve şehirlere göçü hızlandıktan sonra bu kesim içinde eğitim oranı çok yükseldi. Alevi din adamları çoğu yüksek eğitim görmüş yeni nesil karşısında çok yetersiz kaldılar. Aleviler, 70’li yıllardan itibaren kültürel olarak ikiye bölündüler. Dünyayla ilgilenen çağdaş bir kesim ve dünyayla ilişkisini kesmiş, arabeskleşmiş diyebileceğimiz öteki kesim. Hemen belirtelim ki, bu ikinci kesimin Aleviliğin temel değerleriyle de bir ilişkisi kalmamıştır. Konumuz açısından önemli olan nokta ise, her iki durumda da Aleviliğin geçmişini yadsımasıdır. Bu kaçınılmazdı, çünkü Alevilik gelişen dünya karşısında kendisini yenileyemedi.
Nokta: Peki, Sünnilik kendisini yenileyebildi mi ki, onun Aleviliğin yaşadığına benzer bir süreç yaşamadığı söyleniyor?
Şener -Sünnilik, yüzyıllardır merkezileşmiş bir ideolojinin marjını topluyor. Sünnilik bugün de, üstte Diyanet, altta camiler aracılığıyla bu avantajı kullanıyor. Diyanet İşleri’nin herhangi bir emri Kars’taki camiye de, Edirne’deki camiye de aynen gider. Kısacası, Sünnilik iktidar olduğu için varlığını sürdürürken, Alevilik muhalefet olduğu için tarihe karışıyor. Ama aynı nedenle birincisi tutucu, ikincisi demokratiktir. Bence sorunun doğr ukonuluşu şöyledir:Alevilik modernliği, çağdaş daş düşünceyi ve hümanizmi besleyerek tarihe karışıyor.
YENİ DEMOKRASİ DERGİSİ
AĞUSTOS 1987, SAYI: 4
GÖRÜŞ
KALPLER HACI BEKTAŞ’TA ATIYOR
Cemal ŞENER
Her yıl milyonlarca Alevinin kalbi 16 Ağustos’ta Hacı Bektaş’ta atıyor. Onbinlerce Anadolu Alevisi bu küçük şirin Anadolu kasabasına dolup taşıyor. onbinlerce insan büyük düşünür ve Gönül Sultanı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenlerine katılıyor.
O’nu sevenler, O’nun ilkelerine inananlar oluk oluk bu gönül sultanına muhabbet için koşuyorlar.
O halde Hacı Bektaş-ı Veli’nin kim olduğunu ve asırlardır süren bu sevginin nereden kaynaklandığını kısaca dile getirmeye çalışalım.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya gelişi Anadolu Selçuklu Devletinin son yıllarına rastlar. Hacı Bektaş-ı Veli’yi büyük Türk mutasavvufu Ahmet Yesevi halifelerinden Lokman Parende Anadolu’ya göndermiştir.
Hacı Bektaş-ı Veli, İbrahim Al Sani diye anılan Seyyid Muhammed’in oğludur. Babası Hacı Bektaş-ı Veli’ye Lokman-ı Parende’yi hoca tutmuştur. Lokman-ı Parende, Türkistan’ın doksandokuz bin pirinin piri Hoca Ahmet Yesevi’nin halifelerindendir.(1)
Hacı Bektaş-ı Veli’nin rivayetlere dayalı hayatı “Vilayetname” adlı eserinde oldukça mitolojik öğelerle dolu bir şekilde anlatılır.
Hacı Bektaş-ı Veli, 1273’de vefat eden Mevlana Celalettin ile aynı çağda yaşamıştır. Eserlerini Farsça yazan Mevlana’ya karşın Hacı Bektaş-ı Veli; katıksız öztürkçe kullanmış ve yazmıştır. Tamamen halk diliyle yazan Hacı Bektaş-ı Veli’nin ölümü ise; 1270-71 olarak kabul edilir.(2)
Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’ya yirmi dört yaşında geldiği zaman Babailik akımı henüz sönmemişti.
Baba İshak, Anadolu Selçuklu yönetiminin katmerli sömürü ve haksızlıklarına karşı eşitliği savunuyordu. Babailik, bugüne değin yapılan ilk örgütlü ve bilinçli halk hareketi sayılıyor.
