Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

BATI ALEVİLERİ ASİMİLASYON'UN EŞİĞİNDE Mİ?

Son on yılda Türkiye'de Alevilik ve Bektaşilik üzerine bir enformasyon patlaması yaşandı.Çok yazıldı çizildi bu konuda.Deyim yerindeyse Türkiye'de bir Alevi Rönesansı yaşanıyor.Ancak yazılıp söylenenler genelde çok genellemeci ve büyük ölçüde Alevi toplumunun gerçekliğini ve bugün yaşananları yansıtmaktan çok uzak şeylerdi.Kitaplar, makaleler ve bu konuda yapılan açık oturumlar , sanki Aleviler bu toplumda yaşamıyorlarmışcasına ütopik kaçıyordu ve Aleviliğin yerel , farklı ve çeşitli renklerini ele almaktan uzak bir havada idiler.Bu yazımda ben , işte bu değinilmeyen boyutlardan birini gündeme getirerek , Batı Anadolu Alevilerinde , özellikle Kütahya ,Eskişehir , Bilecik ve kısmen Manisa ve Balıkesir yöresinde yaşanan kimlik krizi ve asimilasyon sürecine değinmek istiyorum.
Bence Türkiye ve Avrupa'daki Alevi örgütlenmelirinin öncelikli sorunu , örgütleme , cemevi yapma ve devletten nasıl para koparabilirim olmamalıdır.Bu örgütlerin ilk başta , Türkiye'nin batı bölgelirinde yaşayan Aleviler arasındaki yozlaşma ve yer yer asimilasyona varan sorunlara objektiflerini aciliyetle çevirmelir gerekiyor.

Burada portresini çizmeye çalışaçağım Alevi köyünün özelliklerini okuduğunuzda , kuşkum yok, içinizden bazıları "Ya, hiç böyle de Alevilik ve Alevi köyü olur muymuş!" diyeceklerdir.Evet , maalesef sanıldığı gibi Türkiye'de Alevilik ve Alevi Toplumu tek boyutlu ve homojen değil.Anlatma denemesine girişeceğim köy , çok yakında tanıdığım kendi köyüm Kütahya'nın Hisarcık İlçesine bağlı iki binin üzerinde nüfusu olan ve 1998'de belediye olan Merkez Şeyhler'dir.Bu köy , çevresindeki Sünni köylerin arasında sıkışmış kalmış beş Alevi köyünün en büyüğüdür.Bugüne kadar köy halkının çevredeki Sünni köylerle farklı inançtan kaynaklanan hiçbir problemi olmamıştır denilebilir.Tabii bu arada bizim köyün Yolu Dereköy adında oldukça katı Sünni bir köyün içinden geçtiğinden , bu köylüler sebzeci vs. gibi gezici esnafı,"Orası Kızılbaş köyüdür , gitmeyin" diye geçirmedikleri gibi küçük olaylar yaşanmış ve köyümüze Alevi olmasından dolayı zaman zaman aşağılayıcı bir gözde bakıldığı da olmuştur.

ALEVİ KÖYÜNDE İKİ CAMİİ

Köyümüzde iki tane , ikişer şerefeli minaresi olan cami var.Köy iki mahalle olması nedeniyle bizim tekke dediğimiz iki tane de cemevi binası mevcut .Seksenli yılların ortalarında yapılan camiler, bir tür aşağılık kompleksi ile "çevredeki köylerde var da bizde neden olmasın , siz müslümansanız biz sizden de müslümanız , hemde gerçeği" şeklinde özetlenebilecek bir duygu ile inşa edilmişlerdir.

