SOL YANIMDA YAREM VAR
Talihle aran iyi olmadığı gibi, tarihle de barışık değilsin.
Bazı kesimlere yönelik; Tarih sizleri yargılayacak diye yaptığın uyarılar doğru çıkmadı. Kimse yargılanmadı bu topraklarda.
Bazı kesimlere yönelik; Tarih sizleri affetmeyecek diye bağırdın, kimse cezalandırılmadı. Hatta, yaptıkları suçlar terfilere gerekçe oldu (doğuda köy yakanlarla batıda kan dökenler milletvekilliği ve bakanlık koltuklarıyla ödülendirildi doksanlı yıllarda).
Tarih hükmünü her zaman doğru vermiyor anlaşılan.
Özellikle Anadolu insanı için, özellikle ikibin yılına doğru tarih hükmünü hiç de doğru vermiyor. Sanki tarihin çarkları tersine dönüyor, sanki tarihin ırmakları tersine akıyor...
Bunu anlamak için çok ince ayrıntılı tartİşmalar yapmaya hiç gerek yok. Gerçek; çıplak gözle görülebilecek kadar açık ve net.
Üstü örtülemeyecek kadar ortada...
Bulunduğun ikibinli yılların başından geriye dön ve şöyle bir bak istersen.
Bir durum tesbiti yap.
Göreceksin ki, yaklaşık 650 bin kişinin gözaltına alındığı, 48 kişinin idam edildiği, 177 kşinin işkencede öldürüldüğü, 14 bin kişinin vatandaşlıktan çıkartıldığı, 210 bin siyasi davanın açıldığı 12 EylÜl faşizmi hedefine ulaşmış, tekçi bir anlayışla tüm farklılıklara saldırmış, inançsal alanda Alevileri, ekonomik alanda emekçileri, siyasal alanda solcuları sindirip susturarak cunta döneminde fikirlerini iktidara taşıdığı MHP'yi ikibinli yılların başında kadrolarıyla iktidar ortağı yapmıştır.
Sana şaşırtıcı gelebilir ama, bu gelişme sadece MHP'nin gayretleriyle olmamıştır.
En büyük katkı, işbirlikçi liberal sağcılarla, işini bilmez demokratik solculardan gelmiştir.
Bunun içindir ki, bir Ülkeye faşizmi ve diktatörlüğü faşizm ve diktatörlük yanlılarından daha çok, ona boyun eğenler getirir.
Sürekli yapman gerektiği gibi, tarihe bir kez daha göz at.
Almanya da Irkçı Hitler Faşizmi, sosyalizm sözcüğünü resmen sahiplenmiş, partisinin adını Nasyonal Sosyalist Parti olarak koymuştur. İktidara geldiklerinde en büyük yardımı yine, iktidar yürüyüşlerini seyreden Alman sosyal demokratları yapmıştır.
Devletçi İtalyan faşizmi de, soldan ve solculardan sonuna kadar yararlanmasını bilmiştir. Bizzat Mussolini eski bir komünisttir.
Sanırım kafan iyice karıştı.
Dileğim, kafandaki karışıklığın aynı zamanda bir zihin açıklığını, bir bilinç uyanmasını da beraberinde getirmesi.
Alman Faşizmi nin babası Hitler'in 1 Mayıs'ı Ulusal Emek Günü ilan ederek, ulusal bayram olarak kutladığını ve aynı günün akşamı bütün solcuları ve sendika liderlerini bir bir tutuklattığını anımsa.
Şimdi bu kısa tarihsel gezintinin bir kısmını Anadolu'ya ayır.
Oy almak uğruna okullarda din derslerini zorunlu hale getiren, Anadolu'nun kara bahtının aydınlık meşaleleri olan Köy Enstitüleri'nin kapatılma sürecini başlatan, Cumhuriyet devrimlerinin bel kemiği olan öğrenim birliğini, açtığı imam hatip liseleriyle bozarak irticanın önünü açan partinin, devleti kurmakla övünen solcu CHP'den başkası olmadiğini göreceksin.
Ve hemen hafıza projektörlerini 12 Eylül Türkiyesine çevir.
Yargısız infazların, faili meçhullerin cenderesinde Yok et de kurtul mantığıyla fraklı olanların kırıldığı günlere çevir.
Doğuda köylerin yakılarak insanların sürgün edildiği, Tunceli'ye gıda ambargosu uygulandığı, Sivas Madımak Oteli'nde ozanların ve aydınların diri diri yakıldığı, Gazi'de insanların polis kurşunlarıyla kuş avlar gibi avlandığı, ibadet yeri cemevlerine panzerlerle girilmeye cüret edildiği, Uğur Mumcu gibi aydınların başkentin ortasında katledildiği, Metin Göktepe davasının Afyon'a, Gazi davasının Trabzon'a sürgün edildiği günleri anımsa.
Ve devletin çeteleştiği bu kıran günlerinde sağcı-gerici koalisyon hükümetlerini sol partilerin (SHP ve CHP'nin) nasıl, neden ayakta tuttuğunu yeniden anlamlandır.