Babai İsyanı önceleri, Güney-Doğu Anadolu’da, sonra Orta Anadolu’da yayılmış. Merkezi Amasya’dır. İsyana Baba İshak adlı bir Türkmen babası önderlik etmiştir. Baba İshak’ı Selçuklu ordusu 1240 yılında Amasya’da idam etmiş, isyan ancak paralı Hıristiyan askerlerin desteğiyle bastırılmıştır.
İşte Hacı Bektaş-ı Veli’nin geldiği yıllar, Anadolu böyle karışıklıklar içindeydi. Babai hareketinin Hacı Bektaş-ı Veli’yi etkilememesi mümkün değildi. Her yanda iktidar ve din kavgaları ortalığı sarmıştı. Anadolu Selçuklu Devleti, halka yabancı bir zulüm iktidarı idi. Saray Acem ve Arap etkisinde Türklere insan muamelesi bile yapılmıyordu.(3)
Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmet Yesevi’nin müridi olarak Anadolu’ya bir Yesevi dervişi olarak gelmiştir. Buna karşın Hacı Bektaş-ı Veli; Anadolu’da Alevilik öğesinin piri olmuştur. Bektaşilik adında kurulan tarikat ve öğretisi, Anadolu’da kurulan en büyük Alevi tarikatı olmuştur.
Bir Yesevi dervişi olarak Anadolu’ya gelen Bektaş-ı Veli’nin nasıl olup da Aleviliğin en ulu kişisi olduğu oldukça ilginç bir düşünsel gelişmedir. Bektaşiliğin tarikat olarak kuruluşu ise, Hacı Bektaş-ı Veli zamanında değil O’nun müritlerinden Balım Sultan zamanında gerçekleşmiştir.(4)
Bektaşilik; yani Alevilik tamamen Anadolu’ya has bir düşünce akımıdır. O, bir yanıyla dinseldir. Ama tamamen dini bir akım değildir. Bir benzerine ise başka bir İslam ülkesinde rastlamıyoruz.
Bektaşilik’in kaynakları şunlardır:
a) İslamiyet içindeki hilafet meselesinde Hazreti Ali ve Ehlibeytine yapılan haksızlıklarda; Hz. Ali ve Ehlibeytine duyulan aşırı saygı ve bağlılık,
b)Orta Asya eski Türkmen kültürüne özgü motifler. Özellikle Şamanizm, Maniheizm, Zerdüşt ve diğer çok tanrılı inanç izleri,
c) Eski Anadolu medeniyetlerine ait kültür izleri. Özellikle çok tanırlı Anadolu dinlerinden kalan miras.
İşte bunlara benzer öğeler Anadolu Aleviliğiin kaynaklarını oluşturmuştur. Bu üç farklı kaynağın Anadolu Yarımadasındaki sentezi Alevilik’i doğurmuştur.(5)
Aleviliğin İran Şiiliği ile, Mısır Fatımi’leriyle, İsmailiye mezhebi ile vs. Hz. Ali ve Ehlibeytine duyulan sevgi ve saygı dışında bir ortaklığı yoktur.
Selçuklu ve daha sonra Osmanlı koyu sünni bir İslamı saunurken, Hacı Bektaş-ı Veli, insan sevgisini, kardeşliği, eşitliği, haksızlığa karşı olmayı, kendine en büyük erdem olarak seçmiştir.
Aşağıdaki dörtlük büyük düşünürün düşüncelerini ifade etmektedir:
“Hararet nardadır, sacda değildir
Keramet baştadır, tacda değildir
Her ne arar isen, kendinde ara
Mekke’de, Kudüs’te, Hac’da değildir”
Hacı Bektaş-ı Veli; günümüzden yaklaşık yedi yüz yıl önce yaşadığı halde o, adeta canlı bir varılk gibi yanıbaşımızda yaşamaktadır. Çünkü onun savunduğu düşünceler günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşadığı dönemde demokrasi, sosyalizm vs. gibi düşünce akımları henüz çok uzakta idi. Fakat Hacı Bektaş-ı Veli; düşünceleriyle ekonomik olarak eşitilği, siyasal olarak özgürlüğü, dinsel olarak laiklik diye formüle edilen şeyleri inançla ve kararlılıkla savunuyordu.