Tunceli , Sivas ve Erzincan gibi doğu illerinde ancak 1980 askeri darbesi sonrası başlayan Alevi köylerine zorla camii yaptırma uygulaması , bizde ve benim bildiğim diğer çevre Alevi köylerinde , 1960'ların sonlarında başladı.Ancak bir şartla ; bizdeki camiileri halk devlet zoru ile değil gönüllü olarak yaptırdı.1970 Gediz Depremi'ne kadar köylülerimiz , köyde bir yatırın odasını camii olarak kullanırken ve eski mahallede bulunan bu camii de Eyüp Horacan (Demirbağ) adında bir şahıs , köylünün arasında yıllık olarak topladığı buğday , arpa vs. gibi zahire karşılığı köyün camii ve cenaze gibi dinsel ihtiyaçlarını yerine getiriyordu.Depremin ardından yapılan afet konutları mahallesi ile birlikte , devlet tarafından buraya yeni bir ahşap camii yaptırılmıştır.Bu deprem camiisi daha sonra yıkılarak , birkaç Almancının önayak olmasıyla Almanya'da çalışan 100 aile kadar olan Merkez Şeyhler'li haneden ayrı ayrı biner mark para toplamış ve köylülerinde katkısıyla yukarıda bahsettiğim iki şerefeli minaresi olan camii inşa edilmiştir.Köylülerimiz Cuma , bayram ve vakit namazlarını camide kılarken aynı insanlar her Perşembe akşamı cemevinde rutin olarak toplanmaktadır.Köyde dede sülalesi olmadığından , sadece dede vekili denilecek bir rehber bulunmakta, büyük ayin-i cemler ve ikrar törenleri olduğunda , genellikle 25 km uzaklıktaki Şeyhçakır Köyü veya son yıllarda Eskişehir'den Bilecik-Bozüyük kökenli dedeler gelmektedir.

Çocukluğum hariç yetişkin olduğumda ilk defa 1990 yılında köydeki cemevine gittim.Bir de en son babaannemin vefatı dolaysıyla "dardan indirme" töreni için.1990 yazında Eskişehir'den aslen Bozüyüklü Abidin adında bir dede diye.Ben de merak edip gittim.Cemevinde bizim köylülerin "nasihat"dediği iki saatten fazla süren bir vaaz verdi.Dedenin konuşmasında referans aldığı kaynaklar , tamamıyla Sünniliğin temel kaynaklarıydı ve dede sürekli olarak Kuran'dan ayetler okuyor, bir yandan da bunların tefsirini (yorum) yapıyordu.Dedenin , arada Yezid'e ve İmam Hüseyin gibi bazı sözleri aradan çıkarılsa , kendinizi cemevinde olduğunuz halde camiide vaaz dinliyor sanabilirdiniz.1980 yılına kadar dedelerimiz Hacı Bektaş'tan geliyordu.Buradan gelen dedeler teker teker ölünce şimdi artık ancak 5-10 yılda bir Hacı Bektaşlı bazı dedeler köye uğrayabiliyor.

Kanımca , bizim köyü bu yola yani "sünnileşmeye" doğru yönlendiren dedeler , Hacı Bektaşlı. Benim de tanıma fırsatı bulduğum ,1979 yılında ölen Hacı Bektaşlı Lütfü Ulusoy adında bir dede vardı.Bu dedeyi köylülerimiz şimdi bile bir elmiş , evliya gibi sayarlar ve hemen hemen köydeki her evde onun fotoğrafları duvarları süsler.Kimse kendisine kötü söz söyletmez ve buna kalkışanlarıda "Haşa , çarpılırsın ha!" diye uyarmaktan geri kalmazlar.

