CUMHURİYET, TALEBAN ve TÜRK DÜNYASI İNANÇ ÖNDERLERİ KONGRESİ
Bugün, 29 Ekim 2001. Ülkemizde Cumhuriyet’in kuruluşunun 78. yıldönümü. Televizyonda, TRT-1’den Cumhuriyet kutlamaları naklen veriliyor. Önce ANITKABİR ardından TBMM ve TÖREN ALANI’nda yapılan törenler naklen veriliyor. Sunucu; bu yıl Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Anıt Kabir’deki deftere uzun bir yazı yazdığını ve yazdıklarını okuduğunu bize iletiyor. Ardından; Mustafa Kemal’in kadın-erkek eşitliğine verdiğ önemi tarihi fotoğraflarla ekrana getiriyor. Ve Türk kadını Avrupa’dan önce seçme ve seçilme hakkını elde etmişti diyor. Ekranlarımızdan evlerimize, işyerlerimize kadar taşınan HİPODROM’DAKİ CUMHURİYET KUTLAMALARI rüya gibi geçip gidiyor.
Ankara’da bunlar yaşanırken, Afganistan’da “TERÖRE BOMBA YAĞIYOR” diye yazıyor gazeteler. 11 Eylül 2001 günü dünyamızda istikrarın, güvenliğin ve gücün sembolü olan ABD aniden kendini savaş meydanında buldu. İkiz kuleler uçak saldırıları ile yerle bir olmakla kalmadı. Az kalsın Pentagon ve Beyaz Saray da aynı akıbetle yüz yüze kalacaktı.
Bu olayın ardından ABD ile kurulan teröre karşı ittifak ve Usame bin Ladin ve Taleban’a yağan yağmur gibi bomba... Milyonlar ve milyarlar ise bu savaşı TV ekranlarından naklen izliyorlar.
Savaşta ölenlere, yersiz, yurtsuz, aç, sefil, hasta, sakat kalanlara üzülmemek olası değil. Ama bu savaş bir yönü ile ise, şeriatçı terörün; modern dünyaya, laik dünyaya meydan okumasıdır. Bu bence böyle algılanmazsa, böyle teşhis konmazsa tedavisi eksik veya yanlış olur. Elinde gücü toplayan, kuvveti toplayan terör yanlısı dinci sermayenin dünyayı tehdit etmesi veya dünyanın bir bölgesini kontrolleri altına almak istemesidir. Bu olguya karşı liberal davranmak “tavşana kaç, tazıya tut” siyaseti izlemek er ya da geç ayaklara dolanan bir siyaset olacaktır. Taliban’ı dün menfaati gereği büyütüp besleyen ve bir anlamda dünyanın başına bela eden Amerika bugün; Usame bin Ladin ve Taleban’a karşı uçan kuştan yardım dilemektedir.
Dün ABD ve Avrupalı büyük devletler Türkiye teröre karşı varını yoğunu ortaya koyarak savaşırken; O’nu arkadan hançerliyorlardı. “Ulus devlet devri bitti.” “Orduya savaşa, silaha ayrılan bütçe bizi rahatsız ediyor.” “Mustafa Kemal’in asker anlayışı demokrasinin önünde engeldir” diyenler bugün Türkiye’nin terörle mücadelesindeki tecrübesini övüyorlar. “Atatürk’ün demokratik Türkiyesi ile kurmuş olduğumuz ittifak ilişkisi bize gurur vermektedirler” diyorlar.
TV ekranında Cumhuriyet törenlerini izlerken bakın gazetelerde konu ile ilgili ABD Başkanı George W. Bush Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e gönderdiği mesajda:
”Atatürk’ün çağdaş ve demokratik değerlere bağlı Türkiye düşüncesi, ülkenizin uluslararası alanda güçlenmekte olmasıyla bugün gerçekleşmiş bulunmaktadır” dedikten sonra mesajı şöyle devam ediyor:
“Zamanın sınavını başarı ile geçen ittifak ilişkimiz, bize gurur vermektedir. Sayın Cumhurbaşkanı, sizi ve Türk halkını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının78. yıldönümü nedeni ile kutluyorum. Atatürk’ün çağdaş, gönenç içinde yaşayan ve demokratik değerlere bağlı Türkiye düşüncesi, ülkenizin uluslararası alanda güçlenmekte olması ile bugün gerçekleşmiştir. ABD, 11 Eylül olayları sonrasında Türk halkının gösterdiği cömert duygudaşlık ile Türkiye’nin teröre karşı kurulan uluslararası koalisyon içindeki güçlü desteği için minnettardır.” diyor. Bunları ABD ve Avrupa devletlerinin müttefik sözcüsü ABD Başkanı Bush Laik Türkiye Cumhuriyeti için diyor. Çünkü; Mustafa Kemal bugün ABD ve Avrupa devletlerinin savaştıkları dinci terörü 78 yıl önce keşfetmiş ve onlarla mücadele içinde laik Cumhuriyeti kurmuştu. Bu güçleri iyi tanıyordu. Laikliğin önemi buradan geliyordu.
Böyle bir ortamda; “Uluslararası Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi” yapılıyordu. Bu yıl üçüncüsü yapılan Kongre, Ankara’da Başkent Öğretmenevi’nde; 23-28 Ekim 2001 tarihleri arasında yapıldı. Sempozyumun ismi ile ilgili olarak yanlış anlamaları engellemek için bir açıklama yapmak gerekiyor. Çünkü sempozyuma katılanların tümünün inanç önderi olduğu anlaşılıyor. Halbuki sempozyum’un konusu; İnanç Önderleri ile ilgili araştırmaları olan araştırmacıların sundukları tebliğlerden oluşuyor. Katılanlar arasında bizzat İnanç önderi yani din adamı da olabilir ama şart değil.