O’nun insana verdiği değer bugün bile çağdaş siyasal sistemlerin anlamlarından çok ileridir. O, insanı ve insan sevgisini yaşam felsefesinin esası yapmış bir düşünür ve gönül piridir. Şu dedikleri çok öğreticidir:
“Ellerin Kabesi var
Benim Kabem insandır
Kuran da kurtaran da
İnsanoğlu insandır”
Bektaşilik, her ne kadar başlangıçta dinsel bir yapı olarak ve Hz. Ali taraftarlığı şeklinde karşımıza çıkmış ise de, tarihsel süreç içinde toplumsal haksızlıklara karşı halk kitlelerindeki hoşnutsuzluğun, başkaldırının sembolü olmuştur. Aleviliğin dinsel bir ideoloji olduğu ölçüde siyasal bir düşünce akımı olduğu da unutulmamalıdır(6).
Batılı bir düşünür 16. yüzyıldaki dini savaşlarla ilgili şunları yazıyor:
“16. yüzyılın dini sanılan savaşları bile, öncelikle maddi sınıf çıkarlarıyla ilgiliydi... Gerçi o günlerin sınıf çatışmaları dini parolalarla sürdürülüyordu, çeşitli sınıfların çıkarları istekleri dini bir perdenin ardında gizliydi, ama bütün bunlar sorunun özünü değiştirmez.”(7)
Günümüzde Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğretileri gerçek özünden saptırılarak Türk milliyetçiliği ve İslam ümmetçiliği gibi ideolojilere alet edilmeye çalışılıyor.
İnsan sevgisinden, halktan yana olan tüm güçler Hacı Bektaş-ı Veli’ye ve öğretisine sahip çıkmalıdır. 16 Ağustos Hacıbektaş Kasabası’nda soğuk, zoraki, içeriksiz, kof, somurtkan resmi devlet törenine terkedilmemelidir. TRT sadece yasak savma olarak konuyu ele almamalıdır. Hacı Bektaş-ı Veli ve ilkelerine inanan milyonlarca insana karşı saygılı olmalıdır. O’nun yükselttiği, temeli insan sevgili olan bayrak, daha yükseklere çıkmalıdır.
O büyük insan asırlar önce bize şöyle seslenmişti:
“Dostlarım
Kardeşlerim
Canlarım...
Kaldırın başlarınızı
Suçlular gibi, yüzümüz yerde
Özümüz darda, durup dururuz
Kaldırın başlarınızı yukarı
Bize göz verildi, gözleyin diye
Dil verildi, söyleyin diye
El gövdede kaşınan yeri bilir
Dert bizde derman ellerimizdedir.
Ararsan bulursun, verirsen alırsın
İnanmazsan gelir görürsün.”(8)
Bu çağrıyı cevapsız bırakmayalım.
(1) Vilayet-Name, Abdülbakiy Gölpınarlı
(2) Vilayet-Name, Abdülbakiy Gölpınarlı
(3) Anadolu’da Babailer İsyanı, A. Yaşar Ocak.
(4) Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, E. Behnan Şapolyo
(5) Bektaşilik, İ. Zeki Eyüboğlu
(6) Türk Halk Hareketleri, Çetin Yetkin
(7)Alman Köylü Savaşı Üzerine, F. Engels
(8)Semahlar, Ruhi Su
ALEVİLİK ÜZERİNE GENEL KAYNAKÇA
Alevilik-Ahilik-Bektaşilik, Cemal Bardakçı, 2 cilt, Ankara, 1950, 2. baskı
Alevilik-Sünnilik “İslam Düşüncesi”, İsmet Zeki Eyüboğlu, Hürriyet yayınları, İstanbul 1979, 1. baskı
Alevilikte Hacı Bektaş-ı Veli ve İlkeleri, Av. İbrahim Kamil Karaman, AbdülKaracaahmetsultan Rehmen, Tipo Neşriyat ve Basımevi, İstanbul 1966, 1. baskı
Ariflerin Menkıbeleri, Ahmet Eflaki, Çev:Tahsin Yazısı, 2 cilt, Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973, 2. baskı
Babailer İsyanı, Ahmet Yaşar Ocak, Dergah yayınları, İstanbul 1980, 1. baskı.
Bektaşi Edebiyatı Antolojisi, 19. Asırdanberi Bektaşi-Kızılbaş-Alevi Bektaşi ve nefesleri; Sadeddin Nüzhet Ergun, İstanbul Maarif Kütüphanesi.