Ben bu dedenin , Alevileri çok eskiden beri sünnileştirmek isteyen devlet içindeki bazı çevrelerin adamı olabileceğinden şüpheleniyordum.Ancak , Lütfü Dede hakkında son yaptığım araştırmalar , bu şüphelerimi bir ölçüde yalanlasada , dede hakkında her iki iddiayı da destekleyecek sözleri bizim köylü kişilerden dinledim.Kimi, "Lütfü Dede , bizi bizzat camiye götürdü veya cemevinde birlikte vakit namazı kıldık"derken kimi de "Yok Lütfü Dede , öyle bir şey yapmadı.Köye geldiğinde cemevinden hiç çıkmadı ve camiye gidilmesini , Ramazan Orucu tutulmasını ve hacca gidilmesi gerektiğini ima eden hiçbir sözünü duymadık" gibisinden birbirinin tamamen zıddı şeyler söylüyor.Kısaca ortada Lütfü Dede ile ilgili çelişkili ve birbirini tutmayan ifadeler var.Yine Lütfü Dede ile aynı tarihlerde köyümüze gelip giden bizim köye yakın Alevi köyü Şeyhçakır'dan Ali Aydedeoğlu adındaki dedenin de , camiye "Yıkılası Muaviye yuvası" diyerek karşı tavır aldığı ,öldüğü 1992 yılında cenazesinin camiiden kaldırılmaması icin oğullarına vasiyet ettiği söyleniyor.Ancak benim burda anlayamadığım nokta , gerek Lütfü Dede gerekse Ali Dede mademki bu kadar camiye ve oraya gidilip ibadet edilmesine karşıydılar ki anlatılanlar bir ölçüde bunu doğruluyor, neden acaba Şeyhçakır ve bizim Merkez Şeyhler'de bu iki dede , toplum üzerinde çok etkili oldukları halde sünnileşme çok yoğun olarak görülüyor? Her iki köyde de başta Süleymancılık olmak üzere Fazilet'e yakın Nakşibendilik gibi tarikatlara ve Fetullahçılık gibi Nurcu cemaatlere ilgi neden çok fazla?Dedelerin halk üzerindeki karizmatik etkileri ile varolan "sünnileşme eğilimi" arasında bir bağlantı kuramıyorum.Bu durum, ancak dönemin koşulları gereği dedelerin , belki camiye ve diğer Sünni içerikli ibadet ve geleneklere yeterince açık ve net bir şekilde karşı çıkamamaları ile açıklanabilir.Buna birde , bu köylerden başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine işçi olarak gidenlerin orada sünnileşerek , geride kalanlara parasal güçlerinide kullanarak etkilemiş olabileceklerini ve devletin tayin ettiği imamların çabalarını ekleyebiliriz.Bu yazının ilk taslağında Lütfü Dede ile ilgili çok ağır suçlamalarda bulunduğum, yazıyı okuttuğum bizim köylü bazı kişilerce üzerini basılarak söylendi.Hatta yazının Lütfü Dede konusundaki görüşlerimde , hakkında son edindiğim bilgiler ışığında bir yumuşama yaşansa da , Lütfü Dede gibi hatırlı dedelerin şahsında bu tür girişimler olmuyor da değil.Çünkü Alevi köylerinde dedeler aracılığıyla bilinçli sünnileştirme girişimleri ve pratikleri son elli yıldır hep yaşanmıştır ve halen yaşanmakta...Sizler yazıyı , Lütfü Dede adının yerine bir başka dede adını koyarak okuyabilirsiniz.Belki Lütfü Dede , büyük olasılıkla Alevileri Sünnileştirmeyi amaçlayan bir ajan değildir.Ancak bu türden "işbirlikçi ve kınalı keklik" dede örneklerine Alevi köylerinde çok sık rastlandığını da unutmamak gerekiyor.

Hacı Bektaşlı bazı dedelerle ilgili düşünce ve iddialarım aslında öyle temelsiz de değil.Çünkü Hacı Bektaş'tan emekli vali Kadri Erdoğan gibi Alevi-Sünni aynıdır çarpık mantığına sığınarak Sünnileştirme politikalarına çanak tutan bir çok insan çıkmıştır.Ben ayrıca hayatımda , dede olmasa da devlet yanlısı ve sünnileştirmeyi çok normal karşılayan bürokrat, öğretmen vs. gibi Hacı Bektaşlı kişilerle çok karşılaştım.Yukarıda sözü edilen Hacı Bektaşlı Lütfü Dede'nin dinsel konularda İslam'ı hem Sünnilik hem de Alevilik boyutunda öğrenmiş , ayrıca dinler tarihine vakıf oldukça geniş bilgi sahibi , emsalleri olan dedeler arasında ender rastlanabilecek bir insan olduğundan hep söz ediliyor.Bu dede , genellikle kışları köyümüze gelir ve geldiğinde , aylarca çevredeki diğer Alevi köylerini de tek tek dolaşarak hem ayin-i cemleri yönetir hem de köylüler arasındaki problemleri devlet mahkemelerine intikaline gerek kalmadan çözülmesini sağlardı.Hacı Bektaş gibi Alevi-Bektaşilerin "Kabe"si denilebilecek bir yerden geldiğinden doğal olarak çok saygı görüyor ve ne dedi ise ayet gibi doğru olarak kabul ediliyor ve uygulanıyordu.Oysa Lütfü Dede , gerçekte bizim köyde sünnileştirmenin temellerini atan birisi gibi görünüyor bana.Köyümüzde sözgelişi elli yıl önce , tek bir kişi bile namaz kılmaz, camiiye gitmezken, kadınlarımız geleneksel olarak başörtülü ama islami usulde örtünmezken ; onun telkiniyle daha kapalı giyinmeye başlamış , erkekler de yine onun tavsiyesiyle namaz kılmayı bilmedikleri halde cemevinde veya camiiye dede ile birlikte giderek cemaat halinde namaz kılmaya başlamışlardır.Tabii bu arada kadınlarımınız %95'i bugün bile hala namaz kılmayı bilmez.Sadece Kütahya gibi tutucu kentlerde yaşamaya başlayan kadınların bazıları usulünce namaz kılmayı bilir.Yine bu dedenin köye gidip gelmeye başlamasıyla birlikte , ilk defa altmışlı yılların sonu ile yetmişli yılların sonu ile yetmişli yılların başlarında hacca gidenlerde bir artış olmuş.Altmış yetmiş yıl önce birkaç kişi de olsa hacca gidenler çıkmış köyden.Şimdi köyde hacca gitmiş olanların sayısı otuzun üzerindedir ve her yıl köyden ve dışardan , özellikle Almanya'dankilerden ,3-4 hac ziyareti yapan kişiçıkar....Aynı şekilde benim çoçukluğumda bile-ki ben 1970 doğumluyum köyde Ramazan orucu tutanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken şimdi neredeyse köy halkının yarısına yakını oruç tutmaya başlamıştır.Çocukluğumda babamın bakkal dükkanı vardı.Ramazan ayı geldiğinde babam beni bağnaz bir şehir olan Emet'e götürmek istemezdi.Sen orada ekmek ister , su ister, beni de rezil edersin , derdi.Ama bu konuda Gediz daha serbest olduğundan oranın pazarına beni götürmeye çekinmezdi.