Örneğin; 1.si 13-16 Ağustos 1998’de Ankara’da yapılan sempozyuma toplam 41 konuşmacı katılıyor. Bunların 9 tanesi yabancı bilim adamı 32 tanesi yerli bilimadamlarından oluşuyor. Aralarında; Prof. Or. İlhan Başgöz, Kıbrıs’tan Prof. Dr. Metin Akar, Türkmenistan’dan Prof. Dr. Nazar Gulla, Romanya’dan; Dr. Maria Batca, Azerbeycan’dan Prof. Dr. Maarife Hacıyeva v.s. yeralmıştı.
Tebliğ konularına göre ise; Sarı Saltık, Şeyh Ahmet Dede, Dede Korkut, Türkmen Toprağında Yatan Erenler, Azerbaycan’da Kız Kalesi Efsanesi, Uluborlu’da Yatan Erenler, Balıkesir’de Sarıkız, Sivas, Kütahya, Van Gölü, Ankara’da Hüseyin Gazi, Manas Destanı, Malatya’daki Kızıl Deli, Mersin, Zile ve Yenisey Altay Yazıtlarındaki “Eren”ler taşınmıştı kongreye.
Bu yıl ise; yine Vakıf Başkanı Sn. Yusuf Dağ ve çalışma arkadaşları Sn. Piri Er, Sn. Prof. Dr. Belkıs Temren, Sn. Prof. Dr. Zafer İlbars ve ismini sayamadığımız diğer emek veren arkadaşları bilimsel açıdan doyurucu, düzenli, düzeyli bir sempozyum düzenlemişlerdi. Öncelikle kendilerine çok teşekkürler. Tabi T.C. Kültür Bakanlığı’nın özellikle Sn. Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın desteğine yürekten teşekkürler.
Katılım bu sefer daha fazla idi. Toplam 80 katılımcı vardı. Bunların 20’si yurtdışından geliyordu. TÜKSEV (Türkiye Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı) ile T.C. Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği sempozyum sıcak bir ortamda başladı. Açılıştan sonra program kitapçığına baktığımızdaki bazı isimlerden ve bazı konulardan size sözetmek istiyorum. Bu kongrede; Dr. Lütfi Doğan, Prof. Dr. Suna Güven, Doç. Dr. Hüseyin Bal, eski Kültür Bakanımız Sn. Namık Kemal Zeybek, Ishak Haleva, Dimitrios Katsikas, Dr. Neriman Kasımoğlu, Tokat’tan Muhsin Pehlivan, Dr. Ali Yaman, İsmail Onarlı, Gülağ Öz, İbrahim Bahadır, Ali Yıldırım, Trakya Bektaşileri konuları ile tanıdığımız Refik Engin, İsmail Engin, Adil Ali Atalay, Doç. Dr. Fuzuli Bayat, Prof. Dr. Mehmet Aydın, Prof. Dr. Nerimanoğlu, Kazdağı Türkmenleri araştırmacısı Sinan Kahyaoğlu, Hubyar Sultan araştırmacısı Ali Kenanoğlu, Ali Taşgın, Prof. Dr. Ahmet Pirverdioğlu, Garip Musa’lı Musa Karakaş, Ertuğrul Danık ve isimlerini sayamadığım toplam yaklaşık 80 bilimadamı katıldı. Namık Kemal Zeybek’in sempozyuma ilgisi ve aktif katılımı ancak takdirle karşılanabilirdi.
Konulardan da birazcık sözetmek gerekirse; Ahmet Yesevi, Dersim Mitolojisi, Pir Sultan, Onar Dede, Ocak Köyü, Safeviler Bektaşiler İlişkisi, Dedelerin Sorunları, Barak Baba, Trakya ve Balkan Bektaşiliği, Türk Dünyası’ndaki çeşitli türbe ve dergahlar ile çeşitli inanç önderleri, Mevlana, Ürgüplü Aziz Yoannis, Nissim Behar, Keçeci Baba, Erzincan’lı Doğan Dede, Baba Rıza ve Deli Aziz gibi konular sempozyumun gündemine geldi.
Üç gün iki salonda 20’şer dakika konuşma ile sınırlı sempozyum oldukça verimli geçti. Gelenek olduğu üzere sempozyum sonunda ise; 2-3 günlük Kapadokya-Hacıbektaş gezisi de çok güzel gerçekleşti. Bu verimli bilimsel şöleni düzenleyenlere ve katılımcılara teşekkür ve sevgilerimi sunuyor, darısı yenilerinin başına diyorum.
Sempozyumda, 7 Kasım 1997’de Hakk’a yürüyen Bedri NOYAN Dedebaba’yı tebliğime konu yapacaktım. Fakat zaman azlığı ve konunun derinliği açısından bu görevi gerçekleştiremedim. İnşallah ileride olur diye düşünüyorum. Bu konu olmayınca, Kongre Çağrısı doğrultusunda “Yaşadığı yıllarda halkın inanç dünyasını etkileyen Hakk’a yürümelerinden sonra ise, hala etkileri görülen” üç farklı mahalli inanç önderini konu edindim. “Erzincan’lı Doğan Dede, Baba Rıza ve Deli Aziz.”
CEMAL ŞENER