Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

DEMOKRATİK CUMHURİYET

`Cumhuriyet` sözcüğü `cumhur` sözcüğünden kaynaklanmaktadır. `Cumhur` sözcüğü Arapça`da çok farklı anlamlara gelmektedir. Bunlar arasında `kum yığını`, `halk`, `ahali`, `kalabalık` vb. sayılabilir. `Cumhuri` ve `cumhuriyye` millete, halka mahsus anlamına gelmektedir. `Cumhuriyet` de `cumhurluk` anlamına gelmektedir ki; halka mahsus, halkla ilgili olarak günümüz Türkçe`sine çevrilebilir. Hemen tüm batı dillerine geçmiş olan Latince sözcük `res publica`; halka ait, halka değgin anlamına gelen bir sözcüktür. Bu bakımdan `cumhuriyet`, `res publica`nın tam bir çevirisi olmaktadır. Romalılar zamanında `res publica` kavramı `özel ya da aileye ait` anlamına gelmekte olan `res privata`, ya da `familiaris` sözcüklerine zıt bir kavram olarak ortaya atılmış ve gelişmiştir.
Eski Yunan siyasal düşüncesinin temelini `polis` kavramı oluşturur. Dilimizde de yaygın bir biçimde kulanılmakta olan `politika` sözcüğü, `polis`le ilgili işler` anlamına gelmektedir.
* * *
Cumhuriyet `yönetim gücü`nün `halktan` geldiği yönetim biçimlerine verilen genel isimdir.
Yönetici gücü belirleme konusunda halkın hangi oranda `katıldığı` hususu, cumhuriyet açısından fazla bir önem taşımaz.
Bu sorun demokrasinin sorunudur. Zaten demokrasi ve cumhuriyet zaman zaman birbirleriyle karıştırılmaktadır. Fakat her cumhuriyet demokrasi olmadığı gibi, zaman zaman kimi demokrasiler de cumhuriyet olmayabilmektedir.
İran İslam Cumhuriyeti ve İsveç Krallığı bunun en güzel ve çarpıcı örnekleridir. İran`daki yönetimin adı cumhuriyettir; anti-demokratiktir, insan haklarına ve çağa aykırıdır. İsveç`teki yönetim ise krallık olmasına karşın; demokratik, insan haklarına ve çağa uygun bir yönetimdir.
Cumhuriyet `yönetenlerin yönetme yetkisini halktan aldıkları bir rejim` olduğuna göre, eğer demokratik kurumların tam olarak işlediği bir devlet içinde, hak ve yetkileri halkın iradesiyle oluşan parlamento tarafından belirlenen bir `monark`ın varlığı söz konusu ise bu rejime `monarşi` demek oldukça güç olmaktadır. Zaten cumhuriyet; zaman zaman `parlamentarizm`le de karıştırılmaktadır. Parlamenterlerin yönetme yetkilerini halktan değil de, başka yerlerden aldıkları `icazetli` parlamentolarla yönetilen ülkelerdeki yönetim anti-demokratik olduğu gibi, `parlamenter cumhuriyet` sözcüğü de içeriğini yitirerek bir etiket niteliğini taşımaktan öteye anlam taşımamaktadır. Şurası da unutulmamalı ki her `seçim` demokratik olmadığı gibi, böyle `seçim`lerle oluşan `parlamentolar` da `demokratik` değildir. Almanya`da `Hitler`, İtalya`da `Mussolini` böyle `seçim`lerle iktidara gelmişlerdir. Güçlerini de böyle seçilen `parlamentolardan` almışlardır.
* * *
`Zekasını` kullanan insan, varlığını sürdürebilmesinin temel koşulu olarak `toplu yaşamı` seçmiştir. Toplu yaşamın başladığı yerde `yöneten-yönetilen` ayırımı ortaya çıkar. Toplu olarak yaşayan insan topluluğunun oluşturduğu devleti `yönetmek` demek, o devletin içinde `yasama`, `yürütme` ve `yargı` gücünü elde bulundurmak demektir.