Köyümüze ilk resmi imam 1970'li yılların başlarında tayin edilmiş ve bu imam 5-6 senelik bir çalışmadan sonra bir kız meselesi yüzünden köyden kovulmuştur.Ondan sonra iki üç ima daha köye atanmış, ancak sadece Simavlı Ali Emer bir anlamda bizim köylüye uymak suretiyle 1982'de Emet'in Bahatlar Köyü'nden Alevi kökenli bir imam tayin edildi.Bu imam da , suya sabuna dokunmadan 1977 yılına kadar barınabilmiş ve kişisel bir nedenden dolayı köyden tayini istenmiştir.Camiler , tüm bu "sünnileştirme" çabalarına rağmen yine de vakit namazlarında boştur.İmam namazını çok kere yalnız kılar.Her iki camii de , bir ayağı çukurda ihtiyar ve elmayla armudu karıştıran üç beş kişi dışında , sadece Cuma ve bayram namazlarında ancak yarıya kadar dolmaktadır.

Ancak şu da unutmamalı , köyde camiiye bir defa bile adımını atmamış erkek sayısı 10 kişi ya var ya yoktur.Nitekim camiye gitmenin gerekliliğini adeta içselleştirilmiştir.Gitmeyenler de artık kendini suçluluk ve günah psikolojisi içinde hisseder.Tekrar hatırlatmakta yarar var ; bu köyün tamamı Alevi olmasına karşın , köyümüz insanı zamanla , gerek içlerinden çıkan dedeler , gerekse devlet tarafından yürütülen yoğun "sünnileştirme" çabalarının sonucunda ,Sünni-İslam'ın gereklilikleri olan abdest , namaz ,hacca ,gitme ve Ramazan orucu tutma gibi şekilsel ibadetleri Alevi olmanın da bir gereği olarak görme ye , algılamaya başlamış , hatta köy halkından bu ibadetleri yapmayanlar ayıplanır hale gelmiştir.Öte yandan bu insanlar , mümkün olduğunca cemevine de gitmekte olan ibadet ve seremonileri yerine getirmektedirler.Köyümüzde her Alevi köyünde olduğu gibi tavşan eti yenmez.Muharrem ayında 12 veya 17 gün oruç tutulur.Ayrıca köyde heryıl hayır törenlerinde çok coşkulu bir havada geçer.Ramazan ve Kurban bayramları da , Sünnilerin kutladığı gibi köyde senelerdir aynı şekilde kutlanmaktadır.
HÜSEYİN DEMİRTAŞ

Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git