Bektaşiliğin İç Yüzü, M. Tevfik Oytan, 2 cilt, İstanbul Maarif Kitabevi, İstanbul.
Bektaşiliğin Menşeleri, Fuat Köprülü, M. Dede Teşvik Yurdu Dergisi, sayı 317
Bektaşilik, Murat Sertoğlu, Başak Yayınları, İstanbul 1969, 1. baskı
Bektaşilik Alevilik Nedir?Doç. Dr. Bedri Noyan, Ankara 1988
Bektaşi Mena-Kıbnamelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri, Yaşar Ocak, Enderun Kitabevi, İstanbul 1983, 1. baskı.
Bektaşi Şairleri, Saadettin Nüzhet (Erenköy Kız Lisesi Edebiyat Muallimi), Devlet Matbaası, İstanbul 1930, 1. baskı.
Bedrettinem, Radi Fiş, Yön yayınları, İstanbul, 1988
Buyruk, Derleyen:Sefer Aytekin, Emek Basım Yayın, Ankara 1982
Buyruk İmam-ı Cafer buyruğu, Bir heyet tarafından hazırlanmış, Ayyıldız Yayınevi, Ankara
Büyük İslam Tarihi, Namık Kemal, Dilimize Uygulayan:İhsan Ilgar, 1. cilt, Hürriyet yayınları, İstanbul 1975, 1. baskı.
Devlet ve Din, Prof. Dr. Çetin Özek, Ada yayınları, İstanbul
Divan, Mevlana Celaleddin, Çev:Abdülbaki Gölpınarlı, İnkilap ve Aka Kitabevleri, İstanbul 1974, 1. baskı
Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Mehmet Şerif
Edebiyat İncelemeleri, Atilla Özkırımlı, Cem Yayınları, İstanbul 1932, 1. baskı
Evliyalar Evliyası Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Murat Sertoğlu, Şadırvan Turizm Yayınevi, İstanbul 1966, 1. baskı
Evliyalar Şahı, Dr. Mehmet Ali Derman
Fuzuli Divanı:Abdülbaki Gölpınarlı, İnkilap Kitabevi, İstanbul 1985, 3. baskı
Gelin Canlar Bir Olalım, Nezihe Araz, Hürriyet yayınları, İstanbul 1984, 1. baskı
Gerçek İslam Dini, Şinasi Koç, Mart 1983, Ankara.
Günün Işığında Tasavvuf Tarikatlar, Mezhepler Tarihi, İsmet Zeki Eyüboğlu, Geçit Yayınevi, İstanbul 1987, 1. bsakı.
İmamiye Şiası, Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, Selçuk Yayınları, Ankara 1984.
İncil, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul 1979, 8. baskı.
İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Çev:Hüseyin hatemi, Çağrı Yayınları, İstanbul 1980, 1. baskı
Kerbela Vakası ve Kerbelanın İntikamı, Ziya Şakir, 2 cilt, İstanbul Maarif Kütüphanesi, İstanbul MCMCXVI, 1. baskı
Kur’an’da Hikmet, Tarihte Hakikat, Halil Öztoprak, 3 cult
Makaalat, Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Mehmet Yaman, Gülbay Yayıncılık ve Matbaacılık, İstanbul 1985.
Mesnevi, Abdülbaki Gölpınarlı, 4 cilt, İnkilap ve Aka Kitabevi, İstanbul 1983, 2. baskı
Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi:Enver Behnan Şapolyo, Türkiye yayınları, İstanbul 1964.
Nehç’ül Belagat İmam Ali’nin Hutbeleri-Mektupları-Emirleri-Vecizeleri, (Hazırlayan) Abdülbaki Gölpınarlı, Neşriyat Yurdu, Yeni Şart Maarif Kütüphanesi, Ankara 1972, 1. baskı
Oniki İmam, Abdülbaki Gölpınarlı, Der Yayınları, İstanbul 1979, 1. baskı
Osmanlıdan Önce Anadolu’da Türkler, Claude Cohen (Sorbon Üniversitesi İlam Tarihi Prof.) Türkçesi Yıldız Moran, E Yayınları Tarih Dizisi, İstanbul 1984, 1. baskı
Peygamber Çiçekleri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Kerbela Vakası, Mustafa Necati Bursalı, Çile Yayınları, İstanbul 1983, 4. baskı.