Yönetme yetkisi genellikle üç yoldan kazanılabilir. Bunlardan birincisi `zorlama` ya da `kaba güç`, `silah gücü`dür. İkincisi; yöneticilerin Tanrı tarafından görevlendirildiği ve seçildiğine inandırmaktır. Üçüncüsü ise, halkın `egemen olduğu` yani kendi kendini yönettiği rejimlerdir. İşte bu yönetim biçimi demokrasi ve cumhuriyettir. Ancak ne tüm demokrasiler tam anlamıyla cumhuriyettir; ne de tüm cumhuriyetler demokratiktir. Pedagojik olarak üç tür cumhuriyet vardır. Bunlardan birincisi `Aristokratik cumhuriyet`tir ki bunlarda egemenlik soylu, tüccar vb. oligarşik bir grupta toplanır. İkincisi `Demokratik Laik Cumhuriyet`tir ki, bu cumhuriyet türünde egemenlik halkın tümüne aittir. Üçüncüsü ise demokrasinin parti içinde var olduğu varsayımından hareket eden `Halk Demokrasisi Cumhuriyeti`dir.
Cumhuriyet denildiği zaman anlaşılması gereken `Demokratik Cumhuriyet` tir. ‚ünkü; insan onuruna en uygun yönetim biçimi `Demokratik laik cumhuriyet`tir. Kurulması ve yaşatılması en zor sistem de yine `Demokratik Cumhuriyet`tir.
* * *
`Dünya tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman; devleti kuran ve bunların tümünü olaylar ile deneyen Türk milleti bu kez doğrudan doğruya kendi adına birdevlet kurarak mukadderatını eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, tüm üyeleri tarafından seçilen temsilcilerden oluşan bir büyük mecliste temsil etti.
İşte o meclis yüksek meclisinizdir; TBMM`dir. Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak TBMM`dir. Ve bu hakimiyet makamının hükümetine, TBMM Hükümeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka hükümet heyeti yoktur ve olamaz.`
`Egemenliği hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir diye; görüşmeyle tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, erkle, zorla alınır. Osmanoğluları zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altıyüz yıldan beri sürdürmüşlerdi.
Şimdi de Türk ulusu bu saldarganlara artık yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir. Söz konusu olan, ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun gerçekleşmiş bir olayı yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir.`
`Yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir, halkın devletidir.`
`Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.`
Bu sözler Mustafa Kemal Atatürk`e aittir.
* * *
`Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur dedikten sonra; kime sorarsanız sorunuz, bu cumhuriyettir. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin...` Bu sözler de Halk Fırkası`nın (eski adıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) Meclis Grubu`nda 29 Ekim 1923 günü saat 10`da Abdurrahman Şeref Bey`in yaptığı konuşmadan alıntıdır. Aynı günün akşamı Cumhuriyet ilan edilmiştir.
* * *
Cumhuriyetimizin ilanının 78. yılını kutladığımız bu günlerde Ulusal ...nderimiz Mustafa Kemal Atatürk`e ve Abdurrahman Şeref Bey`in şahsında emeği geçen tüm Kuvayı Milliye kahramanlarına minnet ve şükran duygularımı sunarken şu soruyu sormadan edemiyorum: Biz ne yaptık? Emanete sahip çıkabildik mi? Onlara layık olabildik mi? Cumhuriyetin, laikliğin içini boşaltanlara, bize demokrasiyi çok görenlere, Atatürkçülüğü reddedenlere, altı ilkeyi fiilen ortadan kaldıranlara karşı gelebildik mi? Yoksa susup, seyrettik mi?
KAYNAKLAR
1. Söylev, M. Kemal Atatürk
2. Atatürk`ün Söylev ve Demeçleri
3. Cumhuriyet ve Laiklik, Toktamış Ateş
4. Ben Hep Buradaydım, Toktamış Ateş
5. Atatürk ve Tam Bağımsızlık, Muammer Aksoy
6. Atatürk Devrimi, Suna Kili
7. Atatürk Düşüncesi, Reşat Kaynar-Necdet Sakaoğlu
Karacaahmet Sultan Derneği