Sanırım şimdi daha iyi anlamışsındır; yarım saatte Kıbrıs'a barışı götürmekle övünenlerin Madımak yangınına neden sekiz saat seyirci kaldıklarını ve ceset toplamaktan öte hiç birşey yapamadıklarını...
Namus borcu saydıkları halde aydınların kanlarını neden yerde bıraktıklarını...
CHP'nin iktidar döneminde ve kendi Başbakanlığında MHP'li Ülkücülerin Maraş'ı kana boyamasına tanıklık eden Ecevit'in ikibinli yıllarda bu insanlarla aynı hükümette nasıl birlikte ve uyum içerisinde olabildiklerini...
Anlamaya çalış!
Göreceksin ki, sol hala 12 Eylül uykusundadır.
Çünkü sol, 12 Eylül hipnotizmasından hala kurtulamamıştır.
Ve bu nedenledir ki, sol kadroların bilinçsizleri gaflet, bilinçlileri ihanet içindedirler.
Öyle olmasaydı; siyasi yaşamını Ülkeyi ABD emperyalizminin yarı sömürgesi haline getirmeye adamış, devlet olanaklarını kullanarak ırkçılığı ve irticayı kendi kucağında beslemiş, bir yanına şeriatçı Erbakan'ı, diğer yanına ırkçı Türkeş'i alarak 70'li yıllarda kurduğu milliyetçi Cephe (MC) hükümetleriyle Ülkeyi kan gölüne çevirmiş bir SÜleyman Demirel'i içlerinde Erdal Ünönü'nün ve Deniz Baykal'İn da bulunduğu aslan sosyal demokratlar 90'lı yıllarda kendi elleriyle Cumhurbaşkanı seçerler miydi?
Öyle olmasaydı; yine kendi eteğinde büyüttüğü Susurluk devletinin temel taşları tokatçı iş adamlarının, mafya babalarının, soygun çetelerinin baba'sı Süleyman Demirel'i, Başbakan Ecevit ve partisi ikibinli yılların başında Cumhurbaşkanlığına ikinci defa seçtirmek için canla başla çırpınırlar mıydı?
Ömründe sola dair hiç birşey yapmadan sol lider olmuş Baykal'ın, devletin içindeki irinlerin Susurluk lağımından boşaldığı bir sırada Biz devletin çivisiyiz diyerek çetelere güvence vermeye çalışması bu nedenledir.
Ecevit'in MHP'den daha çok milliyetçi, şeriatçı Fetullah Gülen'den daha çok islamcı olması bu nedenledir.
Kendini solcu ilan eden bir CHP'nin devleti kurmakla övünmekten başka hiç birşey yapamamasİ aynı nedenledir.
Yine aynı nedenledir ki, CHP'nin aynı kadroları Atatürk'ün kurduğu partide, Atatürk'ü gerçek fikir ve eylemlerinden soyutlayarak O'nu putlaştırmanın, Anıt Kabir'i başı dara gelenlerin birer çaput bağlayacağı bir türbeye dönüştürmenin, Atatürkçülük'ü O'nun geçtiği yerlerden büstlerini geçirmeye indirgemenin dışında hiç birşey yapamamamışlardır.
Yaptıkları en büyük etkinlik Cumhuriyet'in 75. yılını Onuncu Yıl Marşı söyleyerek kutlamak olmuştur.
Aynı hafiflik içinde bulunanların çete düzenine neden yamak oldukları, çeteleşmeyi neden demokratikleşme gibi halka yutturmaya çalıştıkları artık sana şaşırtıcı gelmemeli. Gerici güçlerle işbirliği yapanlar er geç gericileşirler. Zira, bulaşıcı olan sağlık değil, hastalıktır.
Siyaseti kendilerine ve yandaşlarına çıkar sağlamak; düzeni değiştirmek için değil, düzenden faydalanmak için yapanların önce çetelere göz yummaları, ardından çetelerle birlikte olmaları, en sonunda ise çeteleşmeleri yozlaşma sürecinin doğla bir sonucudur.
Nitekim bu durum solcu geçinen partilerin iç yapılarına da yansımış, bir yanda kendi reisliğine sınır konulması ihtimalini engellemek için örgüt kurmayan, kongre yapmayan, emir komuta zinciri içinde siyaset yapan ilginç bir DSP ile, diğer yanda parti içi yönetimi çete egemenliğine, parti içi yarışı çeteler savaşına dönüştüren bir garip CHP ortaya çıkmıştır.
Ve bu bulaşıcı hastalık en küçük siyasi birimlere, hatta tek tek bireylere kadar sirayet etmiştir.
Şimdi ilk yapman gereken şey, kendini yeniden tanıman, kendini yeniden tanımlamandır. Ardından kendi bulunduğun enlem, boylam ve meridyenleri tesbit ederek, duruş noktanı yeniden saptamak ve 12 Eylül rejiminin kurum ve kuruluşlarla günlük yaşamın, kişisel davranışların içine enjekte ettiği virüslere karşı mücadeleye hemen başlamandır.