Pir Sultan Abdal, Selahattin Eyüboğlu, Cem yayınları İstanbul
Pir Sultan Abdal, Asım Bezirci, Say Yayınları, 1991
Pir Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayınları
Pir Sultan Abdal, Orhan Ural, Ant Yayınları, 1990 İstanbul
Pir Sultan Abdal, Mehmet Bayrak, Yorum Yayınları, İstanbul 1986, 1. baskı
Pir Sultan Abdal Yaşamı, Kişiliği, Yapıtları, Mehmet Fuat (Bengü), Detaş T.A.Ş. De Yayınevi, 1980, 2. baskı
Pir Sultan’ın Dostları, Cahit Öztelli, Özgür yayın Dağıtım, İstanbul, 1984, 1. baskı
Safevi Devletinin Kuruluş ve Gelişmesinde Anadolu Türkleri’nin Rolü, Prof. Dr. Faruk sümer, Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü Yayınları, Ankara 1976, 1. baskı
Sosyal Açıdan İslam Tarihi, Abdülbaki Gölpınarla, İnkilap ve Aka Yayınalrı, İstanbul 1975, 1. baskı
Şerh-i Besmele, Hz. Rüştü Şardağ, Karınca Matbaacılık, İzmir 1985.
Şeriat ve Kadın, İlhan Arsel, İstanbul 1987, 1. baskı
Şeyh Bedrettin ve Varidat İsmet Zeki Eyüboğlu, Der Yayınları, İstanbul 1986
Tam Hakiki Hüsniye, Ayyıldız Kitabevi, İstanbul
Tanrı Anlayışı, Cemil Sena, Remzi Kitabevi, İstanbul 1978, 1. baskı
Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, Abdülbaki Gölpınarlı, Der Yayınları, İstanbul 1979, 1. baskı
Tarihin Getirdikleri, Ali Rıza Sayan, Gençlik Basımevi, İstanbul 1978, 1. baskı
Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, Abdülkadir İnan, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1972, 2. baskı
Tarikatlar Tasavvuf ve Felsefe Münasebetleri, Dr. Hasan Küçük, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1985, 1. baskı.
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Prof. Dr. Fuat Köprülü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1984, 5. baskı.
Türk Edebiyatı Tarihi, Ord. Prof. M. Fuat Köprülü, Ötüken Yayınları, İstanbul 1981, 3. baskı
Türk Halk Hareketleri ve Düzenlik Kavgası, Prof. Mustafa Akdağ, Bilgi Yayınevi, Ankara 1975, 1. baskı
Türk Halk Şiirinde Siyasal Motifler, Hüsnü Gürbey, Yayınlanmamış Master Tez.(İ.Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler), İstanbul 1982.
Türkiye’de Din ve Siyaset, Dr. Ahmet Yücekök, Gerçek yayınevi, İstanbul 1976, 2. baskı
Türkiye’de Örgütlenmiş Dinin Sosyo-Ekonomik Tabanı (1946-968), Dr. Ahmet H. Yücekök, Sevinç Matbaası, Ankara 1971, 1. baskı
Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, Burhan Oğuz, 3 cilt, İstanbul Matbaası, İstanbul 1986, 1. baskı.
Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, 2 cilt, Tekin Yayınevi, Ankara 1979, 3.baskı
Umumi Türk Tarihine Giriş, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi Togan, 1. Cilt, Enderun Kitabevi, İstanbul 1981, 3. baskı
Veysel Karani ve Üveysilik, Ahmet Yaşar Ocak, Dergah yayınevi, İstanbul 1986, 1. baskı
Vilayet-Name, Manakıb-ı Hünkar, Hacı Bektaş-ı Veli: Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı, İnkilap Kitabevi, İstanbul 1958, 1. baskı
Yaşayan Alevilik, Yahya Benekay, Varlık Yayınları, İstanbul 1967, 12. baskı
Yunus Emre, Abdullah Rıza Ergüven, Yaban Yayınları, Ankara 1982, 1. baskı.
Yunus Emre, Cahit Öztelli, Özgür Yayınevi, İstanbul 1984, 2. baskı
Yunus Emre Yaşamı, Sanatçı Kişiliği, Yapıtları, Mehmet Fuat (Bengü) -Detaş T.A.Ş., 1979, 2. baskı