SON TERÖR DUYARLILIKLARI
Bilindiği üzere uluslararası ilişkiler güç politikasına dayanır. Güçlü olan veya olanlar isteklerini gerçekleştirmek için siyasal, ekonomik ve psikolojik her yola başvurabilirler. Güçlü, haksız da olsa bir yolunu bularak hedeflerini meşrulaştırır. Güçsüz ise haklı da olsa derdini kimseye anlatamaz. Uluslararası hukuk ne yazık ki her ülke ve durum için aynı şekilde işlemez. Yüzyıllardır uluslararası sistem bu şekilde işliyor.
Ülkeler ne zaman, nasıl hareket edeceklerini ulusal çıkarlara göre belirlerler. Bununla ilgili şu örnek oldukça çarpıcıdır sanırım. ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrası tavrı ile Yugoslavya’nın bölünmesi sırasında Bosna-Hersek’in başına gelenler. Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra hemen harekete geçen ABD başka güçleri de yanına alarak Irak’a kapsamlı bir hareket düzenlemişti. Burada ABD bölgedeki çıkarlarını gözönüne alarak oldukça hızlı hareket etmişti. Bunda petrolün payı oldukça büyüktür. Körfez Savaşı olarak bilinen bu savaş ABD’nin medya yoluyla yürüttüğü bir şova dönüşmüştü. SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği)’nin de dağılma süreciyle ABD süper güç olarak bir güç gösterisinde bulunmuş, ürettiği silahlarını da bu yolla hem deneme hem de reklam yapma olanağı elde edilmişti. Aylarca medyada yeralan savaş görüntülerinden daha iyi bir reklam mı olurdu? ABD’nin körfez savaşı sonrasında çeşitli ülkelere sattığı silahlar ve silah teknolojisinin boyutları bilinirse konu daha iyi şekilde anlaşılır sanıyorum.
Peki aynı ABD ve müttefikleri Bosna-Hersek’te yaşanan vahşet sırasında, neden Kuveyt’in işgali sırasında gösterdikleri duyarlılıkları göstermediler? Bosna-hersek’te çoksayıda masum insanın Sırpların vahşetine maruz kalarak yerlerinden yurtlarından olmaları, katledilmeleri yıllarca TV’lerde boy gösterdi. Çok sonra BM (Birleşmiş Milletler) kararları çerçevesinde bir uluslararası güç müdahale ederek Sırpların insanlıkdışı eylemleri sonlandırıldı. Ama Kuveyt olayındaki duyarlılık ve hız ne ABD’de nede diğer müttefiklerinde görülmedi. Tabi ki çıkarları gerektirdiği için böyle davrandılar. Yaşanan bu samimiyetsiz ve çifte standart yüklü tavırlar uluslararası ilişkilerde ne yazık ki olağandır. Demokrasi ve özgürlük kavramlarını her fırsatta dile getiren ABD ve batılı güçler körfezde bulunan çağdışı krallık ve şeyhliklere çıkarları uyuştuğu sürece ses çıkarmamakta destek olmaktadırlar. Bu tavır terör örgütleri vd. örgütler için de geçerlidir. İşlerine yaradıkları sürece her türlü oluşum desteklenmektedir.
Bu samimiyetsizlik son yaşanan olaylarda çok net anlaşılmaktadır. Sovyetler Birliği’ne karşı Afgan mücahitleri ve Taliban gibi güçleri desteklemekte bir sakınca görmeyen ABD, ikiz kulelere ve Pentagona düzenlenen saldırı sonrasında daha önce desteklediği güçleri terörist olarak ilan ederek onlara savaş ilan etmiş durumdadır.
Bilindiği üzere 11 Eylül öncesinde Afganistan dünya gündeminde bulunmamaktaydı. Afganistan’daki baskıcı Taleban yönetimi ve Usame bin Ladin gibileri faaliyetlerini sürdürmekteydi. Taleban’ı bir zamanlar ABD desteklemiş iktidara gelmesini sağlamıştı. Usame bin Ladin bir zamanlar ABD’nin adamı olmuştu. 11 Eylül saldırısına kadar kimse Taleban rejiminin yok edilmesi gerektiğini düşünmemişti. Ne zamanki 11 Eylül’de New York’taki ikiz kulelere ve Pentagon’a saldırılar düzenlenmiş o zaman durum değişmişti. Bir anda Usame bin Ladin’in terörist olduğu yeniden anımsanmış, bu saldırıları onun düzenlediği ve Afganistan’da bulunduğu gündeme gelmişti. Böylece ABD, Taleban rejiminden Usame bin Ladin’i teslim etmesini istedi ve teslim edilmeyince de Afganistan’a önce hava sonra kara harekatlarıyla süren bir savaşa girişti. Bu savaş bu yazıyı yazdığım şu anda da devam etmekte ve sefaletle boğuşan yüzbinlerce Afganlı nereye gideceğini bilmeksizin oraya buraya göçetmekte. Yemek dağıtılabilen Birleşmiş Milletler kamplarına ulaşabilmek de herkese kısmet olmuyor.
Bu yaşananların özünde masum insanların yaşadıkları acılar yatıyor. Terör, New York’ta yaklaşık 5000 insanın ölümüne yol açıyor, binlerce ailenin bir hiç uğruna dünyaları kararıyor. Afganistan’da yıllardır süren iç savaş ve dış güçlerin müdahaleleri sonucunda yüzbinlerce masum insan ölüyor yada sakat kalıyor. Terör kimden gelirse gelsin terördür. Amerikan ve Sovyet silahlarıyla Afganistan’da ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan trajedinin sorumlusu olarak sadece Taleban vb. örgütler ve Usame bin Ladin gibi hasta ruhlu kişileri görmek saflık olur. Bu bakımdan ABD ve diğer ülkeler, Afganistan’ı hedef alırken geçmişteki sorumluluklarını da itiraf etmek ve özeleştirisini yapmak zorundadır. ABD gibi dünyanın diğer ülkeleride terörü zaman zaman bir dış politika aracı olarak kullanmaktan vazgeçmelidirler. Aksi taktirde ABD’nin içine düştüğü duruma düşmek kaçınılmaz olur. Desteklediğin terör odağı gün gelir sana doğru yönlenir. Ancak artık çok geçtir ve olanlar olur.
Dostlar, son gelişmelere ilişkin düşüncelerim böyle. Son olarak dileğimizin bütün insanların barış ve dostluk içerisinde yaşaması olduğunu söyleyerek, her türlü terörü lanetleyerek bu yazımı noktalıyorum.
Dr. ALİ YAMAN