12 Eylül rejimiyle ve 12 Eylül felsefesiyle hesaplaşmadan bir yere gidemezsin.
Bir siyasi taktik ve strateji dehası olan Lenin, bu tür durumlardan hareketle, Milyonlarca ve onmilyonlarca insandaki alışkanlık gücü, en korkunç güçtür tesbitini yapmıştır.
Bunun içindir ki, geçmiş kara ve karanlık günlerin ve aynı kara ve karanlık güçlerin kazandırdığı alışkanlıklarla başa çıkmadan, yani 12 Eylül rejiminin tortularını sıyırmadan, 12 Eylül rejiminin molozlarını temizlemeden, 12 Eylül yıkımının enkazını kaldırmadan, 12 Eylül rejiminin sol içindeki uzantılarını silerek 12 Eylül veresiye defterini kapatmadan hiçbir yere varamazsın...
12 Eylül felsefesiyle hesaplaşmanın yolu; en başta, solun önünü tıkayan, solu sağa mahkum eden, koltuk ve çıkar uğruna sol örgütleri sağ iktidarların stepnesi haline getiren, kendilerine ne kadar önder veya lider süsü verirlerse versinler, gerçekte solun ayağına çamur, beline kambur olmaktan başka hiçbir işlevi olmayan sahte Kılavuzlardan kurtulmaktan geçmektedr.
Yani; olağanüstü zamanların olağanüstü liderler yarattığına dair tarihsel kural 12 Eylül döneminde (ne menem birdönemse) Türkiye solu için tamamen tersine çalışmıştır.
Zira bu insanlar, bir yerlerden duydukları Üç-beş tane basma kalıp düşünce kırıntılarını tekrar ederek resmi ideolojiyi savunmaktan başka hiçbir şey yapmadılar. Arada bir basın toplantısı yapmayı, demeç vermeyi solculuk için yeterli gördüler.
Halbuki, sol adına yapılması gereken; yüzbinlerce askerin sınırları beklediği, onbinlerce polisin devriye gezdiği, duldasında çetelerin beslendiği devleti vatandaşa karşı kutsamak ve devleti korumak adına vatandaşı yok saymak değil, aksine karakolda dövülen, daireden kovulan, askerde vurulan, maliyede soyulan, adliyede sürünen çaresiz aç ve perişan vatandaşı devlete karşı savunarak onu korumak, sahipsiz olmadığını göstermek, onu kazanmak, onunla yoldaş, onunla parti, onunla muhalefet, onunla iktidar olmak, onunla demokrasiyi kurmaktır...
Biliyorsun demokratlik, kuru sözden öte eylemli durmak, devletle vatandaş arasındaki bin yıllık iktidar savaşİnda vatandaşın, yani insanın, yani insan haklarının, yani özgürlüklerin yanında olmaktır.
Bu da sadece dilek ve temennilerle olmaz.
Planla ve projeyle olur.
O en güzel plan ve projeleri hayata geçirecek olan kadroları oluşturmakla olur.
Şimdiye kadar yapılan sadece gelir dağılımında eşitliği sağlama çabaları bir şey ifade etmiyor. Milli geliri arttıracak projeleri Üretmek de solun görevidir. Zira eşitlik; var olan yoksullukta değil, Üretilecek zenginlikte sağlanmalıdır...
Demokrasiyi savunmak,demeçlerle başarılamayacak kadar ciddi ve zor bir iştir. Hele hele olmayan bir demokrasiyi savunmaya kalkmak, gülünç duruma düşmekten öte, en büyük utançtır. Yapılması gereken olmayanı savunmak değil, olması gerekeni yapmaktır. Yani demokrasiyi, bütün kurum ve kurallarıyla temelden tepeye inşa etmek, sol için tarihsel bir görevdir.
Bunun için kararlı ve tutarlı ve sabırlı bir çalışma içinde olmalısın.
En az demokrasi düşmanları kadar militan olmadıkça da demokrasiyi inşa edemezsin.
Ama öncelikle ev ödevini başarmalısın. Yani kendi evinde, kendi içinde iş başı yapmalısın ilkin. Dedikoduyu malzeme, çamur atmayİ sanat, ayak oyunu yapmayı marifet, delege pazarları kurmayı ticaret, koltuk kapmayı siyaset sananları kendi içinden temizlemelisin ilk evvel.
Yani, solu sahte solculardan kurtarmalısın ilkin.
Aldırma başkalarının hile ve tuzak kokan sözlerine.
Kendilerini kadro ve lider sananların hiçbirisi vazgeçilmez değildir.
Zira sol, tarihin hiçbir döneminde olmadığı gibi, bundan sonra da hiçbir kişiye mahkum olmayacaktır.
Yeter ki, sen sen ol.
Gör bak hele, analar ne yiğitler doğurur analar yurdu Anadolu'da...
Av. SADIK ERAL